Yapıt Hakkında

Ünlü romancı ve gazeteci Necip Kunter karlı bir günde Pendik’te yeni aldığı köşküne gitmek için yola çıkmıştır. Cilalı gibi buzlanmış yokuşu güçlükle çıkar. Biryandan da böyle bir havada yola çıktığı için kendisine kızmaktadır. Bahar gelmeden önce köşkün onarımını yaptırmak istemektedir. Bu köşk onun için bir sığınak olacaktır. Çünkü yalnızlığa ve sessizliğe ihtiyacı vardır. Burada ağaçlar ve çiçekler arasında yeni romanını yazacaktır.

Otuz beş yaşında bekâr bir erkektir. Oldukça yakışıklıdır. Bu yaşına kadar sevmiş sevilmiş, para kazanmış ve kaybetmiş, aldanmış aldatılmış kısacası hayatın her türlü zevkini ve acısını tatmıştır. Şimdi ise içinde büyük bir bıkkınlık ve boşluk vardır. Bundan sonra en büyük zevki çalışmak olacaktır.

Yokuşu tırmanırken soğuktan nefesi tıkanır. Kapıya geldiğinde Ali’yi evde bulmak onu çok sevindirir Ali eski ev sahiplerinin emekli bir uşağıdır. Onların yanında yıllarca çalışmış, onları pek sevmiştir

Öğleden sonra kar şiddetini arttırır. Necip bu durumda İstanbul’a dönmekten vazgeçer. Burası çok güzel ve sesizdir. Tam roman yazılacak yerdir. İlham perileri başının çevresinde dolanmaya başlamıştır bile. Fakat köşkte kâğıt yoktur. Oda ise soğumaya başlamıştır. Ali, yakacak çalı çırpı kalmadığını ancak tavan arasındaki gazete ve kitapları yakabileceklerini söyler. Zaten evin hanımı da giderken bunları ocakta yakmasını istemiştir. Ocağa attıkları kâğıt yığını arasında öğrenci defterleri, Türkçe ve Fransızca okul kitapları, artist resimleri, paket halinde mektuplar, kurutulmuş çiçekler, kartpostallar kısacası bir kız çocuğunun okul hayatını ve gençlik yıllarını dolduran her şey vardır. Birden bu kâğıt tomarların arasından yeşil kaplı bir defter Necip’in ayaklarının dibine düşer. Bu bir hatıra defteridir.

Necip biraz tereddütten sonra defteri ocağa atmaktan vazgeçer.

Defter, Gülseren isimli bir genç kıza aittir. Yatılı okula gönderilmekten şikâyetçidir. Evi, annesi ve kız kardeşi olduğundan söz etmektedir. Üvey de olsa onu seven bir babası vardır. Kızını görmeden genç yaşta ölen babasının ona bıraktığı parası vardır. Bütün bunlara rağmen annesi ve kardeşi Betül onu ısrarla evden uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Annesi onun Kandilli Kız Lisesi’nde okumasını istemektedir. Boğaz havasının ona yaradığını bu nedenle onu yatılı vereceğini söylemektedir. Betül de onu kışkırtmaktadır. Annesinin ve kardeşi Betül’ün onu niçin istemediklerini, sevmediklerini anlayamamaktadır.

Necip defteri kapar. Bu defterde bir genç kızın aşk hikâyesiyle karşılaşacağını beklerken bambaşka bir konuyla karşılaşmıştır. Lise son sınıfta 17-18 yaşlarında bir genç kız ailevi sorunlarını bu deftere dökmüştür. Hem de zavallı kız bir üvey anneden değil de kendi öz annesinden şikâyetçidir.

Adı Gülseren olan bu kız belki de şimdi evlenmiş, çocuk sahibi olmuştur. Defteri yaktırmak isteyişinin nedeni de budur mutlaka. Defterin başkalarının eline geçmesini istememektedir.

Gülseren annesinin büyük kızı olduğu halde niçin onu değil de Betül’ü daha çok sevdiğini anlayamadığını yazmıştır. Babasız olduğu için onu daha çok koruması gerekirken o küçük kızına olan aşırı düşkünlüğünü açıkça belli etmektedir.

Dadısının anlattığına göre, annesi fakir bir ailenin güzel bir kızıdır. Okumaktan çok gezmeye ve eğlenceye düşkündür. Lüks yaşamdan hoşlanmaktadır. Mecdi Bey adında bir maliye memurunu sevdiği halde, zengin bir mühendis uğruna aşkını çiğneyip geçmiştir. Bu zengin mühendis Gülseren’in babasıdır. Annesi, babasını hiç sevmemiş, hatta ondan nefret etmiştir. Onunla parası için evlenmiş, bu parayla lüks içinde yaşamaktan hiç çekinmemiştir. Gülseren’e hamile kalınca onu aldırmak istemiş, fakat babasının ısrarları hatta tehditleri karşısında bunu yapamamıştır. Başka konularda gereğinden fazla kibar olan babası, doğacak çocuğu söz konusu olunca çok sertleşmiştir. Karı koca arasındaki bu çekişmeler Gülseren doğduktan sonra da sürmüştür. Zavallı babası genç yaşta ölmüştür. Gülseren bu ölümde annesinin de suçu olduğunu düşünmektedir.

Babası ölünce annesi hemen sevdiği adamla evlenmiş, kocasının bıraktığı parayla rahat bir hayat sürmeye başlamışlardır. Belki babasının sağlığında da annesi Mecdi Bey’le ilişkisini sürdürmüştür. Gülseren bunu düşünmek bile istemez.

Mecdi Bey iyi kalpli bir insandır. Babasının hatırasına annesinden daha fazla saygı göstermektedir. Bugünkü rahat yaşamını ona borçlu olduğunun bilincindedir. Bu nedenle de Gülseren’i sevip, korumaktadır.

Betül’ün doğuşu annesini göklere çıkarmıştır. “Aşkımın çocuğu” dediği ikinci kızını delice sevmiştir. Betül, Gülseren’den iki yaş küçüktür. Babasına çok benzemektedir. Gülseren de annesinin bir modeli gibidir. Annesi hiçbir şeyden mutlu olamamaktadır. Sevdiği adama bile inanamamaktadır. Mecdi Bey ise onun gözünün içine bakmaktadır. Annesinin tek güvendiği ve sevdiği kişi kızı Betül’dür. Onu kucağından indirmemekte sevgisiyle çocuğu adeta boğmaktadır. Gülseren’i ise yanından kovmaktadır. Böyle anlarda Gülseren odasına kapanıp gizlice ağlamaktadır. Annesi onu sevmese bile o annesini ve Betül’ü çok sevmektedir.

Necip Kunter, yeşil kaplı defterin etkisinden kendisini kurtaramamıştır. Ona göre defterde yazılanlar okunmaya değerdir.

Dışarıda fırtına şiddetini arttırmış, camlara vuran buz parçaları irileşmiştir.

Necip Kunter, sevimli bir öğrencisinin yazısını inceleyen bir hoca ilgisiyle bu yabancı kızın hatıra defterini okumasını sürdürür.

Kız, annesinin babasını sevmediği için onu da sevmediğini düşünmektedir. Ama kardeşi Betül’ün ona karşı olan hırçınlığına bir anlam verememektedir.

Betül’e ait ilk hatırası kırılan bir bebektir.

Mecdi Bey bir akşam ikisine de eş birer bebek getirmiştir. İkisi de bebekleri çok sevmiş, gece onlarla uyumuşlardır. Ertesi gün Betül, bebeğini havuza atıp parçalar sonra da “ben bu çirkin bebeği istemiyorum” diye ağlamaya başlar. Bunun üzerine annesi onun bebeğini alarak Betül’e verir. Gülseren bebeği vermek istemeyince de yanağına iki tokat atar. Bu evdeki her şeyin Betül’ün olduğunu bebekleri de onlara Betül’ün babasının aldığını söyler.

Evin çalışanları, özellikle de onu kendi kızı gibi seven emektar uşak Ali Gülseren’in düştüğü duruma çok üzülmektedirler.

Pendik’teki evlerinin yanındaki köşke yaz mevsimi için bir aile taşınmıştır. O yıllarda Gülseren 10, Betül ise 8 yaşındadır. Komşularının ise onlardan biraz daha büyük Nebil adında bir oğulları vardır. Nebil onlara birçok oyun öğretmiştir. Bir gün Betül onunla da kavga eder, kıskançlıktan her türlü hainliği yapar. Gülseren’e de saldırıp yüzünü gözünü tırmalar. Annesi de yine Gülseren’e kızıp, Nebil’i evden kovar.

Daha sonra Nebil’in annesiyle Mecdi Bey çocukları barıştırsa da Nebil artık Betül’le oynamaz. Bu durum ise Betül’ün hırçınlığını iyice arttırır.

Üç yıl sonra onlar yine yazlık için komşu köşke gelirler. Fakat Nebil’in Betül’e soğuk davranması annelerini çok kızdırır ve Gülseren’in onunla görüşmesini yasaklar.

Bütün bunlar çocukluğa ait ufak tefek olaylardır. Bunlardan daha acıları ise hep olacaktır.

Betül’ün kıskançlığının nedenlerinden biri Gülseren’in çok güzel, kendisinin de çirkin bir kız olmasıdır. Ayrıca Gülseren babasından kalan miras nedeniyle çok da zengindir

Gülseren ise güzelliğini de zenginliğini de kardeşine vermeye razıdır. Yeter ki annesi ve kardeşi onu sevip iyi davransınlar.

…….

Necip Kunter, okumayı kesip karın yağışını seyretmeye koyulur. Birden alt kattan ince bir hıçkırık sesi duyulur. Bu genç bir kızın ağlama sesine benzemektedir. Ses, Ali’yle konuşmakta ve çok üşüdüğünü söylemektedir. Genç kız evi görmek, Ali’yle dertleşmek için yola çıktığını fakat yolda tipiye yakalandığını söylemektedir. Donmak üzereyken güçlükle köşke ulaşmıştır. Hıçkırıklar arasında derdini anlatmaya çalışırken baygınlık geçirir.

Bu duruma seyirci kalınamayacağını düşünen Necip yardıma gelir. Kızcağızı yukarıdaki sıcak odaya taşırlar. Kollarını ve başını kolonyayla ovup ayıltmaya çalışırlar. Yavaş yavaş kendisine gelen kız hıçkırıklar arasında kendisine iftira atıldığını anlatmaya çalışır. Kardeşinin kocası ona sarkıntılık etmiştir. Fakat hiç kimse onun masum olduğuna inanmamakta, tersine onu suçlamaktadırlar. Ali ise onu teselli etmeye çalışmaktadır. Kız Necip’i doktor sanmıştır ve onun sözünü dinlemektedir. Birazdan uykuya dalar.

Bu genç kızın güzelliği Necip’i etkisi altına almıştır. Ali onun bu evin eski sahibinin kızı olan Gülseren Hanım olduğunu söyler. Necip, yeşil kaplı defterin sahibinin bu genç kız olduğunu öğrenince defteri telaşla paltosunun altına saklar. Hem bu defteri okuduğu için kendinden utanır hem de artık bu güzel kızın yazdıklarına ilgisiz kalamayacağını düşünür.

Gülseren’e bir baba şefkatiyle hizmet eden Ali onun melek gibi bir kız olduğunu söyler. Annesi ve kardeşinin onu ezdiklerini anlatır. Annesi Gülseren’e babasından kalan bu köşkü satmıştır. Zavallı kız bütün bu haksızlıklara hiç ses çıkarmamaktadır.

Necip, güzelliğine hayran olduğu bu genç kızın kendisinin doktor değil de bu köşkün yeni sahibi olduğunu öğrenip utanmaması için sabah erkenden o uyanmadan köşkü terk eder.

Necip, annesi ve kardeşi Vildan’la birlikte geniş bir evde oturmaktadır. Eve geldiğinde müzik sesi ve Vildan’ın arkadaşlarıyla karşılaşır. Bunlar üniversiteden arkadaşları, genç doktorlar, avukatlar, sanatçılardır. Hepsi Necip’i çok sevmekte onun da toplantılarına katılmasını istemektedirler. Fakat Necip kendisini onların yanında çok yaşlı hissetmektedir. Onları eğlendirip, heyecanlandıran şeyler ona zevk vermemektedir. Onun gençliği daha çok siyasi sohbetler yaparken şimdiki gençler farklı şeylerden zevk almaktadır. Onlar erkek erkeğe toplanırken şimdiki gençler kadın erkek birlikte eğlenmektedir. Danslar, şakalar, senli benli konuşmalar…

Necip ise kadınları bir türlü arkadaş olarak görmemekte onlarla teklifsiz konuşmalar yapamamaktadır. Onların kadın, kendisinin erkek olduğunu bir türlü aklından çıkaramamaktadır. Bu nedenle de kadınlara karşı saygılı ve koruyucu davranmaktadır. Bu durum ise Vildan’ın kız arkadaşlarının çok hoşuna gitmektedir. Onların çoğu Necip’e âşıktır.

Necip gençlerin eğlencesine katılmayarak odasına çekilir. Divana uzanarak onda iyice merak uyandıran hatıra defterini okumaya koyulur. Yarım kalan sayfa şu cümleyle başlamaktadır.

“Evin dışında beni herkes seviyor. Arkadaşlarım, hocalarım herkes…”

Gülseren okulda her eğlencede vardır. Her müsamerede ona bir rol verilmektedir. Hilâl bütün sorunlarını bilen en yakın arkadaşıdır. Onu hep avutmaya çalışır. Gülseren de onun sözünü dinleyerek çevresindekilere karşı üzüntüsünü belli etmez. Annesinin yeni çıkardığı bir adeti bile hoş görmeye çalışır. Annesi kardeşinin eski elbiselerini Gülseren’e giydirmeye başlamıştır. O ise bu duruma aldırmayarak elbiseleri üstüne göre dikmeye çalışır. Betül’ün beğenmeyip attığı elbiseler onun üzerinde çok beğenilmektedir.

Yatılı okulda okuduğuna eskiden çok üzülürken şimdi ise evden uzaklaştığı için çok memnundur. Annesi eziyetin dozunu arttırmış, hizmetçilerin yapması gereken işleri bile ondan bekler olmuştur.

Gülseren üniversiteye gidip kimya okumayı planlamaktadır. Bir gece yalnız kaldıklarında bu düşüncesini üvey babasına açar. Adamcağız çok sevinmiştir. Gülseren’e sevinirken Betül’ün durumu ise onu çok üzmektedir. Betül’ün güzel olmadığını, zengin de olmadıklarını üstelik derslerinin de kötü olduğunu düşünüp üzülmektedir. İngiliz okuluna gittiği halde iki kelime İngilizce konuşamamaktadır. Annesinin onu şımartarak kızına kötülük ettiğini düşünmektedir. Betül 16 yaşına gelmiştir, ama en ufak bir sorumluluk duygusu taşımamaktadır. Onun kaprislerini, masraflarını karşılamak için annesi Gülseren’le ortak olan malların hissesini satmaktadır. Gülseren’e ait payı satmasını ise Mecdi Bey engellemektedir.

Bütün bu olaylar karşısında yatılı okul Gülseren için en hayırlısıdır.

Annesinin onu yatılı okula gönderme nedenlerinden biri de Nebil’dir. Nebil 22’sine gelmiş yükseköğrenimini yapmakta olan yakışıklı bir delikanlıdır. Tek suçu Gülseren’e ilgi duymaktır. Fakat Betül’ün kıskançlık krizleri ve annesinin baskısı Gülseren’le arasındaki dostluğu engellemiştir. Annesi Nebil’le görüşmesini yasaklamıştır.

Bir hafta sonu eve geldiğinde Nebil’le annesini orada bulur. Gramofon çalmakta Betül’le Nebil dans etmektedir.

Birgün Nebil’le karşılaşır. Aynı vapura binerler ve Kandilli’ye kadar konuşurlar. Nebil Yüksek Ticaret okumaktadır. Babası çok zengin bir fabrikatör olduğu halde tek amacı ondan daha çok para kazanmak olan hırslı bir gençtir. Hayatta iki isteği olduğunu söyler. Biri Gülseren’le evlenmek, diğeri çok zengin olmak. Gülseren’in üniversiteye gitme isteğiyle de alay etmektedir. Güzel ve zengin olduğunu üniversite tahsiline ihtiyacı olmadığını söyler. Gülseren ise o serveti kardeşiyle bölüşeceğini hatta gerekirse hepsini ona vereceğini söyler. Nebil bu sözlere de karşı çıkar. Onların elinden çektiğin yetmiyormuş gibi şimdi de paranı mı veriyorsun diye alay eder.

Gülseren bu çok sevdiği çocukluk arkadaşına karşı öfke ve nefretle dolmuştur. Yıllar Nebil’i ne kadar değiştirmiştir.

Bir gün yaşlı bir kadınla bir kız çocuğu onu okula ziyarete gelir. Gelen kadın varlığını bile bilmediği halasıdır. Kayseri’de yaşadıklarını kocasını kaybedince İstanbul’a döndüğünü söyler. Bir kızı, doktor bir de oğlu vardır. Bu çocuk da torunudur. Gülseren’le görüşmesine annesi engel olmuş, gönderdiği mektupları göstermemiştir.

Halası ve kuzenleri olduğunu öğrenmek Gülseren’i çok mutlu etmiştir. Her hafta halasını ve kuzenlerini ziyarete geleceğini söyler.

Halasının ailesi çok şirin ve sade insanlardır. Hemen birbirleriyle kaynaşırlar. Gülseren bu mutlu aile yuvasını çok sevmiştir.

Annesi halasıyla olan tanışmalarına ve hafta sonunu izinsiz olarak onlarda geçirmesine çok sinirlenmiştir. Bir daha görüşmelerini istemediğini söyler. Anne kız birbirlerine kırıcı sözler söylerler. Gülseren babası ve onun ailesiyle övünç duyduğunu, annesinin de zengin bir mühendis olan babasıyla duraksamadan evlendiğini şimdi de onun parasıyla yaşadığını söyler.

Bazı haftalar eve çıktığında Nebil ve annesini evlerinde bulmaktadır. Bu ziyaretlerden annesi de Betül de çok memnundur. Çaylar içilmekte, caz müziği eşliğinde danslar edilmektedir.

Gülseren ise Nebil’in kendine olan ilgisinde hoş olmayan bir şeyler sezinlemektedir. Nebil’in kendinden çok babasının parasıyla ilgilendiğini düşünmektedir.

Aradan aylar geçtiği halde Gülseren defterine hiçbir şey yazamamaktadır. Sürekli kendisinden kaçmakta, zihnini derslerine vermeye çalışmaktadır. Annesiyle Betül’de de ona karşı sahte bir yakınlık sezmektedir. Bunun altından kötü bir sürpriz çıkacağı bellidir. Annesi bu hafta sonlarında üçünü gezmeye yollamaya çalışmaktadır. Bu gezmelerde Betül her hafta yeni bir elbise giymektedir. Gülseren’in kıyafetleri ise eskilikleri saklanamayacak duruma gelmiştir.

Bu durumdan sinirleri bozulan Gülseren derslerini bahane ederek hafta sonları eve gelmemeye başlamıştır. Halası ve Enis onu arada bir ziyarete gelirler. Enis onu bir ağabey gibi korumakta, hediyelere boğmaktadır. Bu hediyeler arasında bir altın bilezik de vardır. Halası bu bileziği ona Gülseren’in babasının verdiğini onun da bunu şimdi Gülseren’e iade ettiğini söyler.

Yaz tatili gelmiştir ve yine Pendik’tedirler. Nebil’le uzun yürüyüşlere çıkmaktadırlar. Bazen de Nebil’le Betül gezmektedir. Her şey eskisi gibi olsa da Gülseren’in içinde sebebini anlayamadığı bir huzursuzluk vardır. Babasından kalan parayı bugüne kadar onun adına annesi yönetmiştir. Fakat o artık parasını kendi yönetmek istemektedir. Bu, onun annesine karşı ilk özgürlük savaşı olacaktır. Mutlaka onlara da yardım edecektir. Zaten şimdiye kadar onun parasıyla geçinmişlerdir. Bu şimdiden sonra da böyle olacaktır. Parayı önemsemeyen Gülseren’in bu davranışının nedeni bambaşkadır.

Annesi ve Betül bu duruma çok öfkelenmişlerdir, ama Gülseren kararlıdır.

Son günlerde Betül’le Nebil birbirine çok yakınmış gibi görünmektedir. Fakat Nebil, Gülseren’e de çok sıcak davranmaktadır. Her sabah yürüyüşe çıkmaktadırlar. Bu yürüyüşler sırasında Gülseren’e aşkını itiraf edip, onu öpmeye kalkar. Gülseren buna izin vermeyip kaçar. O günden sonra da Nebil’in ona evlenme teklif etmesini bekler. Fakat beklediği gibi olmaz, bu kez Nebil ondan kaçmaya başlamıştır. Bir gün balkonda kitap okurken Nebil’le Betül’ün konuşmalarını duyar. Betül, Nebil’den Gülseren’i babasından kalan malları ona vermesi için ikna etmesini istemektedir. Betül’e göre Gülseren, Nebil ne derse yapacak kadar ona âşıktır. Malları aldıktan sonra ise ikisi evlenecektir. Gülseren duydukları karşısında dehşete düşmüştür. İkisinden de iğrenmektedir. Kardeşi hem sevdiği adamı hem de parasını elinden almaya çalışmaktadır.

Hafta sonunu halasının Büyükada’daki evinde geçirir. Enis’in nişan telaşıyla uğraşan bu insanlara derdini anlatıp onları üzmek istemez. Ertesi gün eve dönerken yolda Nebil’le karşılaşır. Ona karşı duyduğu nefreti belli etmemeye çalışır. Nebil artık okulu bitirdiğini ve onunla evlenmek istediğini söyler. Bunu üzerine Gülseren bütün işittiklerini onun yüzüne haykırır. Nebil, bu planı Gülseren’in annesinin yaptığını söyler. Çoktandır onu Betül’le evlendirmek istiyormuş. Betül uzun zamandır Nebil’i sevmekteymiş. Nebil bütün bu entrikalara sırf Gülseren’e yakın olmak için katlandığını söyler. Onunla evlenmek isteğini tekrarlar. Gülseren ise onu öfkeyle reddeder.

Bir hafta sonra Nebil’le Betül nişanlanır. Annesi ve Betül çok mutludur. Babası ise her zamanki gibi durgundur. İçine sinmeyen bir şeyler olduğu bellidir. Gülseren ise içindeki tiksintiyi belli etmemeye çalışmaktadır. Annesi ise böyle ukala ve kibirli olursa bir koca bulamayacağını söyleyip hakaretlerini sürdürmeye devam etmektedir.

Gülseren kimya fakültesine yazılmıştır. Yeni arkadaşlar, yeni bir dünya. Burada Türkiye’nin dört bir yanından gelen insanlarla tanışıp yepyeni şeyler öğrenir. Günler, haftalar, aylar tatlı bir telaş içinde geçmektedir. Dersler, arkadaş eğlenceleri, çaylar, danslar…Mutludur…

Tatil ayları gelince ise yine evin havasından bunalmaya başlar. Betül ise mutsuzdur. Nişanlısı onu ihmal etmektedir. Gülseren ise bu duruma çok üzülmektedir.

İhtiyar uşak Ali bu evde Gülseren’in en yakın dostudur. Ona acımakta, parasını bunlara yedirmemesini söylemektedir.

Halasının oğlu Enis çok hoş bir kızla evlenir. Düğün Park Otel’de yapılmıştır. Halası da çok mutludur. Gülseren’in düğün için yaptırdığı elbise çok güzeldir. Ertesi gün bu elbiseyi gören annesi ve Betül kıskançlıktan elbiseyi yırtarlar. Mecdi Bey araya girerek Gülseren’i ellerinden kurtarır.

Aylar, yıllar geçmiştir. Gülseren birkaç ay sonra diploma alacaktır.

Olanlar olur….Nebil’le Betül ayrılırlar. Betül bu duruma hiç üzülmez. Çünkü başka bir flörtü vardır.

Gülseren ise onunla evlenmek isteyen taliplerini reddetmektedir. O ancak âşık olursa evlenecektir. Hatta Enis’in arkadaşı doktor Cihat’ı da âşık olmadığı için reddetmiştir.

Bir akşam babası çok üzgün bir şekilde onunla konuşmaya gelir. Betül’ün geleceğinin ona bağlı olduğunu söyler. Münir isminde bir avukat Betül’le evlenmek istemektedir. Fakat yazıhane açmak için paraya ihtiyacı vardır. Bu nedenle annesi Gülseren’in bu köşkü satmasını istemektedir. Gülseren burasının babasından bir hatıra olduğunu öbür köşkü niye satmadıklarını sorduğunda ise orasının bir katında Betül’lerin oturacağını öğrenir. Gülseren çok kızmıştır. Böyle biriyle evlenmesine göz yumarlarsa kardeşine yazık olacağını söyler. Fakat Betül, onunla evlenmezsem kendimi öldürürüm diye ağlamaktadır. Bu köşkten alınacak para ile öteki köşkün üst katı Betül’e hazırlanacak, kalan para da damada sermaye olarak verilecekti.

Gülseren çok üzülmesine rağmen kardeşinin mutluluğu için köşkün satılmasına razı olur.

Gülseren, Sümerbank’ın boya fabrikasında bir iki güne kadar işe başlayacaktır.

Bu arada köşk de satılmıştır. Köşkü Gülseren’in romanlarını seve seve okuduğu Necip Kunter almıştır. Sevgili evine yarın veda edecektir. Eşyaların bir kısmını burada bırakmışlardır. Ali’ye de bir bahane ile yol vermişlerdir. Fakat Ali bu evden ayrılamayacağını söyleyerek yeni ev sahibinin hizmetine girmiştir

Gülseren bu evde kendisinden bir hatıra kalması isteğiyle bahçeye türlü renklerde sarmaşık gülleri diker. Ali’den de bunlarla ilgilenmesini ister. İhtiyar uşak ağlayarak sağ kaldıkça bu evden ayrılmayacağını söyler.

Gülseren kendisini köklerinden sökülüp atılmış bir ağaç gibi hissetmektedir. Onu ayakta tutan bir tek bu anı defteri kalmıştır. Onu da diğer kâğıtlarla beraber yakması için Ali’ye verecektir. Böylece geçmiş uçup gidecektir.

Necip Kunter hatıra defterini okuyup bitirdiği zaman gece yarısı olmuştur. Defterde yazılanlar duygulu ve içli bir kızın düşünceleridir.

Bir kış gecesi geçirdiği bu garip macera birkaç gün sonra zihninden silinmiştir… Ta … ilkbaharın ilk günlerine kadar.

İKİNCİ BÖLÜM

Necip Kunter orta halli bir ailenin çocuğudur. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Siyasal Bilgiler’de okumuştur. Fakat mezun olunca gazeteciliğe heveslenmiş ve aynı zamanda ilk romanını yayınlamıştır. O yıl ise ömrünün ilk acısını tatmış, babasını kaybetmiştir. Böylece de omuzlarına annesinin ve kardeşinin sorumluğu binmiştir. Babası yoksul değildir. Onlara geçinecek kadar bir para bırakmıştır. Necip de gazeteden iyi kazanmaktadır. Fakat bütün bunlar sorumluluğunu azaltmamaktadır. Kardeşi Vildan’la aralarında büyük bir yaş farkı vardır. Bu nedenle ona babalık da yapması gerekecektir. Vildan heykeltıraş olmak istemektedir. O, Güzel Sanatlar Akademisi’ne girince rahat bir nefes alır.

Necip Kunter kadınlarla ilişkilerinde de hep kısa süreli maceralar yaşamış, gerçek aşkı yakalayamamıştır. Annesi onu evlendirme girişimlerinde bulunduysa da başarılı olamamıştır.

Necip, bunaltıcı bir yaz günü eve erken geldiğinde Vildan’ın misafirlerinin geldiğini öğrenir. Bunların arasında Gülseren de vardır. Kimseye gözükmeden odasına çekilir. Açık pencerelerden kızların konuşmaları duyulmaktadır. Sohbetler aşk ve evlilik üzerinedir. Hepsi Vildan’ın Necip Kunter’in kardeşi olmasından çok hoşlanmıştır.

Necip Kunter bir gün yolda arkadaşı Orhan’a rastlar. Orhan satın aldığı köşkün sahiplerini çok iyi tanıdığını söyler. Ailece ahbaplıkları olduğunu, karısıyla da poker oynadıklarını söyler. Necip Kunter’i de gruplarına çağırır.

Necip, akşam Orhan’lara gittiğinde kalabalık bir grupla karşılaşır. Misafirler arasında Mecdi Bey’le karısı Ümran da vardır. Ümran Hanım saçları sarı boyalı, yaşından genç gösteren güzel bir kadındır. Kızı Gülseren’e benzemektedir. En yakın zamanda Necip Bey’in annesini ziyarete geleceğini söyler.

Bir defterden gizli sırlarını öğrendiği bir ailenin bireyleriyle karşılaşmak Necip’i çok şaşırtmıştır. Bu güzel ve kibar kadının Gülseren’in tasvir ettiği annesi olabileceğine inanmak çok güçtür. Ümran Hanım kızı Betül’ü de yanlarına çağırır. Betül uzun boylu çirkin bir kızdır. Fakat son derece şık ve zarif giyinmiştir. Anne- kız Necip Kunter’e iltifatlar yağdırır, kitaplarını çok sevdiklerini söylerler. Orhan’ın söylediğine göre Betül kocasından ayrılmak üzere olan şen bir duldur. Her gördüğü erkeği annesinin de yardımıyla tuzağına düşürmeye çalışmaktadır. Kız kardeşi Gülseren ise bunların gittiği hiçbir yere gitmemeye çalışmaktadır. Zavallı kıza kıskançlıktan dünyayı zehir etmişlerdir. Gülseren Sümerbank’ın bir fabrikasında kimyager olarak çalışmakta çok da iyi para kazanmaktadır.

Necip, ana-kızın kendisini gözlerine kestirdiğini anlamıştır. Onu hafta sonu evlerine davet ederler.

Mecdi Bey’lerin evi eski ahşap bir köşktür.

Betül, Necip Kunter’i heyecanla karşılar. Biraz uzakta Gülseren durmaktadır. Çok güzel bir kadındır. Şaşkın gözlerle Necip’e bakmaktadır. Ona beklediği iltifatı yapmaz. O maceralı gecede kendisini doktor diye tanıtmasına kırılmış gibidir.

Birkaç gün sonra Necip trende Gülseren’le karşılaşır. Hemen yanına giderek durumu açıklamaya çalışır. Ama Gülseren çok kırılmıştır.

Necip, bu kızın tepeden bakan tavırlarına çok sinirlenmiştir. O geceki olayı ve uşak Ali’nin de bu işe ortak olduğunu anlatır. Kendisini daha fazla üzmemek için böyle davranmışlardır. Çünkü Gülseren, o gece büyük bir acısını onlara açmış, eniştesinin kendisini taciz ettiğini söylemiştir.

Akşamları yapacak bir işi olmadığı için Necip her gece arkadaşlarıyla bir yerde toplanmaktadır. Mecdi Bey’lerin evi de sık gidilen bir ev haline gelmiştir. Necip bu aileden hoşlanmasa da Gülseren’e yakın olmak için onlara katlanmaktadır.

Bir zaman sonra Necip yeni bir romana başlayacağını söyleyerek gece toplantılarına ara verir. Bunun üzerine Ümran Hanım ve Betül Necip’in annesiyle dostluklarını güçlendirerek onlara gelmeye başlarlar.

Necip ertesi sabah treninde yine Gülseren’e rastlar. Necip ona rastlamak için her sabah trenle İstanbul’a gitmektedir. Önceleri havadan sudan konuşmalarla geçen yolculukları giderek samimi bir hal almaya başlamıştır. Gülseren onu affetmiştir.

Gülserenler İstanbul’a taşınmıştır. Necip onu haftalarca görmez.

Bir süre sonra Vildan evlenir. Arkasından da annelerini kaybederler. Gülseren ne düğüne ne de cenazeye gelir. Necip onu çok merak etmektedir.

Bir sabah Gülseren onu iş yerinden arar. Hasta olduğunu ve onu görmek istediğini söyler. Yakındaki bir pastanede buluşurlar. Onu kendisine çok yakın bir dost olarak gördüğünü, çok güvendiğini bu nedenle bütün sırları açıklayacağını söyler.

Betül her zamanki kıskançlıklarını sürdürmektedir. Bu defa da Gülseren’i, Necip Kunter’i elinden almakla suçlamıştır. Bundan önce de kocasının elinden alındığını düşünerek deliye dönüp, Gülseren’e saldırmıştır. Fakat Necip Kunter farklıdır. Kocası zengin bir adam değildir. Memleketin en ünlü romancısının karısı olmak, büyük bir servete konmak, herkesin gözünü üstüne çekmek…Betül bunları hayal etmektedir.

İşte Gülseren’e öfkesi bu nedenledir.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de Betül’ün kocasının sırnaşıklığı Gülseren’i çok üzmüştür. Ahlaksız adam, mektubunda karısıyla barışmayı sırf Gülseren’e yakın olmak için yaptığını yazmıştır.

Gülseren bu mektubu annesine göstererek Münir’le Betül’ün barışmasına engel olmasını ister. Fakat kadın ona inanmaz. Onu Betül’ün kocasını ayartmakla suçlar.

Gülseren o iğrenç adamla aynı çatı altında yaşamak istememektedir. Bunun için Anadolu’da bir yere atanmayı ya da yurtdışına gitmeyi planlamaktadır.

Nebil bu aileden kurtulmanın tek yolunun evlenmek olduğunu söyler. Onunla evlenmek isteyecek bir sürü genç olduğunu da sözlerine ekler.

Gülseren ise âşık olmadan asla evlenmeyeceğini söyler.

Nebil bir yıl önce Gülseren’le köşkte nasıl tanıştığını ve ona ait hatıra defterini okuduğunu itiraf eder. Hele Gülseren’i tanıyınca onun yazdıklarını okumaktan kendini engelleyememiştir. Okudukça Gülseren’e karşı büyük bir ilgi duymuştur. Onu yaşadığı bu üzüntülü hayattan kurtarmak için evlenmek istemektedir. Bu evliliğin bir aşk evliliği olmayacağını yalnızca bir dostluk alışverişi olacağını söyler. Annesinin ölümünden sonra bir kadının şefkatine ihtiyacı olduğunu bunu da Gülseren’den beklediğini sözlerine ekler. Dostluk üzerine kurulu bu birlikteliği de kimseye açıklamayacaklardır. Eğer Gülseren bir gün âşık olacağı erkeğe rastlarsa Nebil ondan hemen de boşanacaktır. Bahçeye diktiği sarmaşık gülleriyle birlikte onun varlığının da evi sarmaya başladığını söyler.

Gülseren’in içi minnet duygularıyla dolmuştur.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Nihayet evlenip köşke yerleşmişlerdir. Köşkte üç kişidirler. Nebil, Gülseren ve Ali.

Gülseren ve Nebil’in odaları ayrıdır. Ali bu işe pek akıl erdiremese de bunun alafrangalıktan olduğuna hükmeder.

Nebil, Gülseren’in halası ve kuzenleriyle de çok iyi anlaşmıştır. Onlar bu evliliğe çok sıcak bakmışlardır. Annesi ve Betül ise bu evliliğe şiddetle karşı çıkmışlardır. Annesi bu işe bir ev karşılığında razı olmuştur. Betül artık Büyükada’da oturmak istiyormuş. Bu nedenle buradaki köşk satılıp ada’da bir ev alınacakmış. Nebil de Pendik’teki köşkte Gülseren’in hissesinin satılmasına razı olur. Büyükada’daki köşk daha pahalı olduğu için aradaki farkı da Nebil verecektir. Yapılan bu fedakârlık karşısında ise Gülseren’e saygılı davranılacak, bu evliliğe itiraz edilmeyecektir.

Gülseren bu işten çok rahatsız olsa da kabul eder.

Necip, bunları mutsuzluğuna acıdığı bir genç kızın yüzünü güldürmek için yapmıştır. Artık bu güzel ve gururlu kızla aynı çatı altında fakat ondan uzakta yaşayacaktır. Bu pek kolay bir iş değildir. Gülseren mağrur ve hırçın bir kızdır. Onunla ilişkilerde dikkatli olmak gerekir.

Gülseren ise ona çok saygı göstermektedir. Yaşlı bir ağabeye gösterilen bir saygı. Halbuki aralarında çok yaş farkı yoktur. Gülseren 25 yaşında, Necip ise 38. Belki de onun romancı şöhreti bütün genç kızlarda olduğu gibi onda da böyle bir saygı duygusu uyandırmaktadır.

Gülseren çok zevkli giyinen güzel bir kızdır. Onu karısı diye yanında dolaştırma düşüncesi Necip’in çok hoşuna gitmektedir.

İkisi için de sakin ve rahat bir arkadaş hayatı başlamıştır.

Sabahleyin erkenden kahvaltıya inip işe gitmek için trene koşturuyorlardı. Ali arkalarından hayretle bakıp bu nasıl evlilik diyordu. Akşam yemeğinden sonra Gülseren eline bir nakış alıp kocasının karşısında oturuyordu. Hayatından memnundu. Ona bir yaşama isteği de gelmiş, kıyafetlerine daha fazla özen göstermeye başlamıştı. Neşeliydi. Birlikte sinemaya, tiyatroya gidiyor bazen de dışarıda yemek yiyorlardı. Cumartesi akşamlarını Gülseren’in halasında geçirmeye başlamışlardı. Bazı akşamlar Enis ve Canan’larla gazinoya dansa gidiyorlardı.

Bir gün Vildan ve arkadaşı Hilal ellerinde hediyelerle ziyarete gelirler. Yemekten sonra evi gezerken ayrı yatak odaları dikkatlerini çeker. Hilal bu ne alafrangalık diye takılır. Misafirler gittikten sonra Gülseren duyduğu rahatsızlığı Necip’e söyler. Annesiyle Betül’ün bu durumu görünce dedikodu yapacağını bu nedenle yan yana odalara geçerek araya bir kapı açtırmalarını ister.

Necip ertesi gün oda işini halleder.

Böylece haftalar geçer. İlkbahar gelmiştir.

Çiçeklerin açması, doğanın yeşermesiyle birlikte Necip de duygularının farkına varır. Gülseren’e âşıktır. Bunu şimdiye kadar kendisinden bile saklamıştır. Kendi duygularından korkup kaçmıştır. Şimdiye kadar Gülseren’e bu kadar yakın olmak ona yetmiştir. Oysa bu durum ona çok acı vermiştir. Her saniye onu özlemekte yatak odaları arasındaki kapıyı kırmamak için büyük bir gayret göstermektedir. Onu herkesten kıskanmaktadır. Fakat ,ondan aşk bekleyemezdi.

Gülseren gençliğiyle, neşesiyle evi ısıtmaktadır. Genel kültürü ve bilgisi çok fazladır. Necip onunla sohbetten çok hoşlanmaktadır. Birlikte uzun kış gecelerinde, sanattan, edebiyattan, siyasetten konuşuyorlardı. Ama hepsi bu kadar. Sonra herkes odalarına çekiliyordu.

Necip’in Gülseren’e bu kadar yakın yaşayıp ona dokunamamaya tahammülü kalmamıştır. Bu ağır yükten kurtulmanın tek çaresi ise başka bir kadına yönelmektir.

Necip bu kararını uygular ve Şişli’de bir daire kiralar. Burada birçok kadınla birlikte olur. Bazı akşamlar eve de gitmemeye başlamıştır. Fakat aradığı mutluluğu bu kadınlarda bulamaz.

Gülseren’in ilgisizliği onu çok üzmekte hatta kinlendirmektedir. Hayatını adadığı bir kadın onunla hiç ilgilenmemektedir. Necip bu durumu nankörlük olarak görmektedir.

Gülseren ise Necip’in bazı akşamlar eve gelmeyişine çok üzülmekte, fakat sitem etmeye hakkı olmadığını düşünmektedir. İçini bir kıskançlık kaplamıştır.

Önceleri Necip’e duyduğu öfke onu tanıdıkça yerini sevgi ve hayranlığa bırakmıştır. Hele bu son yaptıkları onun ne kadar mükemmel bir insan olduğunu göstermekteydi. Böyle bir duruma hiçbir erkek katlanamazdı. Necip Kunter’i çok kıskanıyordu. Hatta bazen yazılarını bile…. Onu ilk gördüğü karlı ve buhranlı geceden beri sevdiğini hissetmişti. Fakat ne yazık ki Necip onu sevmiyordu. Sevse geceyi dışarıda geçirir miydi diye düşünür Gülseren.

Necip ertesi gece eve geldiğinde çok öfkeli ve kabadır. Gülseren’in sorularına ters cevaplar verir. Gülseren ağlayarak odasına çıkar. Artık bu evde onu sevmeyen bir adamla yaşaması olanaksızdır. Çevresinde birçok erkek ona aşık olduğu halde o, kimseyle ilgilenmemektedir. Hatta daha üç gün önce birlikte çalıştığı kimyager arkadaşı Şinasi ona sevgisinden bahsetmiş, kocasından ayrılıp kendisiyle evlenmesini istemiştir. Onun mutsuz olduğunu anlamıştır Şinasi…

Gülseren, kocasını kendisine bağlamak için onu kıskandırmaya çalışır. Bu nedenle arkadaşlarıyla sinemaya gider, bazı geceler halasında kalır. Fakat bu yaptıkları hiçbir işe yaramaz. Çünkü Necip eve hiç gelmez olmuştur.

Birkaç gün sonra Gülseren Necip’e telefon eder. Annesi, Betül, Vildan, Hilal ve kalabalık bir arkadaş grubunun onlara geleceğini haber verir.

Betül’ün kocası Münir’inde geleceğini öğrenen Necip istemeyerek de olsa eve döner. Gülseren onu sevinçle karşılayıp misafirlerin yanına götürür. Kalabalık bir misafir grubuyla tanıştırır. Vildan ve Hilal’in kahkahaları ortalığı inletmektedir.

Gülseren arka bahçeye doğru giderken kardeşi Betül’le Mesadet’in konuşmalarını işitir. Betül, evlendikten sonra karısını çalıştıran zengin erkekler dünyanın en karaktersiz adamlarıdır diyerek Necip’in dedikodusunu yapmaktadır. Ayrıca da çalışan kadınların kocaların aldattığını söyler. Gülseren’le aynı yerde çalışan Necati Bey ise onun çok hürmete layık bir insan olduğunu söyler.

Gülseren ve Necip on beş gün sonra akraba ve arkadaşlarına büyük bir garden parti verirler. Gülseren bu neşeli partide herkesi memnun etmek için koşuşturup durur.

Herkesin gülüp eğlendiği sırada Necip, Gülseren’in arka bahçeden eve doğru koştuğunu görür. Münir de arkasından koşmakta, aşkını bağırmaktadır. Necip ok gibi fırlayarak adamı döver. Utanmaz adam ise karanlıkta Gülseren’i karısına benzettiğini söyler.

Bu durumu uzaktan gören Betül ise Gülseren’i kocasını elinden almakla suçlar. Necip ve Gülseren ona vurmamak, evden kovmamak için oradan uzaklaşırlar. Betül ise hiçbir şey olmamış gibi Şekip Bey isminde bir kişiyle flört edip, öpüşmeye devam eder. Necip onun suratına tükürmemek için kendisini zor tutarak bahçenin arka tarafına doğru gider. Ağaçların arasından gelen Mesadet’le Necati’nin konuşmaları kulağına çarpar. Gülseren’in bütün daire arkadaşlarını çağırıp da Şinasi’yi çağırmamasının nedenini tartışmaktadırlar.

Necip’in içini bir kıskançlık kaplamıştır. Kimdir bu Şinasi?

O akşam karısıyla dans ederken de kafasında hep bu Şinasi’nin kim olduğu düşüncesi vardır. Hemen yarın Gülseren’den ayrılmalıyım diye kafasından geçirir. Yarın…her şey bitmelidir…

Gülseren ertesi gün Betül’ü köşkten kovar. Annesi de Betül ve damadım Münir’in olmadığı bir eve ben de gelmem diye bağırır. Gülseren ise bu duruma çok üzüleceğini fakat arkasından kuyusunu kazan, ona türlü iftiralar atan kardeşi ve onun namussuz kocasını evine alamayacağını söyler.

Aynı gün öğleden sonra, Necip, arkadaşı olan Sümerbank müdürünü ziyaret edip, Şinasi Bey hakkında ondan bilgi alır. Müdür onun iyi eğitimli son derece dürüst bir insan olduğunu söyler. Hatta bir bahaneyle odasına çağırıp, Necip’e gösterir.

Necip o gün akşama kadar bu olayı düşünür. Şinasi’yle Gülseren arasında bir ilişki olduğuna emindir. Bu adam kendisinden daha genç ve çok yakışıklıdır. Kıskançlıktan şakakları zonklamaktadır.

Akşam yemeğinden sonra ise Gülseren’e ayrılma isteğini söyler. Gülseren çok üzülse de onun mutluluğu için bu duruma katlanacaktır. Necip’ten birbirlerini üzmeden ayrılmaları için bir haftalık süre ister. Bu bir haftayı ilk günlerdeki gibi geçireceklerdir. Birlikte İstanbul’un en güzel yerlerinde gezip, eğleneceklerdir. Necip razı olur.

Bir hafta boyunca İstanbul’un en güzel yerlerinde gezip eğlenirler. Camileri, müzeleri, piknik yerlerini büyük bir neşe içinde dolaşırlar. Günler su gibi akıp geçmiştir.

Ayrılıklarından bir gün önce ise Bendler’e gitmek isterler. Fakat bindikleri taksi yolda kaza yapar.

Gülseren, vücudu ağrılar içinde, kıpırdayamaz bir halde yerde yatmaktadır. Kulağının dibinde yerde yarı baygı yatan Necip’in “sen ölme sevgilim” diyen sesi gelmektedir. Şoförün başından ise kanlar akmaktadır Gülseren kendini toplamaya çalışarak yardım istemeye gider. Yoldan geçen bir arabadan inen gençler onları hastaneye götürür.

Halasının oğlu doktor Enis’ten Gülseren’in telefonunu alınca yardımlarına gelmiştir. Röntgenleri incelediğini, korkulacak bir şeyleri olmadığını söyler. Necip’in omzunda hafif bir çatlak vardır. Şoförde de yaşamsal bir tehlike yoktur. Gülseren ise bir iki sıyrıkla kazayı atlatmıştır.

Gülseren geceyi Necip’in başucunda geçirir. Bu kazayla kendilerine bile itiraf edemedikleri aşklarını anlamışlardır. İstemeden de olsa birbirlerini üzmüşlerdir. Artık hiç ayrılmamaya kararlıdırlar.

Gülseren’in gözleri yaşlarla doludur. Necip birden kıskançlık duygularına yenik düşer. Şinasi’yi düşündüğün için mi ağlıyorsun diyerek Gülseren’e sitem eder. Benim için üzülme, sevdiğin adama git der. Gülseren ise seni günlerce evden uzaklaştıran kadını seviyor musun der. Sonra da birbirlerine sarılarak ne kadar aptallık ettiklerini söylerler. Birbirlerini deliler gibi sevdikleri halde gururları yüzünden eziyet çekmişlerdir.

Necip eve dönünce sadece kendi aralarında bir kutlama yapmak istediğini söyler. Evlendikleri zaman bir tören yapamadıklarını bu nedenle şimdi böyle bir kutlama düşündüklerini anlatır.

Pendik’teki köşkte bir düğün evi manzarası vardır…Her taraf çiçeklerle süslenmiş, mükemmel bir yemek masası hazırlanmıştır. Gülseren beyaz gelinliğiyle kocasına kollarını açmıştır.

Sinema & TV Uyarlamaları

Sinema Filmi

Yıl : 1968

Yapım Şirketi : Acar Film

Yapımcı : Murat Köseoğlu

Yönetmen : Nejat Saydam

Oyuncular : Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Piraye Uzun, Suzan Avcı

 

Bütün Yapıtları

 

  • Sen ve Ben (1933)
  • Aşk Fırtınası (1935)
  • Bahar Çiçeği (1935)
  • Sonsuz Gece (1935)
  • Bir Genç Kızın Romanı (1938)
  • O ve Kızı (1940)
  • Kezban (1941)
  • Mualla (1941)
  • Aşk ve İntikam (1943)
  • Bülbül Yuvası (1943)
  • Dağların Esrarı (1943)
  • Perdeler (1943)
  • Saadet Güneşi (1944)
  • Sabah Yıldızı (1944)
  • Garip Bir İzdivaç (1944)
  • Aşkla Oynanmaz (1944)
  • Kalbin Sesi (1944)
  • Küçük Hanımefendi (1945)
  • Nişan Yüzüğü (1945)
  • Lâle (1945)
  • Çiçeksiz Bahçe (1947)
  • Büyük Yalan (1948)
  • Aşk Tılsımı (1949)
  • Çamlar Altında (1949)
  • Gönül Yolu (1950)
  • Sarmaşık Gülleri (1950)
  • Sevmek Korkusu (1953)
  • Kırılan Ümitler (1957)
  • Mağrur Kadın (1958)
  • Bir Rüya Gibi (1958)
  • Sevgim ve Gururum (1959)
  • Yılların Ardından (1960)
  • Işık Yağmuru (1962)
  • Kıvılcım ve Ateş (1963)
  • Gençlik Rüzgârı (1963)
  • Bir Bahar Akşamı (1966)
  • Bulutlar Dağılınca (1966)
  • Uzayan Yollar (1967)
  • İlk Aşk (1967)
  • Bir Gün Sabah Olacak mı? (1972)
  • İki Kalp Arasında (1972)
  • Uğur Böceği (1974)
  • Yabancı Adam (1980)