Rind ve Zahid

Adı Zâhid olan bir babanın Rind isimli bir oğlu vardır. Zâhid, oğlunun eğitimiyle ilgilenmeye ve onu olgun bir birey olarak kendi değerleri ölçüsünde yetiştirmeye başlar. Bu meyanda sürekli oğluna nasihatlerde bulunur. Oğul Rind?in, babasının nasihatlerinin daha açık ve anlaşılır olması yönündeki ilk itirazıyla babası (Zâhid) ile arasında bir münazara başlar. Baba ile oğul arasında geçen konuşmalardan bazıları şiir, şair, şeriat bilimleri, yazı öğrenme gibi bilimsel ve sanatsal konular çerçevesindedir. İkili arasında çiftçilik, ticaretle uğraşma, bir büyüğün/padişahın hizmetinde bulunma gibi bazı mesleklerin tavsiyesi üzerinde de yoğun tartışmalar yaşanır. Rind?in kendini tanıma/bireyselleşme ve olgunlaşma yolunun yolcusu olma azmi sonucunda Zâhid, oğluna yolculuk için izin verir. Fakat Rind, kendisinin hâlen babasına ihtiyacı olduğunu bildirerek babasını da yanında ister. İkili birlikte yolculuğa başlar. Yolculuk esnasında karşılarına çıkan bir bina/mescit, Zâhid babanın oğlunun tekâmülü için uygun gördüğü bir mekândır. Fakat burasının kendi olgunlaşması için uygun bir yer olmadığı görüşünü taşıyan Rind ile babası arasında geçen mekânın uygunluğu eksenli tartışmalardan sonra Rind ve Zâhid tekrar yola koyulurlar. Karşılarına çıkan başka bir bina bu defa Rind?i hoşnut eder; fakat bu binanın Zâhid?in değer yargılarına ters düşen bir harabat/meyhane oluşu aralarındaki tartışmayı alevlendirir. Dramatik aksiyonun yoğun bir şekilde geçtiği bir mekân olan meyhane, Rind?in kendisi için huzur verici bir mekândır. Babası Zâhid ise bu mekândan sıkıldığı ve burayı kendisine uygun bir mekân olarak kabul etmediği için meyhaneyi terk eder. Olay örgüsüne dâhil olan Pîr ile Rind arasında Rind?in kendini bulması, olgunlaşması, dönüşümü ekseninde uzun konuşmalar geçer. Rind Pîr?e meyhanenin içeriği hakkında soru sorar, Pîr de ona cevap verir. Aralarında şarap, saki gibi harabat ile ilgili kavramların tanımlanması, gerçek aşkın ve hakikatin özünün bulunması ile ilgili konuşmalar da cereyan eder. Pîr, meyhanede/harabatta Rind?in tüm sıkıntılarını çözmede yardımcı olur. Pîr, bu mekânda hakikat yolculuğunda bir anlamda yolunu bulmaya çalışan Rind?e kılavuz olur. Meyhaneden çıkmasını beklediği Rind?in geri gelmediğini gören Zâhid meyhaneye gider ve ikili arasında meyhane ve mescit tartışması tekrar başlar. Zâhid ve Rind aralarındaki anlaşmazlığın algısal farklılıktan doğduğunu anlayıp, birbirlerine karşı gelmekten vazgeçip, olgunlaşmış olarak teklik mertebesine ulaşırlar.

Uyarlayanın notları :

Konu, Zâhid (baba) ve Rind (oğul) arasındaki konuşma ve münazaradır. Zahir ve Batın ilimlerinin anlatıldığı eser mistik bir anlayışla kaleme alınmıştır. Eser, Kuran-ı Kerim, Hadis, Fıkıh, Tefsir ve Tasavvuf?a dair bilgiler içerir. Eserde semboller geniş bir yer tutar. Allah?a ibadet ve zühd ile varmayı amaçlayan Zâhid ile Allah?a ancak aşk ve samimiyetle varılacağını savunan Rind arasındaki tartışmayı konu alan sembolik bir eserdir.
Eserde akıl ve gönül temsilcisi olarak sembolleştirilen Zâhid ve Rind?in çatışmaları, bireyin olgunlaşma/kendini tanıma(bulma) yolundaki ruhsal çatışmalarına/mücadelelerine simge değer olmaktadır.
Eserin şahıs kadrosunun iki önemli kişisi olan Zâhid ve Rind, baba ve oğul olarak dramatik aksiyonda yer alır. Zâhid?in oğlunu eğitme amacında oluşu, Rind?in de olgunlaşma yolunda babasından yardım talep etmesi gibi olgular, eserin eğitim öğretim açısından önemini gözler önüne sermektedir. Değer eğitimi açısından bakıldığında Zâhid?in oğlu Rind?in sosyal gelişimi için önce ahlaki gelişimini öncelemesi de ayrıca dikkate şayandır. “Çünkü insanın sosyal gelişmesi genellikle bir ahlaki gelişmeden ibarettir.”

Eser, olgun bireyler yetiştirme olarak tanımlanan ve Jung?un “Yüce Birey” (Jung 2003) olarak adlandırdığı arketipsel sembolizm açısından da önemlidir.

Rind, “acıyı-tatlıyı, iyiyi-kötüyü hoş görür. Üzüntü ve neşe onun katında aynıdır (Pala 1999, 449). Zâhid ise “her işin ancak dış kabuğunda kalabilen, derinlere inmesini beceremeyen, ilim ve imanı dış görünüşüyle anlayan, bunu da ısrarla başkalarına anlatan ve durmandan öğütler verip topluma düzen verdiklerini sanan kişiler olarak ele alınır” (Pala 1999, 577).

Rind ü Zâhid incelenirken eserdeki iki ana kişi olan Rind ve Zâhid?in yanı sıra Rindlik ve Zâhidlik kavramlarına da değinmek gerekmektedir. Rindlik ve Zâhidlik, edebiyatımızda birer mazmun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu kavramlardan Rindlik hep övülen bir davranış iken, Zâhidlik yerilen ve kaçınılan bir davranış biçimi olarak görülmüştür.

Klâsik şiirimizde rind(lik) kavramı, gamsız, neşeli, geniş gönüllü ve dünyaya boş vermiş, eğlence ve sefaya dalmış, hayatın tadını çıkaran bir kişiliği ifade etmek için kullanılır. Bu kavram tasavvuf sistemi içerisinde de zahiren ibadetle meşgul olan riyakâr sofu karşısında açık yürekli ve samimi, zahiri amel yönünden zayıf ancak deruni yönüyle gerçek bir hak aşığı durumundaki kişiyi sembolize eder. Rind, hakiki anlamda yaratılışın hikmetini kavramış kâmil insan olma yolunda belli bir mesafe kat etmiş, dini zahiri/şekli olmaktan ziyade özü yönüyle değerlendiren Rindliğin sembolüdür/kişisidir.

Zâhid (zühd sahibi), ameli manada dinin gereklerini yerine getirmeye çalışan kişidir. Zâhidin/Zâhidliğin olumsuzlanan veya beğenilmeyen yönü, söz konusu amelinin şekilden öteye geçmediği, Allah?a yapılan kullukta onun rızasından öte, cenneti elde etme ve cehennem azabından kurtulma amacı güdüldüğü yönündedir. Oysa hakkıyla sadece Allah?ın rızasını elde etme yolunda yapılacak her amel kişiyi kurtuluşa götürür. Zâhid?in talep ettiği şey, din ve iman esaslarından başka bir şey değildir. Ancak Zâhid bu talepte bulunurken adeta bir yükümlülüğü yerine getirme ve borcunu eda etme endişesi içerisinde hareket eder.

Oysa Rind, bizzat güzelliği yani Hakk?ın kendisini istemektedir. Onun Hak ile olan münasebeti, bir borç yükümlülüğüne bağlı olarak itaat etmekten çok, gerçek ve tek varlık olan Allah?ın muhabbetini elde etmek, onu gönül vasıtası ile hücrelerinde hissetmek ve ondan ayrı olmadığının bilinciyle kendi özünün onun gerçekliğinde eritmektir. Bu yönüyle Allah?a aşk ve muhabbetle bağlı olan Rind?in iman ve ihlâsı, Zâhid?in azaptan korkmak ve mükâfatı ummaktan ibaret olan iman derecesinden daha ileride bir seviyededir. Rindliğin hakikatini bilmek aşkı ve âşıklığın mertebelerini bilmekten geçer (Pürcevâdî 1998, 232).

Rind ve Zâhid birbirinden kopuk, bağımsız ve ay(kı)rı olmayıp bilakis her ikisi, birbirini tamamlayan bir ikili gibidir. Hatta Rind ve Zâhid, insanın tekâmül sürecini tamamlayıcı daha yüksek bir algıya dikkat çekerler.

Karakter ağırlıklı bir anlatı olmakla birlikte, anlatının sahihliğinin sağlanması gerekliliğince, anlatının çevresel mekânları da bulunmaktadır. Rind ü Zahit anlatısında sahne görevindeki bu mekânlar, mekânın algısal yönünün dışında fiziksel kullanımı ile ilgilidir. Rind ü Zâhid anlatısındaki mekân tasvirleri/betimlemeleri “daha çok mekânın içtenlik değeri taşıyan algısal yönü ön plâna çıkarılarak” (Korkmaz ve Deveci 2011, 46) kurgulanmıştır. Şerif Aktaş?ın Avrupai tarz hikâye ve romanlarda mekânın, şahıs kadrosunu teşkil eden insanlar üzerine tesir ettiğine dair görüşleri (Aktaş 1983, 102), Rind ü Zâhid?in mekân yönüyle bu tarz hikâye özelliği taşıması adına ayrıca kayda değerdir.

Kuramsal Bilgi

Mekân ile insan arasında, temeli insanın varoluşundan bu yana atılmış derin bir bağ mevcuttur. İnsanın var oluşu ve varlığının konumlandığı yer olan mekân, bir varlık sahnesidir. Coğrafik olarak insanın ayağının yere basması ve varlık âleminde yer edinmesi için gerekli unsurlardan biri olan mekân, kişi-yer birlikteliğinin vazgeçilmez öğesidir. Doğal veya yapay olsun, varlık âlemindeki mekânların imgesel ve simgesel düzlemde iletişim halinde oldukları tüm varlıklarla, özelde insanlarla önemli etkileşimleri vardır. “Mekânların dinsel, sosyal, kültürel, sanatsal hatta siyasal kimlikleri vardır ve bu kimliklerin imgesel ve simgesel içerikleri, onlarla ilişkide olan insanların kimliklerinin oluşmasında önemli etkilere sahiptirler” (Narlı 2007, 30). Kurmaca/tahkiyeye dayalı eserlerde vaka; hakiki, kurmaca ya da hayali bile olsa mekâna ihtiyaç duyar. Mekânlar, öykü açısından bir sahne görevi görür (Alver 2006, 39). Olay örgüsüne/vakaya ve onu meydana getiren vaka parçacıklarına sahne olan mekân, şahıslardan ayrı düşünülemez (Aktaş 1983, 99).

Eserlerdeki mekân, çevre tasviri ve tanıtım amaçlı olabildiği gibi işlevsel nitelikte de olabilir. Metinlerde mekân unsuru, olayların meydana geldiği çevreyi tanıtmak, olayların vukuu için atmosfer/ortam yaratmak ve kurmaca eserdeki kahramanları çizmek/yaratmak gibi çeşitli amaçlarla kullanılabilir. Mekân, fonksiyonel olarak kahramanın olay içindeki duruşudur. İnsan yaşadığı yere benzediği gibi, insanın yaşadığı yer de insana benzer. İnsan yaşadığı yeri kendisine benzetir ya da mekân/yaşanılan yer insanı kendisine benzetir (Göka 2001, 9).
Her durum için ister özne ister nesne olsun, mekân ve insan birbirinden ayrılmaz iki parçadır. Mekân, fiziki çevrenin ve fiziki gerçekliğin yansıtılması için değil aslında derindeki iç gerçekliğin ortaya konulmasına zemin olur. Mekânlar, anlatmaya dayalı eserlerde kahramanların dışardaki içerdelikleridir. “Kişi, artık dışarısının fenomenolojisine aittir” (Bachelard 2008, 289). Anlatılardaki mekân tasvirleri sayesinde kişilerin ruhsal durumları gösterilir. Anlatının hayat bulduğu mekân kişilerin çevresidir. Kahramanların yaşadıkları çevrelerin tasvir edilmesi aslında o kişilerin ruhsal durumlarının kodlarının çözülmesidir. Mekân tasvirleri, “Kişilerin düz değişmeceli ya da eğretilemeli dışavurumları olarak görülebilir. İnsanın yaşadığı ev, kendisinin bir uzantısıdır.

Evini betimlemekle o kişiyi betimlemiş olursunuz” (Wellek ve Warren 2011, 261). Mekânlar, anlatı kahramanlarının, içsel serüvenin uzantısıdır. Kişilerin mekânını/evini tasvir etmek, tanıtmak ve söz konusu mekân hakkında yorum yapmak aslında kişileri tanıtmak demektir.

Eserlerin şahıs kadrosunun oluşmasında önemli bir rolü olan Algısal Mekânlar “kişi-yer ilişkisini sorunsal açıdan yansıtan, dönüştürülmüş, yerlerdir. Yalnızca topografik bir yer değil, anlam üreten, kişinin iç dünyasını yansıtan bir değerdir” (Korkmaz 2007, 403). Algısal mekânlar, iki yönlüdür. Birinci yön mekânın kapalılığı, ikinci yön ise mekânın açıklığıdır. Kapalı mekânlar; labirent/dar mekânlardır. Kapalı mekânlar; etrafı çevrili, fiziksel çerçevelerle kapalı/dar mekânlar değillerdir. Kapalılık/darlık/labirentlik durumu, kişinin o mekândaki ruh haliyle bağlantılıdır. Her tarafı açık bir mekân kişinin ruh haline bağlı olarak daralabilir. Algısal mekân anlayışında “fiziksel boyutlar değil, anlatı karakterinin o andaki ruhsal durumu, bağlamı ve mekânı nasıl algıladığı belirleyici unsurdur” (Korkmaz 2007, 403).

Kapalı mekânlar kişiyi dıştan içe doğru kuşatan bir özellik taşırlar. Açık mekânlar; sınırları sonsuza açılan, geniş mekânlardır. Bu mekânlar içtenlik, mekânı içten dışa doğru çeviren bir niteliktedir. Bu mekânlarda kişi, kendisiyle, çevresi ve bütün evrenle uyumludur. Kapalı ve dar mekânlar nasıl çatışma mekânları ise, açık ve geniş mekânlar da uyumun ve huzurun mekânıdır (Korkmaz 2007, 411). “Her ne yaratılmışsa güzeldir. Koyduğu her kaide en güzel üslupladır. İyi ve kötüyü yapan tabiatların zıtlığıdır” (Fuzûlî 2001, 41).

Fuzûlî?nin Rind ü Zâhid isimli eserinde de savunduğu gibi, varlıkların tabiat olarak zıtlıklarına, insanların psikolojik durumlarına, sosyolojik çevrelerine, aile yaşantılarından ve felsefi görüşlerine bağlı olarak mekân anlayışı ve mekâna mana yükleme değişiklik arz eder. Tabiatlerin/karakterlerin zıtlığı, bireysel farklılıkların doğuşudur. Tabiat olayları, olguları ve mekânlar, karakterlerin onlara mana yüklemelerine göre değer kazanır. Zıt tabiatlar aynı durumu/mekânı zıt bir şekilde algılar. Algı farkı, değerlendirme ile ilişkilidir. Her değerlendirme bir kişiselliği gündeme getirir. Bir mekân hakkında yapılan farklı değerlendirmeler kişi mekân arasındaki algısal düzlemdeki farklılıkları kapsar. Birine göre iyi olan bir mekân başkasına göre kötü bir mekân olabilir. Farklı iki mekânın aslında bir olmalarına rağmen algısal düzlemde farklıymış gibi algılanması, bireylerin her birinin farklı kişilik özelliklerini taşıması gerçeğinden kaynaklanır. Bir kavrama yüklenen mana algısal farklılıktan kaynaklanır. Kişisel özelliklerin görüntü seviyeleri mekânın algısal olarak incelenmesi ile birebir bağlantılıdır.

 

 

Yazar ; Fuzûlî
Çeviren, kaynak : Sâlim -1804
Uyarlayan : Suzan Arslan
Tür : Dram
Bölüm : 2 perde
Oyuncu adedi: 5 Erkek

 

 

Yapıt Hakkında

Yazar : Fuzûlî Çeviren

Tür : Dram

Bölüm : 2 Perde

Oyuncu Bilgisi : 5 Erkek

Yeni Yerli Oyunlar Kategorisine Geri Dön