Hayy bin Yakzân / Ruhun Uyanışı 

Romanın kahramanı Hay, bütün ömrünü kimsesiz bir adada geçirmektedir. Bir varsayıma göre ıssız adada toprağın mayalanması sonucu kendiliğinden türemiştir. Bir ceylan tarafından beslenip büyütülen Hay, elli yıl içinde duyulur dünyanın yalın gerçeklerinden adım adım en yüce gerçekliğe, Tanrı’ya ulaşır. Bu uzun süreç içerisinde Hay, Tanrı’nın “dıştaki delilleri”, göstergeleri olan evreni, varlık kitabını gözlem ve deneylerle, kıyaslamalar ve akıl yürütmelerle çözer, varoluş nedenlerini, anlamlarını, Tanrı ile olan bağıntılarını kavrar. Aklın imkânlarını sonuna kadar kullanmasından, sıkı bir rizayetle kalbini arıtmasından sonra müşahedeye, ‘Yetkin İnsan’ aşamasına ulaşır. Yetkin insan aşamasına ulaşan Hay, uzlete çekilmek amacıyla adasına gelen Absal ile karşılaşır. Absal, sufi eğilimli olmakla birlikte ilhama dayalı inancı, yolu simgelemektedir. Hay’ın konuşmayı öğrenmesinden sonra birbirlerine serüvenlerini, sahip oldukları bilgileri anlatırlar. Hay, Absal’ın aktardığı bütün bilgileri onaylar, yolun emir ve yasakları ile kendisini yükümlü kılar. Çünkü iki bilgi arasında bir aykırılık yoktur. İki bilgi, aynı gerçekliğin farklı iki formundan başka bir şey değildir.

Üçüncü tezin kanıtlanması Hay’ın toplumsal bir sınavdan geçmesini gerektirmektedir. Absal, yaşadığı ada halkının durumundan söz edince Hay, oraya giderek insanları uyarmaya, ulaştığı gerçekleri onlara aktarmaya karar verir. Birlikte Absal’ın adasına giderler. Hay insanlara dünyanın gerçek yüzünü, dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden başka bir şey olmadığını, asıl olanın aslına dönmek olduğunu anlatmaya çalışırsa da bütün emekleri boşa gider. Çünkü insanların yapısı, yaratılışı, yetenekleri farklıdır ve yüce gerçekliklere ancak az sayıdaki üstün yaratılışlı insanlar ulaşabilirler. Bu gerçeği anladıktan sonra Hay, Absal ile birlikte adasına döner ve hayatlarını kendilerince sürdürürler.

Düşünceler :

Hayy bin Yakzân, İslam dünyasından daha fazla Batı’da etkili olmuştur. 15. Yüzyılda ilk latince çevirisinden sonra, zaman içinde birçok çevirileri yapılan Hayy bin Yakzân’ı Hollanda diline çeviren ve eserden büyük bir hayranlıkla bahseden Spinoza’dan başlayarak 17. Ve 18. Yüzyılın batılı filozofları, onun açtığı çığırdan, aydınlattığı evren ve insan algısından etkilenerek görüşlerini dile getirdiler. Ada romanı olarak adlandırılan türün ortaya çıkmasında Hayy bin Yakzân’ın öncü ve ilham verici bir eser olduğu bilinmektedir. Thomas More Ütopya’yı, Francis Bacon Yeni Atlantis’ i ve Daniel Defoe da Robinson Crusoe yazarken hep ondan etkilendiler ve ilham aldılar.

Hay bin Yakzan, tabiatı gereği sembolik öğelerin oldukça fazla olduğu bir eserdir. İbn Tufeyl, romanın felsefi yüklemini olaylar aracılığı ile olabildiğince yalınlaştırmış olsa bile, birtakım bilgilerin ehli olmayanlara ulaşmasını engelleme düşüncesi ile örtük bir anlatım yolunu tutmuştur. Bu nedenle romanın ve mesajının kavranabilmesi için, mahremiyetini fazla kurcalamadan, bazı ön bilgiler vermeyi yararlı görmüştür.

İbn Tufeyl, Hay bin Yakzan ile zamanında büyük tartışmalara yol açan üç sorunu çözümlemeyi amaçlamaktadır:
1 — İnsan kendi başına, hiçbir eğitim ve öğretim görmeksizin, doğayı inceleyerek düşünme yoluyla “insan-ı kâmil” aşamasına ulaşabilir, başka bir deyişle insani nefs, faal akılla birleşebilir.
2 — Gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgiler, ilham yoluyla gelen bilgilerle çelişmez, yani felsefe ile tasavvuf arasında tam bir uygunluk vardır.
3 — Mutlak bilgilere ulaşmak bütün insanların üstesinden gelebileceği bir şey değildir. Yüce gerçekliklere ulaşmak bireysel bir olaydır.

Hay bin Yakzan, insanın kendi başına “insan-ı kâmil” (tamamlanmış, yetkin insan) aşamasına ulaşabileceğini kanıtlamaktadır.

Merakeşi, Hay bin Yakzan’ın filozoflara göre insanın kökenini göstermek amacı ile yazıldığını söyler. Romana bu açıdan bakılınca Hay bin Yakzan’ın dünyaya gelişi konusundaki iki varsayımdan birinciyi, yani “kendinden türeme (devir)”yi esas almak gerekir.
Carra de Vaux’ya göre de İbn Tufeyl bu romanıyla skolastik yeni Eflatunculuğun tabiat ve akla uygun olduğunu göstermek istemiştir. Filozof doğmuş bir adam hiçbir öğrenim görmeden aklı ve doğanın tecrübe ve ilhamlarıyla yeni Eflatuncu doktrine rahatlıkla ulaşabilir. Yeni Eflatunculuk yakıştırması bir yana bırakılırsa bu yaklaşımın da romanda kendisine bir yer bulacağını söylemek mümkündür.
Ibn Tufeyl, Hay bin Yakzan’da, Hay bin Yakzan’ın hayat deneyimi dolayısıyla doğal, sıcak, kendisi ve çevresiyle barış içinde, evrenin düzeni ile uyumlu ve birlikle yüklü ideal bir hayat biçimini somutlaştırmaktadır. Bizce romanın üzerinde en çok durulması, düşünülmesi gereken yanlarından birisi budur. Hay’ın sergilediği yaşama biçimine bugün artık tamamen yabancı olduğumuzu söylemeye gerek yok. Ne ki, bunun öğünülebilecek bir şey olduğunu söylemek çok zor, hatta mümkün değildir.
Garaudy, Hay bin Yakzan’ın anlam ve önemini şöyle dile getirir: “Felsefe ve tasavvufun, bütünlüğü içinde düşünce ile hayatın, ilim ile inancın birliğini gösteren Ibn Tufeyl’in felsefi romanı İnsan, Tabiat ve Yaratıcı arasındaki ilişkilerin bilincine varılması ve yaratılması hususunda felsefeye Heraklit ve Empedokles’den bu yana 16 asırdan beri Batıda kaybetmiş olduğu tüm boyutları iade ediyor.”

Etkisi

Dünyada felsefi romanın olduğu kadar Robinsonad/adasal roman türünün de ilk örneği olan Hay bin Yakzan, Batıda 14. yüzyıldan başlayarak büyük yankılar uyandırmış, en çok okunan kitaplardan birisi olmuştur. Hatta İzmirli İsmail Hakkı’nın söylediğine göre İngiltere’de “Kuaker”ler denilen bir Hıristiyan mezhebinin bağlıları tarafından bir ahlak kitabı olarak kabul edilmiştir.

Hay bin Yakzan, 14. yüzyılda Narbonne’lu Musa tarafından Ibraniceye çevrilir ve şerhedilir. Latinceye ilk çevirisi de 15. yüzyılda Pico della Mirándola tarafından yapılır. E. Pococke da Latinceye ikinci çevirisini yapar kitabın. Bu çeviri Arapça metni ile birlikte ilkin 1671’de, daha sonra da 1700 yılında Oxford’da yayınlanır. İngilizceye ilk çeviriyi Pococke’un Latince çevirisinden Asch wel ile George Keit yapmışlardır. Simón Ockley ise Hay bin Yakzan’ı 1711 yılında Arapça aslından İngilizceye çevirerek yayınlar.Romanın Hollanda diline yapılan çevirisi ilk olarak 1672 yılında Amsterdam’da yayınlanır. Aynı çeviri ikinci defa 1701 yılında Rotterdam’da basılır. Roman, “İbn Tufeyl’in Felsefi Romanı” “Hay bin Yakzan’ın Hayata”, “Kendikendine Felsefe”, “Doğa Adamı”, “Ruhun Uyanışı” ve “Doğu Hikmetinin Sırları” gibi değişik adlarla Fransızca, Almanca, Rusça ve İspanyolca gibi diğer Avrupa dillerine de çevrilmiştir.
Hay bin Yakzan Batıda birçok sanatçı ve düşünürü etkilemiş, onların sanat ve düşüncelerinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. “Batıda tesiri çok büyük oldu. Onun birçok taklitleri yazıldı” diyen Hilmi Ziya Ülken bunların en tanınmışlarından birisi olarak çağdaş Batı felsefesinin kurucularından olan Francis Bacon’ı ve eseri Yeni Atlantis’i zikretmektedir.

Rousseau’nun Emil’ine, Thomas Morus’un Ütopya’sına, Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’suna Hay bin Yakzan’m çocuğu gözü ile bakanların sayısı hiç de az değildir. Batının büyük filozofu Spinoza da kendi felsefesini kurarken büyük ölçüde Hay bin Yakzan’dan aldıklarına dayanmıştır.

Akşit Göktürk, Edebiyatta Ada isimli çalışmasında ibn Tufeyl’in etkileri konusunda şöyle der: “Onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda büyük ilgi uyandırmış olan Hay bin Yakzan’ın bu yüzyıllarda gelişen Robinsonad edebiyatı üzerinde büyük etkisi olduğu apaçıktır.”

Bilindiği gibi Robinson Crusoe’àan sonra Batıda “Robinsonad” ya da “Adasal Roman” diye adlandırılan bir tür ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Hay bin Yakzan ile Robinson Crusoe arasındaki ilgi özel bir önem taşımaktadır.
Birçok araştırmacı ve yazar gibi Carra de Vaux da Daniel Defoe’nun ibn Tufeyl’den etkilendiğini söylemektedir. Vaux, Les penseurs de Elslame adlı eserinde bu husustaki düşüncelerini şöyle dile getirir: “Robinson’daki fikirler, ahlak anlayışı, sistemler, her şey apaçık kanıtlıyor ki, Daniel Defoe, İbn Tufeyl tarafından yazılan romanın Latince tercümesinden esaslı biçimde etkilenmiş ve esinlenmiştir.”
Şurası bir gerçektir ki, İbn Tufeyl Hay bin Yakzan ile ortaya bir “ilk örnek”, son derece güzel ve özgün bir roman şeması koymuştur. İbn Tufeyl’den etkilenenler bu roman şemasını alarak geliştirmişler, kendilerine özgü düşünce ve yaklaşımlarla romanı yeniden inşa etmişlerdir. Bu nedenle kahramanların dünya görüşleri, yaşama biçimleri arasındaki fark, bu temel gerçeği değiştiremez.
Hay bin Yakzan’ın bizdeki etkilerinden söz etmek mümkün değil. Çünkü biz ne Ibn Tufeyl’i, ne de eserini tanıyoruz. Batılılaşma süreci içinde “düşünsel bir göç”, “ruhsal bir uyruk değişimi” olayı yaşayan aydınımızı değerlendirirken Sait Halim Paşa bunların “Bilgisizliğin en kötüsüne, kendini bilmeme”ye düştüğünü söylüyor.

Gerçekten de aydınımız toplumumuzun ahlaki ve manevi hayatını, toplumsal ve siyasal geleneğini, kaynaklarını, anlayışını, kısaca toplumun dehasını temsil eden, ulusal varlığını, düşüncesini, kültür ve sanatını kuran değerleri küçümsemiş, aşağılamış, bunları araştırma ve inceleme gereği duymamıştır.

İşte bunun en somut örneklerinden birisini İbn Tufeyl ve eseri karşısındaki durumumuz oluşturmaktadır. Hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilen bu roman, düşünsel katkıları yanında, aynı kültür ve inanç düzleminde yer aldığımız için özgün Türk romanının oluşmasında önemli bir görevi yerine getirebileceği halde bugüne kadar gün ışığına çıkarılamamıştır.

 

Eser : İbn Tufeyl
Uyarlayan : Suzan Arslan
Tür : Felsefi
Bölüm : İki Perde
Oyuncu adedi : 3 Erkek

 

 

Yapıt Hakkında

Yazar : İbn Tufeyl

Tür : Felsefi

Bölüm : 2 Perde

Oyuncu Bilgisi : 3 Erkek

Yeni Yerli Oyunlar Kategorisine Geri Dön