Dolores

 

Dolores, II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde geçen, ikiz dansçılar Sylvin (Imperio) ve Maria (Dolores) üzerinden anlatılan bir hayatta kalma, dönüşüm ve hafıza hikâyesidir.

Oyun, yaşlı Sylvin’in bir bar mekânında geçmişini anlatmasıyla başlar ve seyirciyi 1930’lardan Nazi işgali altındaki Avrupa’ya, oradan direnişe, Berlin’e ve savaş sonrasına taşıyan parçalı bir anlatı kurar. Maria’nın (Dolores) kaybıyla birlikte Sylvin, hem fiziksel hem de kimliksel bir dönüşüm yaşar: Dolores artık yalnızca bir kişi değil, bir bedene sığınan bir hafıza figürüdür. Sylvin, Dolores’i yaşatmak için onun kostümünü giyer, onun hareketlerini bedenine geçirir ve sahnede Dolores olur. Oyun, yaşlı Sylvin’in Maria’yla son bir hayali karşılaşmasıyla, dans ve hafızanın iç içe geçtiği şiirsel bir finalle kapanır. Imperio ve Dolores, tarihsel olarak bire bir biyografik kişiler değildir. Ancak karakterler, 1930–40’larda Avrupa’da dolaşan gerçek dansçı çiftlerden, özellikle Yahudi kökenli, flamenko ve varyete sahnelerinde çalışan sanatçılardan esinlenmiş tiplerdir. Oyundaki diğer bir karakter olan Kurt Baba (Wehrmacht subayı) bireysel bir tarihsel figür değildir. “Nazizme rağmen Alman direnişi” fikrini temsil eden etik bir bileşik karakterdir. Alman entelektüel direnişinin (Heinrich Heine referansı dahil) sembolik taşıyıcısıdır. Oyunun geçtiği mekânlar (Berlin, Krakow, Brody, Reeperbahn) tarihsel olarak tamamen gerçek ve doğru kullanılmıştır.

Getto, bombalamalar, kimlik kontrolleri, Berlin’in çöküşü tarihsel olarak tutarlıdır. Metin bir biyografi değil, tarihsel olarak mümkün ve etik olarak doğru bir “tanıklık kurgusu”dur.

 

Yazarlar Hakkında: 

Yann Guillon, çağdaş Fransız tiyatrosunda tarihsel bellek, tanıklık ve kimlik temalarını merkezine alan yazarlardan biridir. Oyunlarında bireysel yaşam anlatıları ile kolektif tarih arasındaki gerilimi araştırır; özellikle 20. yüzyıl Avrupa’sının travmatik dönemlerini — savaş, soykırım, sürgün, direniş ve aidiyet kaybı — sahne üzerinden yeniden düşünmeye davet eder.

Guillon’un dramaturjik yaklaşımının temelinde, tarihin büyük anlatılarından ziyade bireyin bedeni ve sesi yer alır. Onun metinlerinde beden yalnızca bir karakter taşıyıcısı değil, aynı zamanda hafızanın somutlaştığı bir alandır. Hatırlama, anlatma ve susma hâlleri sahnede fiziksel karşılıklar bulur. Bu nedenle Guillon’un oyunları sıklıkla anlatı tiyatrosu, fiziksel tiyatro ve performatif biçimlerle iç içe ilerler. Yazar, belgesel gerçekliği bire bir yeniden üretmekten bilinçli olarak kaçınır; bunun yerine tarihsel verileri şiirsel, parçalı ve öznel bir anlatı yapısı içinde dönüştürür. Tanıklık, onun tiyatrosunda sabit bir hakikat değil, her an yeniden kurulan kırılgan bir süreçtir. Bu yaklaşım, seyirciyi yalnızca tanık olmaya değil, aynı zamanda etik bir yüzleşmeye davet eder. Guillon’un metinleri, sıklıkla müzik, dans ve sahne hareketiyle birlikte düşünülür. Özellikle bedenin sınırları, yaşlanma, travmanın bedende bıraktığı izler ve belleğin zamansal kırılmaları, onun yazarlığında belirleyici dramaturjik eksenlerdir. Bu yönüyle eserleri, yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda insani ve varoluşsal bir sorgulama alanı açar.

Stéphane Laporte, Fransız tiyatrosu ve müzikli sahne sanatlarında dil, ritim ve sahne müzikalitesi üzerine yoğunlaşan bir yazar ve librettisttir. Çalışmaları, tiyatro metnini yalnızca söylenen sözler bütünü olarak değil, işitsel, ritmik ve bedensel bir yapı olarak ele alan bir anlayışa dayanır. Laporte’un yazarlığında kelimeler, müziğe yakın bir organizasyon içinde kurgulanır. Tekrarlar, ritmik cümle yapıları ve söz–sessizlik dengesi, onun dramaturjisinin ayırt edici özelliklerindendir. Bu nedenle metinleri, müzikli tiyatrodan anlatı tiyatrosuna, biyografik sahneleme biçimlerinden performatif yapımlara kadar geniş bir yelpazede sahnelenmeye uygundur. Özellikle sanatçılar, sahne insanları ve sıra dışı yaşam öyküleri, Laporte’un yazarlığında önemli bir yer tutar. Tarihsel ya da biyografik figürleri idealize etmek yerine, onların kırılganlıklarını, çelişkilerini ve sahne üzerindeki varoluş hâllerini görünür kılar. Anlatıcı figürü, Laporte’un metinlerinde sıkça seyirciyle doğrudan ilişki kuran, sahne ile salon arasındaki mesafeyi bilinçli olarak azaltan bir işleve sahiptir. Laporte’un dramaturjisi, dramatik yoğunluk ile sahne dinamizmi arasında kurduğu dengeyle dikkat çeker. Metinleri, seyircinin duygusal katılımını önceleyen ancak bunu melodramatik bir etkiye kaçmadan gerçekleştiren bir yapı sunar. Bu yönüyle Laporte, çağdaş müzikli tiyatro ve anlatı tiyatrosu arasında köprü kuran yazarlardan biri olarak değerlendirilir.

Yapıt Hakkında

Yazar : Yann Guillon & Stéphane Laporte

Çevirmen : Ebru Kara

Tür : Dram

Bölüm : Tek Perde

Oyuncu Bilgisi : 3 E - 2 K (+1 Müzisyen)

Yeni Yabancı Oyunlar / Türkçe Kategorisine Geri Dön