Yapıt Hakkında

Taşköprü ve Kastamonu arasında bir yol inşaatı yapılmaktadır. Ali ve Niyazi bu inşaatta çalışan iki genç mühendistir. Niyazi şişman ve esmer, Ali ise sarışın ve zayıf bir gençtir. Mühendis diplomalarını alalı bir yıl olmuştur.

Ali, Hacer isminde güzel bir köylü kızına âşıktır. Onunla evlenmeyi düşünmektedir. Niyazi ise bunun çok yanlış olduğunu söylemekte, arkadaşını bu sevdadan vazgeçirmeye çalışmaktadır. Niyazi’ye göre bu geçici bir hevestir. Aralarında büyük bir yaşam farkı bulunmaktadır.Ali bu kızla evlenerek hem kendini hem de kızı mutsuzluğa sürükleyecektir.

Aradan 20 yıl geçer.

Taşköprü’de yol inşaatında çalışan genç mühendis Ali Yol açan, İstanbul’un sayılı zenginlerinden olmuştur. Bir gün yazıhanesine bir mektup gelir. Mektup yaşlı bir bayan öğretmen tarafından yazılmıştır. Otuz yıllık hoca olduğunu ülkenin çeşitli yerlerinde çalıştığını yazmıştır. Bu mektubu vicdanının sesini dinleyerek kaleme aldığını, böylece manevi bir yükten kurtulduğunu yazmıştır. Bu satırları okuduktan sonra karar verme sorumluluğunun da ona ait olacağını söylemektedir.

Mektupta yazılanlara göre; Kastamonu’da öğretmenlik yaptığı sırada dul bir kadının evine kiracı olarak girmiş. Bu kadın Ali Yolaçan’ın eski karısı Hacer ‘dir. Zavallı kadın on beş gün evvel ölmüş, onun ölümü üzerine yaşlı öğretmen bu mektubu yazma gereğini hissetmiştir.

Nazire öğretmen bu yaşa kadar birçok insan tanıdığını ama Hacer gibi yüce gönüllü bir kadını tanımadığını onun her türlü zorluğa acıya katlandığını söylemektedir. Hacer, Ali Bey’le 18 yaşındayken evlenmiş, 20 yaşında ise kocası tarafından düşüncesi bile sorulmadan boşanmıştır. Fakat kadıncağız bu durumundan şikâyetçi olmayıp, tersine her sıkıntıya sessizce katlanmıştır. Kocasının onu boşamasını en doğal hakkı olarak düşünmüş, onunla geçirdiği iki yılı ise, ona bahşedilmiş bir lütuf olarak görmüştür. Bu iki yıllık evlilikte hamile kalışını da kocasının ona büyük bir hediyesi olarak düşünmüştür.

Kocası ilk kez İstanbul’a gittiğinde onun bir daha geri dönmeyeceğini anlamış, fakat bir şey söylememiş. Evliliğin ilk günleri geçtikten sonra kocasının kendisinden sıkıldığını anlamış, derdini kimseye söylememiş. Kocasını yanında tutabilmek için büyük bir çaba harcasa da başarılı olamamış. Ali Bey işleri bahane ederek İstanbul’a gitmiş ve bir ay sonra da Hacer’i boşamıştır.

Hacer, o sırada iki aylık hamiledir. Çocuk elinden alınır korkusuyla bunu kocasına söyleyemez. Ondan kendisine bir hatıra kalsın ister.

Zavallı Hacer çocuğunu büyütmek için büyük fedakârlıklara katlanır. Ona babasından hep iyi sözlerle bahseder. Babasını hep yüceltir.

Öğretmen mektubunda; belki onun da iyi bir adam olduğunu; ilk gençlik ateşiyle bu yanlış evliliği yaptığını belki de Hacer’le otursaydı ona yazık olacağını söyler. Bugün ülkenin önde gelen mühendislerinden, sayılı zenginlerinden olması da onun haklı olduğunu göstermektedir. Bu yanlış evlilik devam etseydi belki de yol kralı Ali Bey olmazdı.

Ali, boşanma sırasında Hacer’e bir ev almıştır. Zaman zaman ona para da yollamıştır. Fakat bu davranışlar Hacer’i daha da mutsuz etmiştir. Belki yoksul bir dul kadın olarak kalsaydı köyüne dönüp yeniden evlenirdi. Bu ev ve bazen yollanan para onu Kastamonu’da oturmaya mahkûm etmiştir. Çocuğunu doğurduktan sonra bir daha köyüne dönmek istememiş, yapılan evlenme tekliflerini ise reddetmiştir. Kızını bir şehirli küçük hanım gibi büyütmek istemiş, bunu kendine bir görev olarak görmüş ve bu görev uğruna kendi hayatını feda etmiştir.

Üç odalı evin üst kattaki odasını kiraya vermiş, aşağıdaki odalardan birine kızı ile yerleşmiş, diğerine de küçük bir el tezgâhı koymuş, bu tezgâhta dokuduğu bezlerin satışı ile de ev geçindirmeye çalışmıştır. Hatta biriktirdiği paralarla kızının okul masraflarını da karşılamış, kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışmıştır.

Hacer, kocasını arayıp çocuğu için nafaka talep etmesi söylendiğinde ise kızını elinden alırlar korkusuna kapılıp, yoksul hayatına sessizce katlanmıştır.

Kezban 15 yaşına gelmiştir. Bir gün annesine zengin bir babası varken neden yoksulluk çektiklerini sorar. Annesinin geçim derdiyle çok yorulduğunu babasından para isteyeceğini söyler. Kezban ise kızına öfkelenerek babasının iki yıl önce öldüğünü söyler.

O günden sonra ana kız arasında bu gibi tartışmalar olmaz. Fakat garip bir rastlantıdır ki o günden sonra Ali Bey’den para gelmez. Bir zamanlar âşık olduğu kadının varlığını unutmuştur. Kezban’ın masrafları gittikçe artmaktadır. Hacer de bunları karşılamak için gece gündüz çalışmaktadır.

Sonunda bir gün Hacer ölür. Bir ömür faciası da böylece sona erer.

Hacer ölmeden önce Kezban’ı bu öğretmen hanıma emanet eder. Onun gibi okumasını, öğretmen olmasını vasiyet eder. Belki bir gün babası ile karşılaşır, kızım mahcup olmasın babası da ondan utanmasın der.

Bu zavallı ince ruhlu köy kadını son nefesine kadar sevdiği adamı düşünmüştür. Kocasını ölünceye kadar büyük bir sadakat ve alçakgönüllülükle sevmiş, ona karşı bir saniye bile kin beslememiştir.

Annesinin ölümüyle Kezban, yapayalnız ortada kalmıştır. Annesinin akrabalarını tanımamaktadır. Babasının da öldüğünü sanmaktadır. Öğretmen hanım kendisinin de yaşlandığını ona bir şey olması halinde Kezban’ın ortada kalacağını düşünmektedir.

Bu nedenlerle Ali Bey’e yazmaya karar vermiştir. Onun da bilmediği bir kızı olduğunu haber vermek çok zor da olsa kendini sorumlu hissetmiştir. Fakat bazı şartları vardır. Kezban babasını ölmüş bilmektedir. Onu yanına çağırır ve kendini tanıtırsa Kezban annesinin kendisini kandırdığını düşünecek ama aynı zamanda babasının onları aramamasını hiç affetmeyecek. Annesinin özverili hayatını düşünüp babasına düşman olacak. Belki de son derece gururlu olan Kezban, kendisini bunca senedir arayıp sormayan babasının yanına gitmek istemeyecek. Çünkü babasının kendi varlığından haberdar olmadığını bilmemektedir. Annesi ona bu konuda bilgi vermemiş bunu da kutsal bir sır olarak saklamıştır

Zavallı kadın mümkün olsa babasının kulağına gider de Kezban’ı elinden alır korkusuyla , kızına babasının gerçek ismini bile söylemeyecektir. Bunda biraz da bencillik vardı. Hacer duygusal olduğu kadar basit bir kadıncağızdı. Onun gözünde okumuş insanlar hürmete layık olduğu kadar korkunç insanlardı. Onlardan çekinmek gerekirdi.

Öğretmene göre Ali Bey Kezban’a babası olduğunu söylememeli, bir akraba bir dost gibi onu himayesine almalı kendini sevdirmelidir. Daha sonra isterse babası olduğunu açıklayabilir. Birdenbire ve henüz anasını yeni kaybetmişken böyle bir haberle, onu tanıyıp sevdikten sonra vereceği haberin onda yaratacağı etki arasında dağlar kadar fark vardır

Mektup öğretmenin bir ricasıyla devam etmektedir.

Eğer Kezban’ı tam anlamıyla himaye etmeyecekse, boş yere ona para göndermek, hediyeler yollamak gibi yarım tedbirlere başvurmamasını bu durumun onu daha da mutsuz edeceğini söylemektedir. Bugüne kadar onun varlığını bilmediğine göre bundan sonra da onu da Hacer gibi ölmüş bilmesini, kendisinin Kezban’a evladı gibi bakacağını söylemektedir.

Mektubu defalarca okuyan Ali Bey çok sarsılmıştır. Uzun zaman kendine gelemez. Bütün geçmişi gözünün önünde canlanır. Okuldan mezun olduğu yıl, Taşköprü yol inşaatında çalıştığı günler, genç yaşta ölen yakın arkadaşı Niyazi ve Hacer…. Hacer’in ölümünü duymak onu çok üzmüştür. O güzel kadın ve onunla geçen güzel günler hayalinde canlanır.

Bütün bu güzelliklere rağmen Hacer’le bir ömrün birlikte geçmesi mümkün olmamıştır. Cahil ve basit zevkleri olan bu güzel kadın kendisini kocasının sadık bir kölesi olarak görmüş, ev işlerini görmekten başka bir işe yaramayacağını göstermeyi yeterli saymıştı. Onun gözünde kocası bir efendi o da sadık köleydi. Geceleri onu yatağında yatırmak lütfunda bulunan efendi…

İlk aylar güzel geçen bu evlilik, sonraki günlerde bu hırslı mühendisi mutsuz etmeye başlamıştı. Arkadaşı Niyazi haklı çıkmıştı. Hacer’le aralarındaki eğitim farkı, dünyayı algılayış biçimi çok farklıydı.

Ali Bey geçmişi düşünürken o masum köylü kızının hayatını mahvettiğini bir kez daha anlamıştır. Hele ayrıldıkları zaman hamile olduğunu söylememesi, büyük güçlükler içinde çocuğunu büyütmeye çalışması onu çok üzmüştür. Zavallı kadın genç yaşında dul kalmasına rağmen evlenmemiş, çocuğunu tek başına büyütmüştür.

Ali Yolaçan vicdan azabı içinde kıvranır. Kendisi bu zavallı kızdan hevesi geçince onu ortada bırakıp, hırslarının ve zengin olma hülyalarının peşinde İstanbul’a gitmiştir. Kendisine ayak bağı olacağını düşündüğü karısını da fikrini bile sormadan boşamıştır. Müteahhitlik yapmış, tekrar evlenmiş, köşklerde karısı ve kızıyla lüks içinde yaşamıştır. Hiçbir suçu olmayan Hacer yoksul bir hayat sürerken, genç bir kadının hayatını mahveden o bolluk içinde yaşamıştır.

Zavallı Hacercik ölmüştü….

Ali Yolaçan mektubu okuduktan sonra bir saat içinde 20 sene yaşlanmış gibi yorulmuş, hırpalanmıştı. Kızı Kezban’ı ortada bırakamazdı. Fakat her şeyi açıklamaya da hazır değildi. Kezban’ı yanına almak bugünkü hayatını altüst etmek demekti. Çünkü vaktiyle Kastamonu’da bir köylü kızıyla evlendiğini annesinden ve karısından gizlemişti. Ona göre bir gençlik macerasından başka bir şey olmayan bu olayı mutluluğunu yıkmasından korkup herkesten gizlemişti.

Bugün onlara bu gerçeği söylese ve Kezban’ı eve getirse evin içi bir cehenneme dönerdi. Karısı ve kızı bu olayı asla kabullenemezdi.

Fakat Kezban kendi kızıydı. Onun varlığını öğrendikten sonra onu dünyanın bir ucunda kimsesiz ve bakımsız terk edemezdi. Hacer’e yaptığı haksızlık yetmiyormuş gibi bir de kızını yok sayamazdı.

Kezban’ı öğretmen hanımın tavsiye ettiği gibi bir baba dostu, bir akraba sıfatıyla davet etmeye karar verdi. Ailesine Kezban’ı birkaç yıl önce ölen yakın arkadaşı Niyazi’nin kızı olarak tanıştıracaktı. Yüreği biraz rahatlamıştı.

Nazire Hanım, Kezban’a babasının en yakın arkadaşı Ali Bey’in onu himayesine almak istediğini söyler. Annesinin ölüm haberinin alan mühendis Ali Bey, Kezban’ı yanına alıp okutmak istemektedir. Bunu arkadaşına karşı vicdan borcu olarak görmektedir.

Kezban önce İstanbul’da zengin bir ailenin yanında ben ne yaparım diye itiraz eder. Hiç tanımadığı insanların evinde kalmak onların parasıyla yaşamını sürdürmek düşüncesi gururunu incitmiştir. Fakat okuyup öğretmen olma isteği galip gelir, İstanbul’a gitmeyi kabul eder.

Nazire Hanım Kezban’ı bir anne gibi sevmiş onun tahsil ve terbiyesiyle ilgilenmişti. Evladı gibi sevdiği bu kızdan ayrılmak onu çok üzüyordu ama Kezban’ın iyiliği için buna katlanacaktı.

Ali Bey , Kezban’ı vapur iskelesinde karşılayıp onu önce Balat’taki yazıhanesine götürür, birlikte sohbet ederek onu biraz tanımaya çalışır. Annesini gençlik yıllarında birkaç kez gördüğünü, Kezban’ın da ona çok benzediğini söyler.

Akşam üstü de Suadiye’deki köşke giderler. Zavallı kız köşkün büyüklüğü karşısında iyice heyecanlanır.

İstanbul’da her şey ona yabancıdır. Yürüdüğü yollar, gördüğü insanlar, arabalar, kıyafetler bile Kastamonu’dakilere benzememektedir.

Köşkün merdivenlerinde onları Ali Bey’in karısı Güzide Hanım karşılar. Çok süslü ve güzel bir kadındır. Yaşlı bir hanım Kezban’ın başını okşayıp, alnından öper. Bu Güzide Hanım’ın umutsuz bir aşk yaşamış ve evlenmemiş olan ablası Fazıla Hanımdır. Ali Bey’in kardeşi Nigâr Hanım ise Kezban’dan hiç hoşlanmamıştır.

İçerden ise Ali Bey’in kızı Vicdan’la erkek arkadaşı Ferit’in alaylı konuşmaları duyulmaktadır. Kezban’ın kıyafetiyle alay etmektedirler.

İşittiği acımasız sözler Kezban’ın yüreğini dağlamıştır. Gözlerinden süzülen yaşlara engel olamamakta, yerinden kıpırdayamamaktadır.

Ali Bey onu, kızı Vicdan ve onun arkadaşlarıyla da tanıştırır. Vicdan uzun boylu, esmer, çirkince bir kızdır. Amerikan kolejinde okumaktadır. Adını beğenmediği için kendisine Vivet dedirtmektedir. Kezban’dan iki yaş küçüktür.

Ferit ise tıp öğrencisidir. Hem aile dostları hem de komşularıdır.

Kezban, Ferit’in alaylı sözlerini duyduğu için hem ona hem de Vicdan’a çok kırılmıştır. Bu nedenle onu yalnızca başıyla selamlar, elini uzatmaz . Odasına çıkmak ister.

Kezban, İstanbul’da geçirdiği ilk geceyi ömrünün sonuna kadar unutmayacaktır. Vivet’in ve Ferit’in alaylı sözleriyle kırılan kalbi Fazıla Hanım’ın dost eliyle tedavi olmuştur. Evlat hasreti çeken yaşlı kadınla arasında büyük bir dostluk oluşmaya başlamıştır. Bundan sonra bu köşkte onun en yakın dostu ve sırdaşı Fazıla Hanım olacaktır. Onu, Vivet ve arkadaşlarının alaylı sözlerinden koruyup, teselli eden de yine o olacaktır.

Bahçede ağaçların altına kurulan masalarda misafirler sohbet etmekte, gençler ise bahçede şarkılar söyleyip gülüşerek dolaşmaktadır.

Gençler ağaçların altına oturmuş şakalaşmaktadırlar. On beşle yirmi beş arasında dört erkek ve beş kızdırlar . Kezban yanlarına gelince bir iki dakika için onunla ilgilenmiş, sonra kendi aralarında konuşmaya başlamışlardır. Bunlardan Semra ve Mümtaz gerek giyimleri gerekse davranışlarıyla sade gençlerdir. Vivet’in en yakın arkadaşı ve Ferit’in kardeşi Nilüfer ise onun gibi kendini beğenmiş ve alaycı bir kızdır. Naci iyi bir gence benzemektedir. Nihat ise kendini Kezban’a beğendirmeye çalışır. Onun ortaokulu bitirip, lise sınavlarına hazırlandığını duyunca başta Nihat olmak üzere hepsi çok şaşırmıştır. Fakat Vivet’le Nilüfer yine de onunla alay etmekten geri durmaz. Annesinin Kezban’ın okul masraflarını karşılayabilmek için bez dokuyup satması, evlerinin durumu onların alaylarını iyice arttırtmıştır.

Zavallı kız, annesinin bir ağa kızı olduğunu, babasının da İstanbullu bir mühendis olduğunu, köylülüğün utanılacak bir şey olmadığını söylemeye çalışsa da Vivet ve Nilüfer’in aşalayıcı sözlerinden kendini kurtaramaz. Ferit birden araya girerek kardeşini Kezban’la alay etmemesi konusunda uyarır.

Zavallı Kezban gözyaşlarını tutmaya çalışarak odasına çekilir.

Bir zaman sonra Kezban, Ali Bey’e yatılı bir okula gitmek istediğini söyler. Ali Bey onu Vildan’la beraber Amerikan kolejine yollamak ister, fakat Kezban bunu kabul etmez. Devlet okuluna gitmek istemektedir. Ali Bey’e daha fazla yük olmayı gururuna yedirememektedir. Ali Bey ısrarla onu özel Boğaziçi Lisesine yazdıracağını söyler. Yatılı okula gitmek istemesinin nedenini sorar.Kimden rahatsız olduğunu ısrarla sorsa da Kezban’dan bir cevap alamaz. Kezban onun elini öperek kendisine yaşamı boyu minnettar kalacağını kimseden bir şikâyeti olmadığını söyler.

Kezban Boğaziçi lisesi’nde 3 yıl okur. Her hafta sonunu ise Taksim’deki apartmanda geçirir. İstanbul’a ve İstanbul yaşantısına alışmaya çalışır.

Kezban’ın okulda olduğu bir gün Nigar Hanım evin içinde düşüp ayağını kırar. Bastonla ve büyük güçlükle yürümeye mahkum olur. Kezban her fırsatta onu aşağılayan bu dul kadını pek sevememiş olduğu için bu duruma da fazla üzülmez. Ona acıyanlar Ali Bey’le Vivet’tir. Biri öz kardeşi, diğeri de her türlü şımarıklığına katlandığı yeğenidir. Ana olmadan dul kalan Nigar Hanım’ın bu dünyada en sevdiği kişi de Vivet’tir. Herkese karşı kıskanç ve acımasızdır.

Lisede geçirdiği yıllar sırasında Vivet son sınıfa geldiği halde okulu bırakmak ister. Okumaktan hoşlanmayan genç kız yorulduğunu ileri sürmüş, hastalık bahane etmiş, okulu bırakmıştır. Böylece kendisini diğer zengin arkadaşlarıyla birlikte eğlenceye vurmuş, özel arabasıyla bütün gün gezmeye başlamıştır.

Vicdan’ın bu yeni yaşamı, artık gerek görüş, gerek anlayış bakımından bir İstanbullu’dan farkı olmayan Kezban’ı çok üzmektedir. Çoğu kez Fazıla Hanım’la baş başa verip dertleşirler, onun davranışlarını konuşurlar.

Kezban’ı en çok üzen ise Ali Bey’in durumudur. Son zamanlarda fazla yorulmuş ve zayıflamış, eskisi gibi çalışamaz olmuştur.

Kezban üç yıl boyunca derslerine çalışmış, biryandan da kendisini terbiye etmiştir. Bu üç yıl içinde Fransızca da öğrenmiş, kendisini evdeki lüks ve debdebenin dışında tutmaya çalışmıştır. Bunu yaparken de kendine Fazıla Hanım’ı örnek alır. Fazıla Hanım, anne ve babasının ölümünden sonra kendisini yanına çağıran kardeşinin bu teklifini, ancak onlara yük olmamak ve çalışmak koşuluyla kabul etmiştir. Evin bir tarafında saltanat yaşanırken o her sabah erkenden kalkıp işe gidiyor, akşam geç vakit eve geliyordu.

Üç yıl önce, üzerinde çingene pembesi entari ile Kastamonu’dan gelen acemi ve görgüsüz kız gitmiş, yerini zarif ve güzel bir kıza bırakmıştır.

Bir gün Kezban bahçede oturmuş dikiş dikerken Ferit’le kardeşi Nilüfer gelir. Ferit Kezban’a tanımaya çalışan gözlerle bakmakta fakat kim olduğunu bir türlü çıkaramamaktadır. Onu yalnızca Kastamonu’dan geldiği gün yakından görmüş, ondan sonra bir daha karşılaşmamışlardır. Ferit o sırada tıbbiyenin son sınıfında sınavlara hazırlanmakla uğraşıyordu. Okulu bitirir bitirmez de ihtisas için Avrupa’ya gitmiştir.

Şimdi karşısında, beyaz çiçekli mavi elbisesi içinde harika güzel görünen bu genç kızın üç sene evvelki köylü kızı olduğunu tahmin edemezdi.

Biraz sonra Güzide ve Fazıla Hanımlarla Ali Bey’de yanlarına gelir. Ferit’le kucaklaşırlar. Vivet ise evde yoktur.

Biraz sonra kapı çalınır, ressam Faruk gelir. Ressam altı ay kadar önce bir düğün töreninde gördüğü Kezban’ın portresini yapmak için Güzide Hanım’dan söz almıştır. Şimdi bunu hatırlatmaya gelmiştir.

Ali Bey, ülkemizin büyük gururu sanatçımızın bu arzusunu yerine getirmek bizim için mutluluktur der.

Ferit nedenini anlayamadığı bir şekilde ressama öfkelenmiştir ama belli etmemeye çalışır. Ali Bey’e yaklaşıp sessizce teşekkür eder. Ferit’in babası bir ekonomik kriz geçirmiş, onun Avrupa’daki eğitim masraflarını Ali Bey karşılamıştır. Eğer Ali Bey yardım etmeseydi ihtisası yarım kalacaktı. Bu nedenle Ferit ona minnettardır. Ali Bey ise ona şakacı bir üslupla seni düşünürken kızımın da geleceğinin düşünmüş oldum der.

Biraz sonra Vivet’le Necmi ele ele tutuşmuş bir şekilde bahçeden içeri girerler. Koşarak Ferit’in yanına gelirler.

Ferit, Vivet’e ne kadar büyüdüğünü hoş bir genç kız olduğunu söyler. Vivet ise güzel bir kız olmadığının farkındadır. Bunu dile getirip sitem eder.

O arada Nilüfer yakında nişan törenini yaparız herhalde, geçen gün annemle de bunu konuşmuştuk, der . Ferit’in bu konuşmadan canı sıkılmıştır. Cevap vermeyip salonun öbür ucuna doğru yürür.

Yaz günleri hızla geçmektedir. Faruk haftada iki gün Suadiye’deki köşke geliyor, Kezban’ı karşısına alıyor bir taraftan onunla konuşurken diğer taraftan da hızla tabloyu bitirmeye çalışıyordu. Kezban bu sohbetlerden bazen sıkılıyor bazen de neşe içinde ona cevap yetiştiriyordu.

Faruk güzelliğe ve sanata âşıktı. Kezban’da hem maddi hem de manevi güzelliği bulmaya başlamıştı.

İki genç bazı günler saatin nasıl geçtiğini anlamadan sohbete dalıyordu. Fakat pek fazla yalnız kalamıyorlardı. Çoğu kez Nigar Hanım büyük bir kıskançlık içinde yanlarına gelip oturmaktaydı. Ferit de her gün mutlaka ressam ve modelini ziyarete geliyordu. Nilüfer’le Vivet ise Ferit’in bu sanat merakıyla alay etmekteydiler.

Ferit ise duygularını kendine bile açıklamaktan çekiniyordu. Kastamonu’dan yeni geldiği zaman görmüş olduğu köylü kızın böyle güzel ve zarif bir kadın olarak karşısına çıkması onu çok şaşırtmıştı. Ferit çapkın bir erkekti. Her güzel kadına yaklaşmayı kendisinde bir hak olarak görürdü. Kezban’ın tanıdığı diğer kadınlar gibi koket tavırlara tenezzül etmemesi onu genç kıza daha çok çekiyordu.

Vivet’i , ilk gençlik yıllarından beri bir gün karısı olacak sevimli bir kız gibi görmüş ve bu konu üzerinde fazla uzun uzadıya düşünmemişti. Onun için yaşam çalışmakla tatlandırılacak çetin bir yoldu. Kadınlar ise gönül eğlendirmek için yaklaşılan sevimli yaratıklardı.

Vivet şirin bir kızdı. Zengindi. Ferit’e hayrandı. Bütün bu özellikler Ferit için yeterliydi. Bunun için kendini maceralara kaptırmaktan , her zaman çekinmiş ve çevresindeki genç kızlardan ve annelerinden kendini korumaya çalışmıştı. Avrupa’dan döndükten sonra bu yakışıklı genci kendilerine almak isteyen pek çok aile olmuştu. Fakat Ferit bu kızlarla flört etmekten hoşlansa da işi resmiyete dökmüyordu. Çevresinde zamanını hoşça geçirmesine yarayacak pek çok kadın vardı… Bu nedenle güç maceraları sevmezdi. Fazla gururlu olduğu için reddedilmek korkusu da onu böyle gündelik aşklara itiyordu.

Şimdi de resmen nişanlanması için annesi, babası ve kardeşi onu teşvik ediyorlardı. Prensip itibariyle bir aile kurmağa taraftar olduğu için bu fikri reddetmemişti. Vivet çok iyi tanıdığı bir kızdı. Onunla bir evlilik kurmanın hiçbir mahzuru yoktu.

Çok yıldızlı ve karanlık bir geceydi. Semra’ların köşkünün rıhtımında toplanmışlardı. Herkes neşe içindeydi. Necmi de ise düşünceli ve üzgün bir hal vardı.

Kezban bahçede dolaşırken ağaçların arasında Ferit’le Bihter’i öpüşürlerken görür. Onun kendilerini gördüğünü fark eden Ferit arkasından koşarak yanına gelir. Gördüklerini yanlış anlamamasını söyler. Kezban sinirlenerek bu olaydan kimseye söz etmeyeceğini söyler. Ferit’e çok kızmıştır. Kardeşi yerine koyduğu bir insana yapılan bu hainliğe çok kırılmıştır.

Ferit, onun kendisi hakkında kötü düşünceler beslememesini, ona çok büyük bir hayranlık duyduğunu söyler.

Kezban, Ferit’in kendisini de Bihter gibi kandırmaya çalıştığını düşünerek iyice öfkelenmiştir. Bu olayı bir dedikodu malzemesi yapması olanaksızdı. Gerçi Vivet nişanlısının başka kadınlarla eğlenmesinden rahatsız olacak biri değildir. Ona göre eşler istedikleri hayatı sürmeli, diledikleri kişilerle gönül eğlendirebilmeliydi.

Kezban gece odasına çekilince duygularını tartar. Köşke ilk geldiği andan beri o da Ferit’e karşı büyük bir yakınlık duymuştur. Önceleri ona karşı duyduğu öfke zamanla yerini büyük bir hayranlığa bırakmıştır. Ferit’e âşıktır. Ama bu yasak bir aşktır ve ona büyük bir acı vermektedir.

Avrupa’dan ilk geldiği gün Ferit’in gözlerindeki hayranlığı fark etmiş, onu kıskandırmak için Faruk’la ilgilenmeye başlamıştı. Böylece ondan intikam alacaktır.

Genç kız o gece yatağında sessizce ağladı. Aşk acısının ne olduğunu anlamıştı. Bir süre sonra Ferit nişanlanacak, evlenecek herkes kendi ömür yolunda yürüyecekti.

O, yarı köylü, taşralı bir kızdı…Kocası tarafından terk edilen yoksul bir kadının kızı…

Kezban, Ferit’e olan duygularını belli etmemeye çalışsa da dalgın ve üzgün hali gözlerden kaçmıyordu.Bundan sonra kendisine yeni bir yaşam yolu çizmesi gerektiğini düşünüyor, bir karar vermeye çalışıyordu. Duygularını kimsenin anlamaması gerekiyordu. Her şeyden önce kendisine bütün kadınların âşık olduğunu sanan bu Don Juan’a karşı bir cephe almak gerekiyordu. O, taşradan gelen duygulu ve toy bir kızın yıllardan beri onu düşündüğünü bilmemeliydi.

Duygularını kimseye belli etmemek için sahte mutluluk oyununu oynamaya karara verdi.

Birkaç gün sonra gençler hep beraber sandallarla Moda’ya gelirler. Hepsi mayolarını giyerek denize koşturur. Ferit’le Kezban ise gazinoda otururlar.

Ferit, baş başa kaldıkları için çok mutlu olduğunu söyler. Kezban’a anlatacakları vardır. Kezban’ın bir gece önce söylediği sözler aklına takılıp onu uyutmamıştır. Onunla karşılaştıklarında Vicdan’la birlikte söylediği alaylı sözler onu çok utandırmıştır. Kezban’dan kendisini affetmesini ister.

Kezban’ın çevresindeki insanlardan hep uzak durduğunu onlara hep tepeden baktığını da sözlerine ekler. Onun çok mağrur bir insan olduğunu , bu nedenle bazen kendisini çok öfkelendirdiğini söyler.

Genç kız bu sözlere hayret etmiştir. Bana düşman olduğunuzu söylemek için Suadiye’den buraya kadar gelmeye gerek yoktu bunları köşkte de söyleyebilirdiniz der. Onu yaşına ve mesleğine göre çok uçarı bulduğunu onun bütün kadınlara huyuna suyuna göre diller döktüğünü söyler . Bunun ise kendisini iğrendirdiğini sözlerine ekler.

Vivet’in nişan gecesi….Kezban bu saatleri ömrünün sonuna kadar unutmayacaktır.O gece kendisiyle büyük bir mücadeleye girmiştir. Duygularını kimsenin anlamaması gerekmektedir. Bunun için herkese ne kadar mutlu olduğunu göstermeye çalışacaktır.

Ali Bey’le Güzide Hanım kızlarının nişan törenini görkemli bir şekilde kutlamak istemişler ve bunun için hiçbir masraftan kaçınmamışlardır.

Suadiye’deki köşk baştanbaşa değişmiş, gündelik yüzü silinmiştir. Odalar, sofalar çiçeklerle doludur. Mehtap altında bahçede dolaşan çiftler peri masallarındakine benzer görüntüler çizmektedir.

Şık tuvaletler, mücevherler, parfüm kokuları, müzik ve dans…

Vivet mavi ipek bir elbise giymiş biraz güzelleşmişti. Kıyafeti ve serbest tavırlarıyla çok şirin bir kız halini almıştı. Neşe ile dansediyor, bir gruptan ötekine koşuyordu. Nilüfer ondan bir saniye ayrılmıyordu.

Kezban ise bu gece her zamankinden daha güzeldi. Hatta Ali Bey bile ona iltifat etmişti. Fazıla Hanım eniştesine Kezban’ın kıyafetiyle kendisinin ilgilendiğini söyler.

Kezban ise çok sevdiği bu iki insan arasında mutludur.

Bu akşam o da kendisini beğenmiştir. Salondaki gençler de etrafında dönüp, ona iltifatlar yağdırmaktadır. O da içmekte, dans etmekte ve neşeli görünmektedir.

Bir ara Necmi elinde içki kadehiyle Kezban’a yaklaşır. O’nun acısını örtmek için çok fazla güldüğünü, kendisinin ise acısını alkolde boğduğunu söyler. Onlar bizi bıraktılar, birbirlerine bağlandılar halbuki onları asıl seven biziz, sen ve ben, der. Benim Vivet’i sevdiğim gibi siz de Ferit’i seviyorsunuz, beni aldatmaya kalkışmayın der. Fakat Vivet sevmek nedir bilmeyen şımarık bir kızdır. Benimle de çevresindeki birçok gençle de gönlünü eğlendirdi. Ben de ona inanmıştım diye bağırır. Zavallı Faruk da sizin yüzünüzden dertli, size âşık. Onu mutsuz ediyorsunuz. Ferit’e gelince o şimdilik hiç kimseyi sevmiyor. Ama bir gün severse bu çok yıkıcı bir aşk olacak, der.

Gecenin ikinci önemli olayı ise Faruk’un evlenme teklifiydi. Onu dansa kaldıran Faruk evlenme teklifi eder. Hemen cevap vermemesini, düşünmesini ister.

Nişan gecesi Kezban bahçede dolaşmaya inmiştir. Ağaçların arasında ağlayarak dolaşmaktadır. Birden Ferit’le karşılaşır. Ferit onu aramaya çıktığını söyler. Kaçmak isteyen Kezban’ın ellerini tutarak aşkını itiraf eder. Çocukluğundan beri Vivet’i ona vermeye çalıştıklarını, ailelerin anlaştıklarını kendisinin de buna itiraz edemediğini söyler. Vivet’in babası ona büyük bir iyilik etmiştir. Tahsiline devam edebilmesi için babasına ödünç para vermiştir. İstanbul’a döndüğünde de onu Cerrahpaşa hastanesine tayin ettirmiştir. Kalbi ona karşı minnetle doludur. Bu nedenle bu evlilik fikrine karşı çıkamamıştır. Kezban’a ise gözlerini gördüğü ilk andan beri âşık olduğunu söyler.

Kezban onu susturarak odasına kaçar. Biraz sonra yanına Fazıla Hanım gelir. Kezban ona yaslanarak ağlamaya başlar. Her şeyi hisseden yaşlı kadın onu teselliye çalışır.

Karlı bir kış günü hep beraber Kızılay balosuna gidilecektir.

Vivet çok heyecanlıdır. Bu babası ve nişanlısıyla katıldığı ilk balodur. Bunun için kendine çok şık bir kıyafet diktirmiştir.

O sırada Ali Bey olduğu yere yığılır. Başı dönmüştür. Baloya gitmek istemez. Vivet buna çok sinirlenir. Kezban onların gitmesini kendisinin Ali Bey’le kalabileceğini söyler. Vivet bu beklenilmeyen fırsatı kaçırmak istemez. Bu gece her zamandan daha güzel olan Kezban’ın baloda bulunması işine gelmemektedir.

Herkes gidince Kezban hizmetçiyle birlikte Ali Bey’i odasına götürüp yatağına yatırır. Kendisi de yatağın yanındaki koltuğa oturup uyuklamaya çalışır. Tam o sırada Ali Bey’in”Kezban beni affet yavrum” diye sayıkladığını işitir. Kezban onun sayıkladığını düşünerek doktora haber vermek ister. Fakat adamcağız razı olmaz. Hastalığını bildiğini , ilacını vermesini söyler. Ona anlatacakları vardır.

Fazla bir ömrü kalmadığını bildiği için Kezban’a her şeyi anlatmaya karar vermiştir. Annesiyle nasıl tanışıp evlendiğini sonra onu niçin bırakıp gittiğini anlatır. Kezban’ın varlığını bilmediğini, hepsini anlatır. Dünyanın bir köşesinde bir kızı olduğunu ise ancak annesinin ölümünden sonra haber almıştır. Kimsenin bilmediği bu sırrı ise ailesini mutsuz etmemek için ortaya dökmek istememiştir. Ayrıca bu durumu Kezban’ın da nasıl karşılayacağını bilmemektedir. Onu tümüyle kaybetmemek için önce kendisini sevdirip, sonra gerçekleri açıklamayı uygun görmüştür.

Kezban anlatılanlar karşısında donmuş kalmıştır. Ne diyeceğini bilememektedir. Kime kızacağını şaşırmıştır. Bu olayda annesi de babası da suçludur. Ali gençlik ateşine kapılarak Hacer’le evlenmiş, Hacer de bencillik edip Kezban’ın doğumunu babasına haber vermemiştir.

Kezban gözünden yaşlar boşalarak Ali Bey’e sarılır. “Babacığım” diyerek hıçkırmaktadır.

Ferit onları bu vaziyette bulur. Onu çok merak ettiğini, bir kez muayene etmek için geldiğini söyler.

Ali Bey ise fazla bir ömrü kalmadığını söyleyerek bu sırrını Ferit’e de anlatıp Kezban’ı ona emanet eder. Bu sırrı kimseye anlatmaması için de ona yemin ettirir. Kezban’a ağabeylik yapmasını, bırakacağı malları idare etmesini ister. Servetinin üçte birini Kezban’a bırakmıştır. Onun namına bir apartman satın almış, yüklü bir miktar parayı da hesabına yatırmıştır. Kezban deneyimsiz bir genç kız olduğu için bu malların idaresini onun namına Ferit’in yapmasını ister.

İkisinde de bu sırrı kimseye anlatmamalarını bir kere daha rica eder.

O geceden bir ay sonra Ali Bey ölür.

Babasının ölümü Kezban için çok büyük bir darbe olmuştur. Hayatta kimsesi kalmamıştır. Hayatındaki sırrı bilen tek kişi Ferit’tir. Artık onu bir düşman gibi değil de tersine babasının emanet ettiği bir dost olarak görmektedir.

Bir gün yalnız kaldıkları bir sırada Ferit kendisinden ertesi gün İstanbul’da buluşmalarını ister. Apartmanın idaresi için kendisine vekaletname vermesi gerekmektedir. Bunun için noterden randevu almıştır.

Ertesi gün Ferit’le notere giderler. Noter çıkışı Sarayburnu parkında otururlar.

Ferit bundan sonra onun dostu olacağını, onu üzmeyeceğini söyler. Ondan kaçmamasını ister. Onu herkesten çok seven bir dostu olduğunu unutmamasını ister. Aralarında Vivet olmasaydı, onun aşkını kabul edip etmeyeceğini öğrenmek ister. Kezban onu sevdiğini itiraf eder. Fakat bu aşkın imknsız olduğunu çünkü aralarında kardeşinin olduğunu sözlerine ekler. Bundan sonra Ferit onun için yalnızca gerçek bir dost olacaktır.

Birkaç gün sonra ikisinin de yaşamını değiştirecek ve onları birbirinden ayıracak bir olay patlar. Kezban, Ferit’e noter randevusunu bildiren bir pusula yazarak hizmetçiyle postaya yollamak ister. Fakat bunu gören Nigar Hanım Kezban’ın elinden pusulayı alıp okur. Onu, Vivet’in nişanlısını baştan çıkarmakla suçlar. Onun bağırtısına gelen Güzide Hanım’la Vivet de mektubu okurlar. Vivet de onun nankör bir kız olduğunu haykırır.

Kezban ise Ferit’ten akıl danışmak istediğini onun bundan haberi olmadığını söyleyip durmaktadır. Güzide Hanım’ın ellerine sarılarak Ferit’le arasında bir şey olmadığına yeminler etmektedir. Gerçeği söyleyemeyeceğini bunun bir sır olduğunu ağlayarak itiraf eder.

Güzide Hanım ise gerçeği söylemediği için ona güveni kalmadığını dile getirir.

Nigar Hanım’la Vivet ise Kezban’ın hemen bu evden gitmesini istemektedir.

Bu evde yapayalnızdır, istenmemektedir. Fazıla Hanım uzun bir Amerika seyahatine çıktığı için onu koruyacak kimse kalmamıştır.

Bavulunu toplayarak evden çıkar.

Kastamonu’ya dönen Kezban, Ferit’ten gelen mektubu okumaktadır. Sekiz aydan beri ondan hiçbir haber alamayan Ferit meraktan çılgına dönmüştür. İstanbul’dan niçin ayrıldığını sormaktadır. Nigar Hanım, hocasının hastalandığını ona bakmak için Kastamonu’ya gittiğini söylemiştir. Ferit pek inanmasa da sesini çıkaramamıştır.

Onu bir daha göremeyeceği korkusuyla kahrolmuştur.

Kezban Ferit’e yazdığı mektubunda babasına verdiği sözü tutacağını onu yakın bir dost olarak göreceğini söyler. Bu yalnız ve kimsesiz ömrünün en büyük tesellisi olacaktır. İstanbul’dan kendi isteğiyle ayrılmamış, köşkten kovulmuştur. Ona yazdığı pusulanın Nigar Hanım’ın eline geçmesiyle yanlış anlaşılmış ve kovulmuştur. Ölmüş babasının sırrını açıklayamadığı için de hakaretleri kabul etmiştir.

Yalnızlığından korkup Faruk’la evlenmeyi bile düşünmüş, sonra da sevmediği bir insanla bir ömür geçirmenin mümkün olamayacağını anlamıştır. Bir ara intiharı bile düşünmüştür.

Babasından kalan servetle çok rahat bir yaşam sürebilecekken o bir hastane açmaya , insanlara yararlı olmaya karar vermiştir. Kastamonu’da küçük bir doğumevi ile çocuk kliniği oluşturabilmek için parasının üçte birini bu işe ayıracaktır. Böylece hayatının bir amacı olacaktır.

Binalar yapılıp, eşyalar hazırlanırken, diğer yandan da tıbbi cihazlar için Avrupa’ya siparişler verilmiştir. İstanbul gazeteleri hayırsever bir kadının Kastamonu’da bir doğumevi açtığını kısaca yazmıştır. Fakat Kezban’ın ricası üzerine bu hayırseverin ismi açıklanmamıştır. Kezban’ın yerine Nazire Hanım’ın ismi yazılmıştır.

Bir süre sonra hastane açılmış. Şehrin tanınmış kişileri onu kutlayıp bu hizmeti için teşekkür etmişlerdir.

Kezban mektubunda artık İstanbul’a dönmeyeceğini daha çok uzun yıllar burada kalacağını yazmıştır.

Ferit Kezban’a yazdığı mektupta kendisinin mutluluk ve refahtan şımarmış bir adam olduğunu onun yaptıkları karşısında hayranlıkla gözlerinin yaşardığını yazar. En büyük arzusu bir gün bir doktor sıfatıyla Kastamonu’ya gitmektir.

Kezban, Ferit’e uzun bir zaman cevap yazmaz. Onun buraya gelmesinden korkmuştur. Ferit’in gelmesini istememektedir. Bu ziyaret hem bir takım anlamsız dedikodulara yol açacak hem de Kezban’ın duygu dünyasını sarsacaktır. Bu nedenle Ferit’e yazmamıştır. Ondan zaman zaman İstanbul’u, Vivet’i, köşkü anlatan mektuplar yazmasını istemektedir.

Ferit mektubunda yalnızca mesleğiyle uğraştığını, arkadaş toplantılarına pek fazla katılmadığını yazmıştır. Geceleri bile çalışmakta ayrıca bir tıbbi eser tercüme etmektedir. Artık boş zamanlarını güzel kadınların peşinde değerlendiren Ferit değildir. Henüz evlenmemiştir. Herkes bunun nedenini sormakta fakat Vivet’te kendisi de kesin bir karar verememektedir. Vivet kendisini iyice eğlenceye vermiştir. Bu ise Ferit’i korkutmaktadır .

Vivet’le birbirlerini hiçbir zaman aşkla sevmemişlerdir. Belki de Kezban’ı tanımasaydı gerçek aşkın ne olduğunu bilmeyecekti. Vivet de onu sevmediği halde niye onunla nişanlanmıştır bunu anlayamamaktadır.

Mektup, keşke Vivet o babanın kızı ve senin kardeşin olmasaydı…. Cümlesiyle sona ermektedir.

Kezban mektuplarında Nazım Bey diye bir doktordan söz etmektedir. Başhemşire hastalanınca yoksul bir kadının ameliyatında doktora yardım etmiş, çok heyecanlanmıştır.

Kendisini biraz seviyorsa artık ona yazmamalıdır. Rahat ve huzuru kaçmaktadır. Ferit’ten kendisini unutmasını ister.

Fazıla Hanım altı aydır devam eden Amerika yolculuğundan dönmüştür.

Eniştesinin ölüm haberi onu derinden sarsmıştır. Kezban’ın gitmesi de hayatında bir boşluk yaratmıştır. Onun kovulma nedenini evde herkes bir başka türlü anlatmaktadır. Fazıla Hanım zavallı kızın yalnızca Ferit’e söyleyebileceği bu gizli sözlerin ne olduğunu düşünmektedir. Kezban’ı evladı gibi sevdiği için ona ait her şeyle yakından ilgilenmektedir. Hainler onu nasıl ve niçin kovmuştur. Kezban’ın yanında olup onu koruyamadığı için çok üzülmüştür. Bu olayı aydınlatmaya kendi kendine söz verir. Kezban’a sürülen kara lekeyi çıkartacaktır.Geçmişe dönüp Kezban’ın köşke geldiği günden beri yaşanılanları düşündükçe onun eniştesinin kızı olduğuna karar verir. Ali Bey Kezban’ın babasıdır. Bunu anlamamış olduğu için kendisine kızar.

Fazıla düşündükçe bu sır perdesinin düğümlerini yavaş yavaş çözmeye başlar.

Birgün bahçenin kuytu bir köşesinde otururken Bihter’le Semra’nın konuşmalarını işitir. Vivet’le Necmi’nin açıkça flört ettiğinden söz etmektedirler. Ferit’in bunu duymasından korkmaktadırlar. Vivet bütün gün Necmi’yle gezip tozuyor, Ferit’in gelme saatinde ise köşke dönüyordu. Kızlar Ferit’in de Vivet’i değil de Kezban’ı sevdiğinden söz ederler. Kızlar Vivet’in onu kıskanıp kovduğunu düşünmektedirler. Vivet Ferit’i sevmese de onun elinden alınmasına katlanamamıştır.

Fazıla Hanım günlerdir anlamaya çalıştığı birçok şeyi kızların ağzından öğrenmiştir.

Birkaç gün sonra Ferit’in muayenehanesine gider. Ondan kendisi seyahatteyken köşkte yaşananları anlatmasını ister. Amacı çok sevdiği Kezban’ın alnına sürülen lekeyi temizlemektir.,

Ferit, Kezban’ın çok temiz bir insan olduğunu ama bazı şeyleri söz verdiği için açıklayamayacağını söyler.

Fazıla Hanım Kezban’ın babasının kim olduğunu biliyorum, o eniştemdi der. Şimdi bana pusulada yazan o randevunun nedenini söyleyiniz, der. Bu gerçeği yalnızca kendisi bilmektedir ve kimseye bir şey söylememiştir.

Genç adam artık bu işin bir sır olmaktan çıktığını anlamıştır. O gün notere gideceklerini ve Ali Bey’in vasiyetini anlatır.

Fazıla Hanım‘ın ısrarları karşısında onun Kastamonu’da olduğunu ve babasından kalan parayla bir doğumevi açtığını anlatır. Parasını israf etmektense hayırlı bir iş yapmak istemiştir.

Fazıla Hanım’ın gözleri yaşla dolmuştur.

Fazıla Hanım birkaç gün Ferit’le yaptıkları konuşmayı düşünür. Yalnız Kezban’la Ferit’in değil Necmi’yle Vivet’in de mutlulukları söz konusudur. Bu dört genç birbirlerini incitmekten çekindikleri için kararlı bir adım atamamaktadırlar.

Kezban kardeşinin nişanlısını elinden almak istemiyor.

Ferit eski bir dostluğu bozmaya cesaret edemediği gibi, Vivet’in Necmi’yle olan ilişkisini bilmediği için onu kırmaktan çekiniyor.

Vivet, nefret ettiği ve kıskandığı Kezban’ın mutlu olmaması için kendi mutluluğunu bile feda edebilecek karakterde bir kız olduğu için bu nişanlılığı sürdürüyor.

Necmi ise Vivet’e körü körüne aşık olduğu için her türlü eziyete katlanıyor.

Fazıla Hanım gençlerin bu üzüntü verici durumlarının sonsuza kadar süremeyeceğine karar verir.

Ayrıca Ali Bey’in sakladığı sır da onu üzmekteydi.Vivet bu köşkte mutlu bir yaşam sürerken onun diğer kızı Kezban ücra bir köşede ömrünü çalışmaya adamıştır. Bu haksızlıktı. Güzide ve Vicdan bugüne kadar sevgi, şefkat ve servet içinde yaşamışlardı. Halbuki Kezban yokluk içinde yaşamış, baba sevgisinden mahrum kalmıştı. Bu büyük bir haksızlıktı. Bu haksızlığın ortadan kaldırılması mümkünken Ali Bey’e verilen bir söz uğruna Kezban feda ediliyordu.

Akşam yemeğinden sonra Vivet’i, Güzide ve Nigar Hanımları karşısına oturtarak bütün bildiklerini anlatır. Güzide Hanım bu işe pek üzülür, kocasının erkenden ölme nedenini bu üzüntüye bağlar. Fakat Nigar Hanım’la Vivet bu işe çok öfkelenirler. Fazıla Hanım’ın anlattıklarına inanmak istemezler. Nigar Hanım kardeşinin böyle bir şey yapmayacağını söyler. Bütün bunları Kezban fettanını uydurduğunu ileri sürse de Fazıla her şeyi açıklar. Vivet de çok öfkelidir.

Fazıla ise sana Kezban’la kardeş olduğunu şahitle ispatlayacağım, şahidim Ferit’tir. Baban bizzat Ferit’e söylemiş ve yazmış. Ferit söz verdiği için bu bildiklerini açıklamamış. Karısını ve kızını üzmemek için bu sırrın gizli kalmasını Ferit’ten ve Kezban’dan rica etmiş.

Güzide ve Nigar Hanım gözyaşlarına boğulmuştur. Nigar Hanım bu olaylara ben sebep oldum diye hıçkırmaktadır.

Vivet ise o benim nişanlımı elemden almaya kalktı diye bağırır.

Fazıla Hanım onun Ferit’i değil de Necmi’yi sevdiğini fakat sırf Kezban’ı mutlu görmemek için kendi mutluluğunu bile aptalca feda ettiği söyler.

Kezban Ferit’e o pusulayı birlikte notere gidecekleri için yazmıştır. Babasının kendisine bıraktığı apartmanı idare etmesi için Ferit’e vekaletname verecektir

Fazıla Hanım, Vivet’in Ferit’ten ayrılmasını, çok sevdiği Necmi’ye gitmesini ister.

Güzide Hanım kızına “doğru mu” diye sorar Vivet Necmi’yi sevdiğini itiraf eder.

Nigar Hanım, Fazıla’dan Kezban’ı bulup getirmesini rica eder. Kardeşinin kızını karşısında telli duvaklı gelin olarak görmek istemektedir.

Kezban kendini tümüyle çalışmaya vermiştir. Ferit’e duyduğu özlem ise hiç tükenmemekte tersine çoğalmaktadır.

Yalnızlıktan o kadar bunalmıştır ki doktor Nazım’ın evlenme teklifini bile kabul etmeyi düşünmektedir. Bu yaşlı ve dürüst adam onu çok sevmektedir.

Bu düşünceler arasında otururken hastabakıcı bir ziyaretçisi olduğunu söyler.

Gelen Ferit’tir.

Fazıla Hanım’ın sırlarını keşfettiğini ve bunu herkese açıkladığını söyler.

Ayrıca Vivet’te Necmi’yi sevdiğini Ferit’in muayenehanesine gelerek açıklamıştır.

Artık mutlu olmak için hiçbir engelleri kalmamıştır…

Ferit, buradaki kliniği birlikte yaşatacaklarını hem İstanbul’u hem de buradaki işleri beraber yürüteceklerini söyler.

Sinema & TV Uyarlamaları

Sinema Filmi

Yıl : 1968

Yapım Şirketi : Erman Film

Yapımcı : Hürrem Erman

Yönetmen : Orhan Aksoy

Oyuncular : Hülya Koçyiğit, İzzet Günay, Selma Güneri, Yusuf Sezgin

 

Sinema Filmi

Yıl : 1963

Yapım Şirketi : Erman Film

Yapımcı : Hürrem Erman

Yönetmen : Arşavir Alyanak

Oyuncular : Muhterem Nur, Göksel Arsoy, Leyla Sayar

 

Bütün Yapıtları

 

  • Sen ve Ben (1933)
  • Aşk Fırtınası (1935)
  • Bahar Çiçeği (1935)
  • Sonsuz Gece (1935)
  • Bir Genç Kızın Romanı (1938)
  • O ve Kızı (1940)
  • Kezban (1941)
  • Mualla (1941)
  • Aşk ve İntikam (1943)
  • Bülbül Yuvası (1943)
  • Dağların Esrarı (1943)
  • Perdeler (1943)
  • Saadet Güneşi (1944)
  • Sabah Yıldızı (1944)
  • Garip Bir İzdivaç (1944)
  • Aşkla Oynanmaz (1944)
  • Kalbin Sesi (1944)
  • Küçük Hanımefendi (1945)
  • Nişan Yüzüğü (1945)
  • Lâle (1945)
  • Çiçeksiz Bahçe (1947)
  • Büyük Yalan (1948)
  • Aşk Tılsımı (1949)
  • Çamlar Altında (1949)
  • Gönül Yolu (1950)
  • Sarmaşık Gülleri (1950)
  • Sevmek Korkusu (1953)
  • Kırılan Ümitler (1957)
  • Mağrur Kadın (1958)
  • Bir Rüya Gibi (1958)
  • Sevgim ve Gururum (1959)
  • Yılların Ardından (1960)
  • Işık Yağmuru (1962)
  • Kıvılcım ve Ateş (1963)
  • Gençlik Rüzgârı (1963)
  • Bir Bahar Akşamı (1966)
  • Bulutlar Dağılınca (1966)
  • Uzayan Yollar (1967)
  • İlk Aşk (1967)
  • Bir Gün Sabah Olacak mı? (1972)
  • İki Kalp Arasında (1972)
  • Uğur Böceği (1974)
  • Yabancı Adam (1980)