Kitap

 

 

Sel Yayıncılık Fikret Adil’in “Beyaz Yollar Mavi Deniz” adlı kitabını yayımladı

 

Sel Yayıncılık Fikret Adil’in “Beyaz Yollar Mavi Deniz” adlı kitabını yayımladı.

Farklı sanat çevrelerinden önemli simalarla iç içe bir hayat geçiren Fikret Adil, Halikarnas Balıkçısı ve Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte çıktıkları, denizden, gökten, havadan, çam ormanlarından, gün batımlarından, yıldızlardan sarhoş olunan bir Ege-Akdeniz yolcuğunu kendine has üslubu ve keskin gözlem gücüyle anlatıyor.

Adil, Kereme Körfezi’nden Çökertme ve Bodrum’a uzanan geniş bir coğrafyanın tarihi panoramasını sunarken gündelik hayatın zorlukları kadar, edinilen dostlukları da keyifle aktarıyor. Beyaz Yollar Mavi Deniz, alışılagelmiş gezi notlarının aksine doğanın edebiyatla, sanatla olan ilişkisini aksettiren, Adil’in maharetli ve nüktedan çıkarımları, Halikarnas Balıkçısı’nın hikâyeleri ve Eyüboğlu’nun yârenliğiyle kol kola girerek okurunu da yola düşmeye çağıran bir anlatı.

“Yolların büyük, çok büyük kısmı toz içinde bembeyazdı. Fakat deniz mavi idi. Bu sebepten notlarıma Beyaz Yollar Mavi Deniz adını veriyorum.”

10 Aralık 2018

 

James Wallman’in “İstif Çağı” adlı kitabı Doğan Novus’tan çıktı

 

James Wallman’in “İstif Çağı” adlı kitabı Senem Karagözoğlu’nun çevirisiyle Doğan Novus’tan çıktı.

İhtiyacımız olmayan eşyalarımız, giymediğimiz kıyafetlerimiz, oynamadığımız oyuncaklarımız var…

Ama istediğimiz her şeye sahip olmak bizi mutlu etmeye yetmiyor. Satın aldığımız eşyalar evlerimizde birikiyor, bizi strese sokuyor ve boğuluyormuşuz gibi hissetmemize neden oluyorlar hatta kimi zaman bizi öldürdükleri bile oluyor.

Trend tahmin uzmanı James Wallman bu kitabında, sahip olduğu her şeyi elinden çıkaran bir yöneticiden uzak bir dağ kulübesine taşınan hali vakti yerinde bir aileye, tüketim çılgınlığına sırtını dönen insanların hikâyelerini anlatıyor. Wallman’ın biriktirme çılgınlığına sunduğu çözüm ise çok basit ancak aynı ölçüde önemli. Değerlerimizi dönüştürmemiz lazım! Sahip olduğumuz şeylerden ziyade deneyimlerimize odaklanmalıyız. Yeni bir saat ya da yeni bir çift ayakkabı yerine dostlarımızla birlikte geçirdiğimiz zamana ya da paylaşabileceğimiz deneyimlere yatırım yapmalıyız.

Psikoloji, ekonomi ve kültür konularındaki ilginç içgörüleriyle İstif Çağı, değişim konusunda hayati bir manifesto niteliğinde. Daha mutlu ve sağlıklı olmak isteyenlere, daha azıyla daha mutluyum diyenlere ilham olacak bir kitap.

7 Aralık 2018

 

Kırmızı Kedi Yayınevi Muzaffer Buyrukçu’nun “Sıcak Sularda Buzdan Bir Yelkenli” adlı öyküsünü yayımladı

 

Kırmızı Kedi Yayınevi Muzaffer Buyrukçu’nun daha önce “Her Yer Karanlık” ve “Ay Kokuyor”  adlı kitaplarında yer alan “Sıcak Sularda Buzdan Bir Yelkenli” adlı uzun öyküsünü novella formatında ve müstakil bir kitap olarak yayımladı.

Memleketin Özallı yıllarında, küçük bir burjuva ailesinin evindeyiz. Ömer ve Birsen çiftine ‘’çat kapı’’ misafirliğe gelen akrabalar ve küçük yaşamların içine sıkışmış büyük hesaplaşmalar! Sahte gülüşler, ilk dokunuşta akan irinler! Muzaffer Buyrukçu öyle bir sahne kuruyor ki öyküsünde; mutluluk, erotizm, gerilim, kıskançlık, nefret birbirinin peşi sıra çıkıyor karşımıza! Birsen’in düşleri aracılığıyla adeta birer Hieronymus Bosch tablosu çiziyor Buyrukçu!

4 Aralık 2018

 

Pegasus  Yayınları Andreas Gruber’in “İntikam Yazı” adlı romanını yayımladı

 

Pegasus  Yayınları, Andreas Gruber’in “İntikam Yazı” adlı romanını Anıl Alacaoğlu’nun çevirisiyle yayımladı.

Viyana. Bazı varlıklı adamlar gizemli kazalara kurban giderek hayatlarını kaybederler. Genç ve başarılı Avukat Evelyn Meyers bu davaların peşini bırakmak istemez çünkü bu ölümlerin yalnızca kaza eseri olduğunu düşünmemektedir. Söz konusu davaların ortak bir özelliği vardır: Varlıklı adamlar tuhaf koşullarda öldürülmüştür. Bu cinayetleri kim, neden işliyordur? Olay yerinde görülen gizemli sarışın kız kim olabilir?

Leipzig. Bir psikiyatri kliniğinde göçmen olduğu tahmin edilen genç Natascha ölü bulunur. Bütün deliller intiharı işaret etmektedir fakat başka psikiyatri kliniğindeki gençlerin de benzer şekillerde hayatlarını kaybetmesi Başkomiser Walter Pulaski’nin içine kurt düşürür.

Görünürde birbiriyle ilgisiz bu suçları araştıran Avukat Meyers ve Başkomiser Pulaski’nin paralel ilerleyen yolları tesadüfi bir şekilde kesişir ve ellerindeki ortak ipucu onları Kuzey Denizi’ne, korkunç bir sırrın saklı olduğu gemiye götürür.

“Andreas Gruber’in kitaplarının atmosferi öyle hayranlık uyandırıcı ki farkına bile varmadan kendimi öykünün içinde sürüklenirken buluyorum.”  – Sebastian Fitzek

“Andreas Gruber’de en çok takdir ettiğim şey kendine özgü bir hikâye örgüsü kurması. Ayrıca yarattığı atmosfer o denli gerçek, o denli ürkütücü ki kendinizi olayların tam ortasına düşmüş gibi hissediyorsunuz.” – Andreas Eschbach

“Uluslararası düzeyde bir gerilim yazarı.”  – Kronen Zeitung

4 Aralık 2018

 

N.İpek Gökdel’in “KARAKALEM ve bir delikanlının tuhaf hikayesi” adlı romanından uyarlanan”Hakan: MUHAFIZ” adlı dizi 14 Aralık’ta yayında

 

N.İpek Gökdel’in “KARAKALEM ve bir delikanlının tuhaf hikayesi” adlı romanından uyarlanan Netflix’in ilk Türk dizisi “Hakan: MUHAFIZ”ın 14 Aralık’ta yayında olacağı açıklandı. Dizinin kadrosunda Çağatay Ulusoy’un yanı sıra Ayça Ayşin Turan, Hazar Ergüçlü, Okan Yalabık, Mehmet Kurtuluş, Saygın Soysal ve Burçin Terzioğlu yer alıyor; yapımcılığını Netflix adına O3 Medya kurucu ortağı Onur Güvenatam üstleniyor.

19 Kasım 2018

 

Eksik Parça Yayınları Gunnar Kaiser’in “Derinin Altında” adlı romanını yayımladı

 

Eksik Parça Yayınları Gunnar Kaiser’in “Derinin Altında” adlı romanını Serdar Yüce’nin çevirisiyle yayımladı.

Derinin Altında, yirminci yüzyıl Alman edebiyatının iki büyük eseri, Günter Grass’ın Teneke Trampet (1959) ve Patrick Suskind’in Koku (1985) romanlarının obsesif, ahlaksız ve ölüm saçan edebi karakterlerini hatırlatan eşsiz ve unutulmaz bir anti kahraman hikayesi.

İnsanın yüksek kültürel yaratımlarının, en karanlık yönleriyle nasıl iç içe geçebileceğinin sıra dışı bir anlatısı. Josef Eisenstein, cenneti kütüphane olarak hayal edecek kadar kitaplara tutkuyla bağlı, olağanüstü yetenekli, mükemmel kitabı yaratmanın peşinde bir koleksiyoner ve cilt ustasıdır. Gunnar Kaiser, saplantılı arayışının peşindeki (muhtemel) bir seri katilin yaşam öyküsü etrafında, sıra dışı bir suç romanı ve yirminci yüzyılın yenilikçi bir tarihini sunuyor. Okuru New York, Berlin ve İsrail üzerinden 1919 Weimar Cumhuriyeti’ne ve 1990’larda Arjantin’e kadar uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Canlı bir şekilde hayal edilmiş dünyalara dalmaktan ve yorumlama olanakları bakımından zengin, zekice yazılmış çok yönlü metinlerden hoşlanan okurlara hitap ediyor.

13 Kasım 2018

 

Yoon Ha Lee’nin “Makinelerin İmparatorluğu” Serisinin İlk Kitabı “Ninefox Gambit” Salon Yayınları’ndan çıktı

 

Yoon Ha Lee’nin “Makinelerin İmparatorluğu” Serisinin İlk Kitabı “Ninefox Gambit” Zeynep Eski’nin çevirisiyle Salon Yayınları’ndan çıktı.

İmkânsız bir savaşı kazanmak isteyen Yüzbaşı Khel Cheris, eski bir silah ve aşağılanan bir vatan haini olan generali uyandırmak zorundaydı.

Altıçarlık’tan Yüzbaşı Khel Cheris, kâfirlere karşı verilen bir savaşta, uygun onaylanmayan yöntemleri kullandığı için itibarsızlaştırılmıştır. Khel Komutanlığı, Yüzbaşı Cheris’e, kısa bir süre önce kâfirler tarafından ele geçirilen, en önemli kalelerden biri olan Saçılmış İğneler Kalesi’ni geri alarak kendini affettirme fırsatı verirler. Tehlikede olan tek şey, Cheris’in kariyeri değildir. Eğer kale düşerse, tüm altıçarlık düşecektir.

Cheris’in tek umudu, ölmemiş büyük taktikçi Shuos Jedao ile ittifak yapmaktır. İyi haber, Jedao şimdiye kadar hiç savaş kaybetmemiştir ve kalenin başarılı bir şekilde nasıl kuşatılacağını bilen tek kişi, o olabilir.

Kötü haber ise Jedao, ilk hayatında aklını kaybetmiş, biri kendi ordusu olmak üzere, iki orduyu katletmiştir. Kuşatma devam ederken, Cheris Jedao’ya ne kadar güvenebileceğine karar vermek zorundadır. Çünkü Jedao’nun bir sonraki kurbanı kendisi olabilir.

7 Kasım 2018

 

Mona Kitap Şükran Kozalı’nın “Hafifletilmiş Bir Tutunamayan” adlı yeni romanını yayımladı

 

Mona Kitap, ajansımız tarafından temsil edilen Şükran Kozalı’nın “Hafifletilmiş Bir Tutunamayan” adlı yeni romanını yayımladı.

Şükran Kozalı, yeni romanında Türk edebiyatının ölümsüz klasiği Tutunamayanlar’dan ilham alarak odalarda sıkışmış, nefes alamayan kadınlar gerçeğine okurunu tanıklık ettiriyor.

Selin, kadının içindeki tutunamayan… Toplumun istediği benimsediği kadındır. Bir milletvekili olan kocasının, Charlie Chaplin gibi dans etmesini arzular, ama Ankara’nın yoğun siyasi gündeminde Boran’ın romantizme ayıracak vakti yoktur. Yağmurlu geçişler, karların pisliği, güneşin kırgın kızgınlığı ama en çok da “tutunamamak” onun sağlığını ve evliliğini tehdit etmeye başladığında, bir değişim yapma zamanı geldiğini hisseder.

“Sevginin, aşkın tadına yeniden bakmalı, ahlak sorununu Selin’e bırakmalıydım. İnsan olarak çok eksiğim vardı. Her şey yarım bırakılmıştı hayatımda; çocukluk, ergenlik, gençlik, evlilik, annelik… Ama ben bütün bu olanları hayra yorulan bir rüya gibi gördüm.”

Selin, hayata yeniden başka türlü karışmaya hazırdır. Bir hesaplaşmadır bu. İlk iş olarak yalnız kendisine ait bir evi olmasına ve içini mahremiyetiyle döşemeye karar verecektir.

2 Kasım 2018

 

Oktay Akbal’ın “Suçumuz İnsan Olmak” ve “Garipler Sokağı” adlı romanlarının yeni baskıları Doğan Kitap’tan çıktı

 

Oktay Akbal’ın “Suçumuz İnsan Olmak” ve “Garipler Sokağı” adlı romanlarının yeni baskıları Doğan Kitap’tan çıktı.

Suçumuz İnsan Olmak

Türk edebiyatında gerçekçilik akımının önemli temsilcilerinden Oktay Akbal, 1958 TDK Roman Ödüllü kitabı Suçumuz İnsan Olmak’ta Ankara’nın 1940’lardaki gündelik yaşamını, memurları ve memuriyetin tekdüzeliğini gözler önüne seriyor.

Suçumuz İnsan Olmak, İstanbul’da felsefe okuyup Ankara’da memur olarak çalışan evli ve çocuklu Nuri’nin bir tesadüf sonucu karşılaştığı Nedret’le arasında geçen platonik aşkı anlatıyor. Mutsuz evlilikleri içinde kaybolmuş, masum bir heyecanla yasak aşkta çare arayan ama bunun bir hayal olduğunu anlayıp kurtulmak istedikleri yaşamlarına dönmek zorunda kalan Nuri ile Nedret’in hikâyesi…

Garipler Sokağı

Mutluluğu bulma hevesine kapılan, eskiye dair özlemlerini paylaşan, yaşayamadıklarını yaşamayı veya en azından yaşamayı umut eden iki insan. Onların tek suçu ise insan olmak, sevmek ve sevilmek arzusu…

Türk edebiyatının usta kalemi Oktay Akbal, İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçen Garipler Sokağı’nda; yoksul ve gariban insanların yaşadığı bir semtin gündelik hallerini, insanların kaygılarını ve hayata tutunma çabalarını buraya yerleşen üniversite öğrencisi Salih’in gözünden anlatıyor.

Kentin çeperinde, apartmanların hızla talan ettiği bir semtte hayat çok hareketlidir, gürültü, kavga, şarkı, türkü eksik olmaz. Çocukların sesleri, kadınların şarkılarına karışır. Semtin genç kızları buradan kurtulmak için türlü işler çevirir; delikanlılar ise düzene alışmış gibidir.Bir gün ansızın haber gelir: Sokak istimlak edilecektir.

İstimlak öncesindeki son günlere tanık olan Salih, ait olmadığını düşündüğü bu sokağı sevmeye başladığında artık gitme vakti de gelmiştir.

Garipler, evlerinin yerine apartman yapılacağı için sokağı bir bir terk ederken Salih de elinde valizi, hırsız gibi girdiği yerden yine bir hırsız gibi arkasına bakmadan kaçar.

24 Ekim 2018

İthaki Yayınları, Suat Derviş’in 4 kitabını yayımladı

 

İthaki Yayınları, Suat Derviş’in aşağıda ayrıntısı sunulan 4 kitabını birden yayımladı.

İstanbul’un Bir Gecesi

İstanbul’un Bir Gecesi sıradan bir gecenin farklı sınıftan insanlarca nasıl yaşandığını, bir yanda tek sefer giyeceği bir elbiseye servet ödeyen kaymak tabakadan bir kadınla, diğer yanda oğluna kan parası bulmak için bedenini satan veremli bir anneyi anlatıyor. Sadelikten ve akıcılıktan vazgeçmeyen Derviş “edebiyat yapmadan” edebiyat yapıyor.

1939 yılında Haber gazetesinde tefrika edildiğinde ses getiren metin bugünkü sosyal ve ekonomik uçurumların da çok uzağına düşmüyor. Suat Derviş’in ‘30’lardan itibaren ürettiği toplumcu gerçekçi metinler eleştirmenler tarafından yıllar içinde görmezden gelinmiş olsa da bütün canlılığı ve gerçekçiliğiyle seneler sonra bile anlamını ve önemini koruyor.

Kendine Tapan Kadın

Suat Derviş’in Gece Postası gazetesinde 1947 yılında tefrika ettirdiği ve büyük ilgi gören Kendine Tapan Kadın ilk kez kitap olarak okurla buluşuyor. Fosforlu Cevriye’den hemen önce kaleme alınan Kendine Tapan Kadın, sınıf çatışmasını, insani hırsların ve çıkarların toplumda açtığı büyük yaraları bütün çarpıcılığı ve cesaretiyle ortaya koyuyor. Genç bir kadının çocukluğunda açılan derin bir yara onu nasıl bir zalime dönüştürür ve en büyük zararı yine nasıl kendisine verir adım adım gösteriyor Derviş.

Titiz ve yoğun arşiv çalışmalarıyla ortaya çıkarılan Suat Derviş külliyatının mihenk taşlarından biri olan Kendine Tapan Kadın yetmiş bir sene sonra okurla buluşuyor.

Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır

Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır, Tan gazetesinde 1937 yılında tefrika edilmeye başlandığında toplumcu gerçekçi roman popüler bir tür değildi. Hatta köy ve taşranın dışına çıkıp şehir hayatını, kenar mahalleleri, fabrikaları anlatan roman yok denecek kadar azdı. Suat Derviş’i çalıştığı gazete muhabir olarak Sovyetlere gönderdiğinde romanı yarım bir şekilde, taslaklarıyla Kemal Tahir’e bırakmış, son kısmını Kemal Tahir tamamlamıştır. Tren yolculuğu sırasında iki kalın defter yazıp yolladıysa da gazete tefrikanın yeterince ilgi görmediğini söyleyerek Kemal Tahir’in sonu yazmasını istemiştir.

Bu koşullar altında yazılan ve okurla buluşan roman seksen bir sene sonra ilk kez Suat Derviş adıyla kitaplaşıyor. Dünden bugüne koşullarda ve sömürülen bir avuç insanın hayatında bir şey değişmediğini gözler önüne seren Derviş, zamanı aşan öngörüsü ve tahlilleriyle büyük bir yazar olduğunu gösteriyor.

Hiçbiri

1923 yılında Kütüphane-i Sudi Neşriyatı tarafından basılan Hiçbiri, insani ilişkilerin, yalnızlığın, hayal kırıklıklarının ortaya çıkardığı ruh hallerini derinlemesine tahlil ederek karakterlerini kuruyor. Ablası Hamiyet Derviş’le olan ilişkilerinden de beslenen romanda Suat Derviş, yer yer kendini bir roman karakterine dönüştürmekten çekinmiyor.

22 Ekim 2018

 

Gülayşe Koçak’ın “FaRe ve LaSi’nin Maceraları” adlı kitabı Alfa’dan çıktı

 

Gülayşe Koçak’ın “FaRe ve LaSi’nin Maceraları” adlı kitabı Alfa’dan çıktı. Kitapta Emin Görkem Ayan’ın resimleri yer alıyor.

Hem çok yakın, hem çok uzak zaman ve evrenlerden gelen FaRe ve LaSi, onbinlerce yıldır tek ses, tek akor olarak kaynaşmış, hatta bir olmuşlardı; aynı anda hem “kendi”ydiler, hem de akorun bütünü…

Ancak, bir misyonla ve büyük umutlarla geldikleri esrarengiz Mavitop gezegenine ulaştıklarında, kendilerini büyük sürprizler bekliyor! Mavitoplular ikisinin titreşimlerini öyle garip şekillerde, öyle anlaşılmaz işlerde kullanıyor ki, bu iki arkadaş da değiştiklerini, dönüştüklerini, en temel değerlerinin sarsıldığını dehşet içinde fark ediyorlar…

Bu dört sevimli masalı Gülayşe Koçak yetişkinler için yazdı.

19 Ekim 2018

 

Eduardo Galeano’nun “Yürüyen Kelimeler” adlı kitabı Sel Yayıncılık’tan çıktı

 

Eduardo Galeano’nun “Yürüyen Kelimeler” adlı kitabı Bülent Kale’nin çevirisiyle Sel Yayıncılık’tan çıktı.

Zamanın ve mekânın içinden devşirilmiş, Latin Amerika’nın bilinç örgüsünü oluşturan düşler, efsaneler ve anekdotlarla örülü Yürüyen Kelimeler, Eduardo Galeano tarafından yaratılan dünyaya sayısız pencere açan bir yol haritası.

Sözlü tarih geleneğini takip eden Galeano, poetik ve politik sesiyle Latin Amerika’nın kolektif deneyiminde yatan özgürlük ruhunu körüklüyor. Kıtanın kültürel belleğinden beslenen usta kalem, mitolojiye ve kutsal değerlere temas ederek, sıradanlıkla olağandışılık, insanlarla hayvanlar, gökyüzüyle yeryüzü, yaşamla ölüm, dile gelenle gelemeyen arasına çekilmiş bariyerleri kaldırıyor. Satırlardan süzülüp gelen bu şölen, hatta karnaval havası hayatı ve insanı bayağılaştıran her şeyin reddine dahil oluyor. Kapağını kapattığınızda bile uzun süre sizi büyülemeye devam edecek çarpıcı bir eser…

19 Ekim 2018

 

Adalet Ağaoğlu’nun “Bir Düğün Gecesi” adlı romanı İtalyanca yayımlanıyor

 

Adalet Ağaoğlu’nun “Bir Düğün Gecesi” adlı romanı ajansımız aracılığıyla L’Asino d’oro Edizioni tarafından  İtalyanca yayımlanıyor. “Notte di Nozze” adıyla çıkan kitap 18 Ekim’den itibaren satışa sunuluyor.

Aynı yayınevi daha önce yazarımızın “Ölmeye Yatmak” adlı romanını da yayımlamıştı.

11 Ekim 2018

Blake Snyder’in “O Kediyi Kurtar” adlı kitabı hep kitap’tan çıktı

 

Blake Snyder’in “O Kediyi Kurtar – Senaryo Yazarken İhtiyaç Duyacağınız O Kitap” adlı kitabı hep kitap’tan çıktı.

hep kitap’ın yazmayı ve okumayı hayatının merkezine yerleştiren, sözcüklerden beslenen herkesin ilgisini çeken “Atölye” serisinden tüm dünyada senaristlerin başucundan ayırmadığı kült bir kitap: O Kediyi Kurtar: Senaryo Yazarken İhtiyaç Duyacağınız O Kitap!

Yıllarca Hollywood’da başarılı filmlere imza atmış, pek çok senaryoya danışmanlık yapmış olan Blake Snyder bir senaristin bilmesi gereken en temel şeyleri O Kediyi Kurtar kitabında anlatıyor. Filminizi anlatan o tek cümle ne olmalı? Senaryonuzun çerçevesini nasıl belirlemelisiniz? Janra karar vermek neden önemli? Çatışmayı hangi aşamada kurmalısınız? Çözülme kaçıncı sahnede başlamalı? Ve en önemlisi bir senaryoyu satmanın yolları neler?

2009’da aramızdan ayrılan Blake Snyder’ın kitabında bir senaryoya başlayıp bitirmenizi sağlayacak her bilgi, her ipucu, her kural var. Daha önce hiç senaryo yazmamış olmanız önemli değil, bu kitabın sonunda yapabileceğinizi hissedeceksiniz!

5 Ekim 2018

 

Yeonmi Park’ın “Yaşamak İçin” adlı kitabı Mona Kitap’tan çıktı

 

Yeonmi Park’ın acı ve özgürlük mücadelesi dolu hayatını anlattığı “Yaşamak İçin” kitabı Mona Kitap’tan çıktı.

“On üç yaşındaydım ve taş çatlasa 27 kiloydum. Bildiğim tek şey ışığın ve yemeğin olduğu bir yere gitmekti!”

Yeonmi Park, açlığın ve nehirlerde yüzen cesetlerin normal olduğunu sanarak büyüdü. Ancak ülkedeki rejimin baskıları dayanılmaz olmuştu. Babası çalışma kampına düştükten sonra, annesiyle, diktatör Kim Jong Un’dan kaçmak zorunda kaldılar. Sınırı geçtikten sonra ise bambaşka bir kâbus onları beklemekteydi; hayatın çok sert olduğu Çin! İnsan tacirlerinin elinde geçen iki yıldan sonra, Yeonmi ve annesi buz gibi Gobi Çölünü gökteki yıldızları takip ederek geçtiler. Düşledikleri özgürlük değildi; zira onun ne olduğunu bile bilmiyorlardı! Bu kitap, Kuzey Koreli bir kız çocuğunun yaşayabilmek için yaptığı cesur ve yürek burkan seçimlerinin gerçek öyküsüdür. Çocukken tek hayali bir sepet dolusu ekmek olan yazar Yeonmi Park, artık Amerika’da yaşıyor. Tüm dünyada olay olan bu kitap yüzünden Kuzey Kore rejimi tarafından “insan hakları kuklası” olarak itham edilip, ölümle tehdit ediliyor.

“En çok iki şey için minnettarım: Kuzey Kore’de doğduğum için ve Kuzey Kore’den kaçtığım için…”

25 Eylül 2018

 

Muazzez Tahsin Berkand’ın “Çamlar Altında” adlı romanı Bulgarca yayımlandı

 

 

Muazzez Tahsin Berkand’ın “Çamlar Altında” adlı romanı ajansımız aracılığıyla Aviana Publishing House tarafından Bulgarca yayımlandı

25 Eylül 2018

 

Karin Tidbeck’in “Amatka” adlı romanı İthaki Yayınları’ndan çıktı

 

Karin Tidbeck’in “Amatka” adlı romanı Göksu Göçhan’ın çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.

Dille şekillenen bir dünyada geçen, Margaret Atwood ve Ursula K. Le Guin geleneğinde bir çıkış romanı.

Vanja, şehir hakkında bilgi toplamak için kış kolonisi Amatka’ya gönderilir. Amatka’ya adım atar atmaz bazı tuhaflıkları fark etmeye başlar: İnsanlar garip davranıyorlardır ve şehir sakinleri hükümet karşıtı düşüncelere karşı izlenmektedir.

Amatka’da kısa bir süre kalmayı planlayan Vanja, ev arkadaşı Nina’ya aşık olunca ziyaretini uzatmaya karar verir. Burada, koloninin tehlike altında olduğunu ve hükümetin bunu halkından gizlediğini öğrendiğinde kendi araştırmasına başlayacak ve kendini büyük bir tehlikenin içinde bulacaktır.

Amatka’nın distopik dünyasında insan dilinin gerçekliği değiştirme gücü vardır. Objeler, binalar ve geri kalan her şey sürekli isimlendirilip bu isimler tekrar edilmezse yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Baskıcı bir kolonide kısılı kalan Vanya’nın da lisanı kullanarak kendini özgür kılmayı arzulaması gerçekliği bile tehdit edecektir.

Zeplin’in İsveçli yazarı Karin Tidbeck ilk romanı Amatka’yla 1984’ü andıran bir dünya yaratıp toplum kontrolü, değişim korkusu, dilin gücü ve devrimler üzerine sembollerle dolu politik bir masal anlatıyor.

“Amatka harika bir kısa hikâye yazarının daha da harika bir romancı olduğunu ortaya koyuyor.” – Jeff Vandermeer

“Bu kitabı kesinlikle almalısınız.” – Ann Leckie

25 Eylül 2018

 

Suat Derviş’in “Çılgın Gibi” adlı romanı İspanyolca yayımlandı

 

Suat Derviş’in “Çılgın Gibi” adlı romanı (eski adı ve haliyle “Yalının Gölgeleri”) ajansımız aracılığıyla Ardicia adlı yayınevi tarafından Susana Prieto Mori’nin çevirisiyle yayımlandı.

25 Eylül 2018

 

 

Adalet Ağaoğlu’nun yeni kitabı “Düşme Korkusu” Everest Yayınları’ndan çıktı

 

Adalet Ağaoğlu’nun yeni kitabı “Düşme Korkusu” Everest Yayınları’ndan çıktı.

“Şimdi öyle bir şey ki yazmak, sigara tiryakiliğinden daha büyük bir tiryakilik. Sahiden. Ben elimden düşürmediğim sigarayı kolayca bıraktım, hiç de aramadım. Fakat yazmayı bırakamadım, tiryakilik o dereceydi. Şimdi yaklaşık son iki yıldır evden dışarı çıkamıyorum, yine de yazmadan duramıyorum. Yazmak, su içer gibi içimden geliyor hep.

Son dönemde yatakta daha sık zaman geçiriyorum. Üç kere düşmüşüm yere. Doktorlar tarafından sırt üstü yatağa yatırılmışım. Zaman içinde yavaş yavaş kendime geldim. Fakat korkuyu yenemedim. O dönemde içimde büyük bir düşme korkusu vardı. Onu mutlaka bir biçim altında anlatmak istiyordum. Düşmek sadece yere düşmekten ibaret değil. Bir de manevi yanı var.

Düşme Korkusu adı altında altı tane hikâye yazdım. Çünkü düşmenin çeşitli anlamları var. Saygınlığını kaybetmek var, değerini kaybetmek, gözden düşmek, çaresizliğe düşmek var. Bunun manevi yanını göz önünde tutarak düşme korkusunu yazmaya karar verdim.” – Adalet Ağaoğlu

25 Eylül 2018

 

Steven Rose’un “21.Yüzyılda Beyin” adlı kitabı Ginko Bilim’den çıktı

 

Steven Rose’un “21.Yüzyılda Beyin” adlı kitabı Levent Can Yılmaz’ın çevirisiyle Ginko Bilim’den çıktı

Londra’daki Açık Üniversite Beyin Araştırmaları grubunun kurucusu olan Steven Rose, 21. Yüzyılda Beyin kitabında yaşamın ilk ortaya çıktığı dönemlerden günümüz kompleks toplumlarına beyni ortaya çıkaran evrimci köklerin keşfine çıkıyor; diğer canlılarla farklılık ve benzerliklerini ortaya koyuyor. Daha ötesi; beynin, tek bir döllenmiş yumurtadan o akıl almaz derecede karmaşık bir organ haline nasıl geldiğini açıklıyor. Sonra da son bilimsel araştırmaları, en son bilgi ve teknikleri gözden geçirerek sorusunun peşine düşüyor: Gelecek insan beyni için elinde neler tutuyor?

“Rose, zihinsel sürecin fiziki-biyolojik resmiyle birleşmiş olguları açık hale getiriyor.” – Prof. Richard Lewontin (Harvard Üniversitesi)

“Rose, araştırmanın bizi götürebileceği yeri ve daha şimdiden nöro-bilimin uygulamalarından ortaya çıkmaya başlamış ve yakın gelecekte katlanarak artacak olan etik konuları gösteriyor.” – Nature

“Rose, beynin gelişimi, kimyası ve genel haritasına ilişkin gelişmeleri başarılı bir biçimde ortaya koyuyor.” – Science

“Eğer beyinle ilgileniyorsanız ya da düşünmeyi seven biriyseniz bu kitabı mutlaka okumalısınız” – New Scientist

14 Eylül 2018

 

“İçimizdeki Şeytan” Eylül Ayı İçinde Hollanda’da yayımlanıyor

 

Sabahattin Ali’nin “İçimizdeki Şeytan” adlı romanı Eylül ayı içinde Van Gennep Yayınevi tarafından Hollanda’da Felemenkçe olarak yayımlanıyor.

 

14 Eylül 2018

 

Everest Yayınları, Adalet Ağaoğlu’nun “Dar Zamanlar” üçlemesini tek cilt halinde yayımladı

 

Everest Yayınları, Adalet Ağaoğlu’nun “Dar Zamanlar” üçlemesini ilk kez tek cilt halinde yayımladı.

“Ağaoğlu, Ölmeye Yatmak romanının başkişisi olan Aysel tipinde, eğitim düzeyinde ortaya konan Batıcı Cumhuriyet ideolojisi ile aile düzeyinde ortaya konan geleneksel ideolojiyi karşı karşıya getiriyor.”-Hilmi Yavuz

“Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ile aydınların iç dünyasına açılan pencere, Adalet Ağaoğlu’nun o nefis yapıtı Bir Düğün Gecesi ile Tanpınar’ın Huzur’unun bir uzantısı niteliğine bürünmektedir.”-Vedat Günyol

“Adalet Ağaoğlu, yalnızca Hayır…’ın son halkasını oluşturduğu üçlemesiyle, bütün romanlarıyla kimi sorunsalların peşinde bir yazar kimliğindedir. Romanlarında en öne çıkan yan, düşünsel içeriktir. Hayır… onun bu özelliğinin belki de en yoğun biçimde alımlanabileceği bir roman…”-Füsun Akatlı

7 Eylül 2018

 

Markus Gabriel’in “Dünyanın Neden Var Olmadığı Üzerine” adlı kitabı Koç Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı

 

Markus Gabriel’in “Dünyanın Neden Var Olmadığı Üzerine” adlı kitabı Vedat Çorlu’nun çevirisiyle Koç Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı.

“Dünya’nın neden var olmadığını anlamak için, öncelikle bir şeyin var olmasının ne anlama geldiğini çözmek gerek. Bir şey ancak Dünya’da rastlanan bir şeyse vardır, ancak Dünya’nın kendisine, Dünya’da rastlayamıyoruz. En azından ben daha hiç görmedim, hissetmedim ve tatmadım.”

1980 doğumlu Alman filozof Markus Gabriel “Dünya neden yok?” sorusunu cevaplarken bizleri yeniden felsefece düşünmeye yönlendiriyor ve bunu yaparken de kışkırtıcı, esprili ve anlaşılır bir dil kullanıyor, hatta okuyucusuna daha en başta söz veriyor: “Bu kitapta felsefi sözcük canavarlarına rastlamayacaksınız.” Bu yüzden derin felsefi sorular labirentinde okuyucusuna basit bir yol sunuyor: Nereden geliyoruz? Neyin içinde bulunuyoruz? Ve tüm bunlar ne anlama geliyor?

“Tüm bunların ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorsak, önce bildiğimizi sandığımız her şeyi unutmamız ve baştan başlamamız gerekiyor” diyor Gabriel ve en başından sonuna iyi niyetini sürdürüyor: “Yaşamın anlamı, anlamın kendisindedir; şansımıza pay alabildiğimiz sonsuz anlamla yüzleşmemizdir. Hep mutlu olmayışımız anlaşılır bir şeydir. Mutsuzluğun ve gereksiz acının varoluşu da aynı şekilde gerçektir; insan olmayı yeniden düşünmek ve kendimizi ahlakça iyileştirmek için bir vesile olmalıdır.”

6 Eylül 2018

 

Yabancı Yayınları, Andrea Owen’ın “B*k Gibi Hissetmekten Nasıl Vazgeçilir” adlı kitabını yayımladı

 

Yabancı Yayınları, Andrea Owen’ın “B*k Gibi Hissetmekten Nasıl Vazgeçilir” adlı kitabını Müge Hestbaek’in çevirisiyle yayımladı.

Mutluluk ve başarıya ulaşmayı engelleyen kötü alışkanlıkları bırakmak için yanlış yaptığınız şeyleri dobra dobra anlatan bir rehber.

B*k Gibi Hissetmekten Nasıl Vazgeçilir, kadınların kişisel gelişimi için direkt bir yol çiziyor. En sık yapılan hataları hiç çekinmeden okurların yüzüne vurarak gerçekleri anlatan Andrea Owen, Imposter Sendromu’ndan sivri dilli iç eleştirmeninize ve başkalarını devamlı mutlu etmeye çalışmaya kadar, bu her zaman farkında olunmayan alışkanlıklara dikkat çekiyor. Her bölümde kadınların içinde bulunduğu otopilotu kapatıp hayat kalitelerinin düşmesine sebep olan eylemlerin üstünde bir hâkimiyet sağlamalarına yardımcı oluyor.

“Owens dobra bir şekilde gerçekleri anlatıyor ve hayatınızdaki pisliklerden arınıp içinizdeki güce odaklanmanızı sağlıyor.” —Jen Sincero, You Are A Badass’in çoksatan yazarı

“Andrea Owen yine içtenliğini ve dobralığını konuşturmuş. Zeki ve yetenekli kadınları strese sokan ve beklenti sarhoşluğuyla yaşamalarına neden olan yaygın davranışlara parmak basıyor.” —Christine Hassler, Expectation Hangover’ın yazarı

“Kitabı okurken sürekli başımı sallayarak onayladığımı ve kitabın içindeki ‘komplikasyonlar’dan bazılarına benim de sahip olduğumu fark ettim. Bu sorunların bir çözümü olduğunu öğrendiğimde daha da heyecanlandım. Bu, somut ve yapılması mümkün bir çözüm. B*k Gibi Hissetmekten Nasıl Vazgeçilir’i kadın arkadaşlarıma önermeyi sabırsızlıkla bekliyorum!” —Rachel DeAlto, Flirt Fearlessly: The A to Z Guide to Getting Your Flirt On’un yazarı

“Bu kitabı okuduktan sonra b*k gibi hissetmekten vazgeçtim! Felaket senaryoları yaratmayı bırakmak, hayatınızdaki mutluluk kaynaklarını kabul etmek, hayatı kendi değerlerinize göre yaşamak istiyorsanız bu kitap tam size göre.” —Dr. Eris Huemer, La Shrinks oyuncusu ve The Break-Up Emergency’nin yazarı

16 Ağustos 2018

 

Yapı Kredi Yayınları, Tarık Dursun K.’nın “Bağışla Onları” adlı romanını yayımladı

 

Yapı Kredi Yayınları, yazarımız Tarık Dursun K.’nın “Bağışla Onları” adlı romanını yayımladı.

Kavgalar, kaygılar, umutlar, yolculuklar, zaferler, aşklar ve yanızlık… Bir tiyatro adamının kişiliğinde, Meşrutiyet yıllarından bugünlere, Türk tiyatrosunun ve sinemasının gerçek insanları, gerçek hikâyeleri: Her geçen gün daha da artan, her yenilginin ardından daha da bilenen bir tutkunun peşinde, zamana, mekâna, sevdaya ve hatta coğrafyaya meydan okuyan bir sahne insanının yaşamı, hatırasını dillendiren dostlarının, meslektaşlarının ve ailesinin serüvenine de ışık tutuyor. Farklı türlerdeki eserleriyle 1950 kuşağının önemli kalemlerinden biri olan Tarık Dursun K., ışıkların henüz yanmadığı ya da biraz önce söndüğü o zaman diliminine götürüyor okurunu; oyunun başladığı yere, sahnenin gerisine.

Sıradanlığı kabul etmeyecekti, hırslıydı, tutkuluydu, düşseverdi. Kendince değil, kendine değil, herkese; eğriyedoğruya, güzele çirkine, gence ihtiyara, kadına erkeğe, okumuşa okumamışa; yeni, bilinmedik, tanınmadık; içine girdiklerinde önce yadırgayacakları ama sonra sonra hoşlanıp mutlaka mutlu olacakları, yeniden biçimlenip yeniden kişiliklenecekleri bir dünya kuracaktı.

9 Ağustos 2018

 

Sebastian Fitzek’in “Noah” adlı romanı Pegasus’tan çıktı

 

Sebastian Fitzek’in “Noah” adlı romanı Fulya Aydınoğulları’nın çevirisiyle Pegasus’tan çıktı.

İsa doğduğunda gezegenimizde üç yüz milyon insan yaşıyordu. Günümüzde ise bu sayı yedi milyar. Buna dakikada yüz elli altı insan ekleniyor. Peki dünya bu yükü kaldırmaya hazır mı?

Bir adamın hafızası insanlığın kaderini değiştirebilir mi?

Adını bilmiyordu. Nereden geldiği konusunda hiçbir fikri yoktu. Neden Berlin’de olduğunu ya da neden bir metro istasyonunun tünellerinde uyuduğunu bilmiyordu. Sadece avucunda Noah yazılı bir dövme vardı, bu yüzden evsizler ona Noah diyordu. Kimliğine ulaşma çabası ise tam bir kâbusa dönecekti.

Aynı anda Manila’da yeni bir grip salgını global boyutlara ulaşmakta ve on binlerce kişinin hayatına mal olmaktaydı. Gölgelerde ise radikal bir grup dünyanın kaderini değiştirecek bir planı gerçekleştirmeye hazırdı ve insanlığı kurtaracak anahtar kim olduğunu bile hatırlamayan Noah’nın elindeydi.

8 Ağustos 2018

 

“Kürk Mantolu Madonna”nın İsveççesi Eylül ayında yayımlanıyor

 

Sabahattin Ali’nin ölümsüz eseri “Kürk Mantolu Madonna”nın İsveççesi Albert Bonniers Förlag adlı yayınevi tarafından Eylül ayı başında yayımlanıyor.

“Kürk Mantolu Madonna” daha önce Almanya ve İsviçre’de Almanca , Fransa’da Fransızca, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde İngilizce, İtalya’da İtalyanca, Rusya’da Rusça, İspanya’da İspanyolca, Hollanda’da Felemenkçe, Norveç’te Norveççe, Polonya’da Lehçe, Hırvatistan’da Hırvatça, Bosna-Hersek’te Boşnakça, Makedonya’da Arnavutça, Sırbistan’da Sırpça, Gürcistan’da Gürcüce, Moğolistan’da Moğolca, Mısır ve Suudi Arabistan’da Arapça yayımlanmıştı.

8 Ağustos 2018

 

Vedat Türkali’nin “Eski Filmler – Senaryolar” adlı kitabı Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı

 

Vedat Türkali’nin “Eski Filmler – Senaryolar” adlı kitabı Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.

“Ertesi günü senaryoyu getirdi Türkân (Şoray); bana teksle ilgili öyle sorular yöneltti ki, gerçekten şaşırdım. Okuduğu bir şeyin sorulacak yerlerini bulup çıkarmak, okurun yeteneğini belirten önemli bir ölçüdür. Kuşkuya düştüm. On altı yaşındaki bu kız, birine okutmuş, ondan öğrenmişti soracağı yerleri, sorma biçimini. Üsteledim, soruşturdum biraz; belli ki kendi çalışmıştı senaryo üstünde. Bir gecede, nerde, kime okutacaktı Fatih’te bir zemin katında anasıyla kalan bu fukara kızcağız?… Otobüs Yolcuları filmi, başta yönetmen Ertem Göreç olmak üzere, hepimiz gibi, genç Türkân Şoray’ın da başarı filmi oldu.”
“Sinemada zaman, film şeridinin makine önünde kayması gibi akıp gider. Bir filmin yapımından önce, günleri, geceleri kaplayan ne coşkulu konuşmalar, ne tatlı söyleşiler yaşanır.”

“Sanatta her yeni atılımı, denemeyi ilgiyle anlamaya, doğru değerlendirmeye, en azından hoşgörüyle karşılamaya çalışmaktan yanayım öteden beri.”

“Eski filmler sözü, kimi küçümsemeyi, kimi özlemi verir… Bıraktıklarımızın, Türk Sineması’nın geçmişiyle ilgilenenler için güvenilir belge niteliği taşıması gerekliliğine inanıyorum.”

“Dört senaryo var bu kitapta: Otobüs Yolcuları, Karanlıkta Uyananlar, Umutsuz Şafaklar, Bedrana. Üçüncü senaryonun apayrı bir serüveni oldu: Çalındı, bir şirketçe Batsın Bu Dünya adıyla film yapıldı.”
Vedat Türkali

27 Temmuz 2018

 

Sebastian Fitzek’in “Yolcu 23” adlı romanı Pegasus’tan çıktı

 

Sebastian Fitzek’in “Yolcu 23” adlı romanı Anıl Alacaoğlu’nun çevirisiyle Pegasus’tan çıktı.

Her yıl onlarca kişi gemilerde kayboluyor.
Üstelik arkalarında bir iz bile bırakmadan.
Onlar Yolcu 23’ler.
Bu da onların hikâyesi.

Burada kim olduğunuzun, kaç yaşında olduğunuzun bir önemi yok.
Eğer çok kötü bir şey yaptıysanız sıradaki Yolcu 23 siz olabilirsiniz.
Gemiye hoş geldiniz.
Polis ve psikolog olan Martin Schwartz, beş yıl önce karısını ve oğlunu kaybetmiştir. Bu üzücü olay, onların Sultan of the Seas adlı yolcu gemisindeki seyahatlerinde gerçekleşmiş ancak kimse Martin’in ailesinin ölümü hakkında ona net bilgi verememiştir.

Hayatındaki en önemli insanları kaybettikten sonra Martin büyük bir psikolojik yıkıma uğrar. Gizli polis olarak çalıştığı her davaya gözü kara bir şekilde dalıp kendini uyuşturmaya, acısını bir nebze de olsa unutmaya çalışır. Ummadığı bir anda, kendisini gerilim yazarı olarak tanıtan yaşlı bir kadından telefon alır. Kadın ona Sultan of the Seas gemisine mutlaka binmesi gerektiğini, orada ailesinin başına gelenleri aydınlatacak ipuçlarının olduğunu söyler. Aslında Martin o gemiye binip acı dolu geçmişiyle yüzleşmekten korksa da merakına yenik düşer ve yine aynı gemide kaybolmuş küçük bir kızın, elinde kendi oğluna ait bir oyuncak ayıyla ortaya çıktığını öğrenir.

18 Temmuz 2018

 

James Gleick’in “Zaman Yolculuğu : Geçmiş, Şimdi ve Geleceğin Kısa Tarihi” adlı kitabı Koç Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı

James Gleick’in “Zaman Yolculuğu : Geçmiş, Şimdi ve Geleceğin Kısa Tarihi” adlı kitabı Aylin Onacak’ın çevirisiyle Koç Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı

Zamanda yolculuk mümkün mü? Bu yolculuğu neden arzularız? Bütün olası dünyalar içinde en iyisi bu mu? Geçmiş değiştirilebilir mi? Sonuç, sebebi etkileyebilir mi?

Tüm zamanların en iyi bilim yazarlarından biri olarak kabul edilen James Gleick’ın Zaman Yolculuğu, hem bir fantezinin edebiyattan fiziğe, sinemadan gündelik hayatımıza uzanan olgunlaşma yolculuğunun öyküsünü anlatıyor, hem de Zaman’ın anlamına, dolayısıyla bilince, belleğe, yaşama ve ölüme dair yepyeni bir dil yaratıyor. Geçmiş, gelecek ve şimdi, uzayzaman sürekliliğinin dördüncü boyutunda yer alan bu yeni Zaman dilinde tek ve aynı noktada buluşuyor.

Bir zamanlar hayal gücünün kıvılcımıyla başlayan zamanda yolculuk ise sanal dünya vatandaşı 21. yüzyıl insanları için artık uzak değil. Ne var ki “sonsuzluk artık eskisi gibi değil, cennetimiz eskisi kadar güzel değil” diyor Gleick. Yine de bazı sorular değişmiyor: Bir zaman makineniz olsaydı, geçmişe gidip Hitler’i öldürür müydünüz?

13 Temmuz 2018

 

Everest Yayınları, Sam Shepard’ın “Motel Günlükleri” adlı kitabını yayımladı

Everest Yayınları, Türkiye telif hakları ajansımız tarafından yönetilen Sam Shepard’ın “Motel Günlükleri” adlı kitabını Ülker İnce’nin çevirisiyle yayımladı.

Bütün gün kamera arabasının arkasında motosiklet sürdü. Aradaki uzaklığı hep aynı tutmaya çalışıyordu. Kameranın odağının dışına çıkmıyordu hiç. İnanılmaz yüksekliklerden inen, ufka bıçak gibi saplanan geniş ışın kuşakları vardı, İtalyanların dinsel tablolarındaki gibi. Yaptığı işe kafasını vermeye çalışıyordu. Çekilen bu sahne neyle ilgiliydi acaba? Filmin hangi bölümüydü. Onu öldürmeye mi gidiyordu motosikletle? Yani Baş Oyuncuyu? Filmdeki kişiyi? Kadını?”

Modern Amerikan edebiyatının en önemli isimlerinden, Vahşi Batı, Aç Sınıfın Lâneti gibi klasikleşmiş oyunların yazarı, öykücü, oyuncu, yönetmen Sam Shepard’ın en önemli eserlerinden biri olan Motel Günlükleri, kısa öyküler, notlar, şiirler, günlük parçaları ve fotoğraflardan oluşan ayrıksı yapısıyla sıradışı bir kitap.

Shepard’ın Illinois’daki doğumunu, Güney Kaliforniya’nın kırsal bölgelerinde geçen çocukluğunu, çiftçi, garson, rock müzisyeni, tiyatrocu, film oyuncusu olarak yaşamın derinliklerine yaptığı yolculukları, anı parçacıklarını yaşamöyküsel tefekkürle birleştirerek dile getirdiği; çocukluk keşiflerine, filmler ve arabalarla geçen gençliğine, Amerikan yaşamına, derin Batı’ya ilişkin çarpıcı, keskin imgeler, hayaller ve fanteziler sunduğu, geçmişle şimdiki zaman arasında gidip gelen anlatı, bu niteliğiyle, yazarın tüm yapıtına da ışık tutuyor.

Sam Shepard’ın, kaleme aldığı senaryosuyla, 1984 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazandığı, Wim Wenders’in Paris-Texas filmine de kaynaklık eden Motel Günlükleri, hızlı, parçalı yapısıyla adeta hızlandırılmış bir film etkisi yaratıyor.

11 Temmuz 2018

KaraKarga Yayınları, Turgut Yasalar’ın “Ben Bir Dâhiyim Ama Henüz İlk Filmimi Çekmedim” adlı kitabını yayımladı

 

KaraKarga Yayınları, ajansımız tarafından temsil edilen yazar Turgut Yasalar’ın “Ben Bir Dâhiyim Ama Henüz İlk Filmimi Çekmedim” adlı kitabını yayımladı.

Herkesin film yapma hayali, bahaneleri bir kenara bırakıp harekete geçenlerin cesaretleriyle, emekleriyle, dayanışmalarıyla gerçeğe dönüştü. Ceplerinde beş kuruş yokken, milyon dolarlık filmler çektiler. Ödünç malzemeler, kobaylıktan elde edilen cüzi gelirler, boğaz tokluğuna toplanan ekipler, korsan çekimler, ödüllü çoğu filmin gerçekliğiydi. Bir film çekmeyi aşkla, tutkuyla isteyenlerin neler yapabileceğini, kapıların onlar için ardı ardına nasıl açılabileceğini belki de en güzel ifadeyle özetliyor Turgut Yasalar; “yokluğun estetiği”. Elinizdeki, yalnızca henüz ilk filmini çekmemiş genç yönetmenler için değil, hayalinin peşine düşmeye çekinen herkes için yüreklendirici bir çalışma.

28 Haziran 2018

Mithat Cemal Kuntay’ın “Fatih ve Fetih : Fatih Sultan Mehmet” adlı kitabı Alfa Yayınları’ndan çıktı

 

Telif hakları yönetimi ajansımız tarafından yapılan Mithat Cemal Kuntay’ın “Fatih ve Fetih : Fatih Sultan Mehmet” adlı kitabı Alfa Yayınları’ndan çıktı.

Fatih ve Fetih: Fatih Sultan Mehmet, Mithat Cemal’in 1953 yılında, İstanbul’un fethinin 500. yıldönümü kutlamaları vesilesiyle Son Posta gazetesinde tefrika edilen eseri olup sağlığında kitaplaştırılmamıştır.

Karşılaştırmalı tarihçiliğin en güzel örneklerinden biri olan elinizdeki bu eserde Mithat Cemal, İstanbul’un fethinin bilinen ve bilinmeyen yönlerini mercek altına alıyor. Eserde, İstanbul’un fethine dair yerli kaynaklardan Tursun Bey, Evliya Çelebi ve Tâcüttevârih yazarı Hoca Sadeddin, Namık Kemal, yabancı kaynaklardan ise başta Hammer olmak üzere Rus tarihçi Vasiliyev, İngiliz tarihçi Gibbon, Fransız yazar Gustave Schlumberger ve Bizans tarihçilerinden Ducas gibi yazarları ve eserlerini kritik eden Mithat Cemal, onların yaptıkları hataları da gözler önüne seriyor.

16 Haziran 2018

Kürk Mantolu Madonna Macarca yayımlandı

 

Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” adlı eseri ajansımız aracılığıyla, Európa Könyvkiadó  adlı yayınevi tarafından Edit Tasnádi’nin çevirisiyle Macarca yayımlandı.

Daha önce Almanya ve İsviçre’de Almanca , Fransa’da Fransızca, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde İngilizce, İtalya’da İtalyanca, Rusya’da Rusça, İspanya’da İspanyolca, Hollanda’da Felemenkçe, Norveç’te Norveççe, Polonya’da Lehçe, Hırvatistan’da Hırvatça, Bosna-Hersek’te Boşnakça, Makedonya’da Arnavutça, Sırbistan’da Sırpça, Gürcistan’da Gürcüce, Moğolistan’da Moğolca, Mısır ve Suudi Arabistan’da Arapça ve Pakistan’da Urduca yayımlanan eser bu yıl içinde İsveç’te İsveççe de yayımlanacak.

8 Haziran 2018

 

Paloma Yayınevi Dr. Sylvia Tara’nın “Yağın Gizli Yaşamı” adlı kitabını yayımladı

 

Paloma Yayınevi Dr. Sylvia Tara’nın “Yağın Gizli Yaşamı” adlı kitabını yayımladı.

Vücut yağı sadece fazla kilo değildir, o aynı zamanda yaşlanma ve bağışıklıktan ruh hâli ve doğurganlığa kadar her şeyi etkileyen dinamik, akıllı ve kendini idame ettiren bir organdır. Güncel araştırmalar, hiç yağı olmayan bir kızın ve kendini yemekten alamayan genç bir kadının hikâyeleri gibi merak uyandıran vaka çalışmalarıyla yazar, vücudumuzun en yanlış anlaşılmış organının arkasındaki şaşırtıcı bilimi ve onun kendini savunmak için gösterdiği inanılmaz beceriyi ortaya koyuyor. Virüslerin, hormonların, uykunun ve genetiğin yağ üzerindeki beklenmedik etkisini incelerken kilo vermenin gerçek sırrını açıklıyor: Yağınıza karşı değil, onunla birlikte hareket etmek.

“Sylvia Tara’nın ustalıklı bir şekilde gösterdiği gibi, vücut yağı pasif bir kalori deposundan çok daha fazlasıdır. Bu yanlış anlaşılmış ve son derece önemli organla dostluk kurmak için Yağın Gizli Yaşamı’nı okuyun.” — Dr. David S. Ludwig, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Profesör ve New York Times en çok satan kitaplar listesinden Always Hungry? isimli kitabın yazarı

“Vücut yağınızı kolayca yenebilirsiniz ama önce onu anlamalısınız! Doğru yaşam tarzı, yemek ve egzersiz yaklaşımı ile kilo verebilirsiniz ve onu uzak tutabilirsiniz. Bu merak uyandıran ve bilgilendirici başyapıtta bunu nasıl yapacağınızı öğrenin.” — Dr. Michael Dansinger, Tufts Tıp Merkezi’ndeki Diabetes Reversal Program’ın Kurucu Direktörü

“Dr. Sylvia Tara obezitenin gelişimi, önlenmesi ve tedavisi ile ilgili önemli kavramların üzerine eğiliyor. Bu kitap, çok sayıda bilim topluluğunun yanı sıra, yağ ve obeziteyle ilgilenen insanlar için çok ilginç bir okuma olacak. Bu kitabı okurken gerçekten keyif aldım!” — Dr. Carl Lavie, The Obesity Paradox’un yazarı

6 Haziran 2018

 

Yapı Kredi Yayınları, Sabahattin Ali’nin üç romanını tek kitap halinde yayımladı

 

Yapı Kredi Yayınları, Sabahattin Ali’nin  üç romanı, “Kuyucaklı Yusuf”, “İçimizdeki Şeytan” ve “Kürk Mantolu Madonna”yı bir kitapta topladı.

Edebiyatçının “gerçekçi olma mücadelesini vermesi” gerektiğini ileri süren Sabahattin Ali için edebiyatın amacı “insanlarda daha iyiye, daha güzele yükselmek arzusu uyandırmak”tır. Bu görüş doğrultusunda kaleme aldığı ve Türk edebiyatının akışını değiştiren romanlarında, gözlemlediği ve yaşadığı olayların tedirginliklerini, çelişkilerini, insanların bireysel yaşantılarının ardındaki toplumsal sorunları gerçekçi bir üslup ve okuru yakalamayı başaran samimi bir dille anlatır.

KUYUCAKLI YUSUF’ta bir Anadolu kasabasının gelişen ve değişen ekonomik ve toplumsal değerlerle biçimlenen yeni yaşamını, ruhsal yapısını sergilerken İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN’da İkinci Dünya Savaşı öncesinde, üniversite, kültür ve sanat çevrelerindeki farklı siyasal ve toplumsal eğilimleri eleştirir. KÜRK MANTOLU MADONNA’da ise çekingen ve içine kapanık bir genç taşralının, memleketinden uzakta, Almanya’da yaşadığı tutkulu aşk hikâyesini konu edinir.

5 Haziran 2018

Ryan Graudin’in “Kurttan Kurda” adlı romanı Pegasus Yayınları’ndan çıktı

 

Ryan Graudin’in “Kurttan Kurda” adlı romanı Filiz Sarıalioğlu’nun çevirisiyle, Pegasus Yayınları’ndan çıktı

Yıl 1956. Dünyayı Üçüncü Reich ve Japon İmparatorluğu yönetmektedir. Büyük Zaferi anmak için yönettikleri iki kıtayı da kapsayan bir motosiklet yarışı düzenlenir. Ödülse artık halkın arasına karışmayan Adolf Hitler’i, Tokyo’daki Zafer Balosu’nda görebilme şansıdır.

Eski bir toplama kampı tutsağı olan Yael çok fazla acıya tanık olmuştur ve kaybettiği sevdiklerini her zaman hatırlamak için koluna beş kurt dövmesi yaptırmıştır. Direniş ona tek bir görev verir: Yarışı kazan ve Hitler’i öldür. Görünüşünü değiştirebilme yeteneğiyle Yael, önceki senenin tek kadın yarışmacısı Adele Wolfe’nin yerini almalıdır. Yael diğer yarışmacılarla yakınlaştıkça kimliğini koruması ve görevine sadık kalması için gerektiği kadar acımasız olabilecek mi?

1 Haziran 2018

KaraKarga Yayınları Barış Pirhasan’ın yeni şiir kitabı “Ölümden Sonra Aşk”ı ve “Bütün Şiirleri”ni yayımladı

 

KaraKarga Yayınları, yazarımız Barış Pirhasan’ın yeni şiir kitabı “Ölümden Sonra Aşk”ı ve “Bütün Şiirler”ini yayımladı.

Ölümden Sonra Aşk

Umut, babadan kalan ağır miras; eğip bükmeden, kırıp dökmeden taşınacak. Gazi, Yenibosna, Berlin, Cohen, Sırrı Süreyya, Berkin… Tarihin kaldırımından yola fırlamış ne kadar romantik, delikanlı çocuk varsa, onların aşkına umut taşınacak.

Ölümden Sonra Aşk, acısıyla ve güzelliğiyle yayılmacı. Barış Pirhasan terk ediyor, özlüyor, unuttukça hatırlıyor, korkuyor, bıkıyor, kavuşuyor ve insanı şiir yazmaya özendiren bir mana trafiğine çıkarıyor.

Bütün Şiirleri

Barış Pirhasan’ın 1985-2012 yılları arasında yazdığı tüm şiirleri bu kitapta toplandı.

Durmadan koşan, durduğunda bile giden ve en huzurlu anında bile kıpırtılı şiirler bunlar.

Hâlin, hareketin, oluşun zarif tariflerini vermiyor; gelişigüzel, alışılmış, sığ ve süslü ne varsa, onun röntgenini çekiyor. Şair bir yandan kendini de dikizliyor.

Aşk ve kedi, Amerika ve hastanedeki melekler, kırmızı tarihten sallanan beyaz mendiller, coşkulu bir ritimle birbirine karışıyor…

– Aşkla Kedi Arasındaki Yedi Benzerlik (2012)
– Babam Benden Hiçbir Şey Anlamıyor (1995)
– Tarih Kötüdür / İmzasız El Yazıları (1985)

29 Mayıs 2018

Altın Kitaplar Dr. Michael Greger’in “Ölmek Ya Da Ölmemek” adlı uluslararası bestseller kitabını yayımladı

 

Altın Kitaplar Dr. Michael Greger’in Gene Stone ile birlikte kaleme aldığı “Ölmek Ya Da Ölmemek” adlı uluslararası bestseller kitabını yayımladı.

Ailenizde prostat kanseri öyküsü mü var? O süt bardağını bırakın ve diyetinize olabildiğince keten tohumunu ekleyin. Karaciğer hastalığıyla mı savaşıyorsunuz? Kahve içmek karaciğer enflamasyonunuzu azaltabilir.
Meme kanseriyle mi mücadele ediyorsunuz? Soya tüketmek daha uzun süre hayatta kalmakla ilişkilendiriliyor.
Kalp hastalığından mı endişelisiniz? Hastalığı önlemekle kalmayıp durdurabildiği de defalarca ortaya konulan işlenmemiş bitkisel temelli bir diyete geçin.

Erken ölümün başlıca on beş nedeni —kalp hastalığı, kanser, diyabet, Parkinson, yüksek tansiyon ve diğerleri— her yıl milyonlarca insanın hayatına kastediyor. Böyle olmak zorunda değil. Dr. Greger’ın tümü güçlü bilimsel kanıtlarla desteklenen önerilerini takip ederek bu hastalıkları önleyebilirsiniz! Tamamen kullanışlı, uygulanabilir öneriler ve beslenme biliminin en yeni, en şaşırtıcı verileriyle dolu bu reçete uzun, sağlıklı bir hayat sürmek için tam ihtiyacımız olan şey.

“Bu kitap, hastalıklardan korunmak isteyenlere yardımcı olacaktır.” —Dalai Lama

“Dr. Michael Greger bu kitapta, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmek için gerekli olan faydalı yiyeceklerin rolünü tüm berraklığıyla gözler önüne seriyor.” —Daily Mail

23 Mayıs 2018

İllüstratör Soosh’un “Babam Yanımdayken” adlı kitabı Redhouse Kidz Çocuk Kitapları tarafından yayımlandı

 

İllüstratör Soosh’un “Babam Yanımdayken” adlı kitabı Redhouse Kidz Çocuk Kitapları tarafından yayımlandı.

Kocaman resmedilmiş bir baba ve onun yanında minicik bir kız… Babam Yanımdayken’de bu baba-kızın hayatlarından sıcacık kesitler sunuluyor. Birlikte yemek hazırlamak, kitap okumak, sarılıp uyumak gibi en özel anlar, öykü boyunca suluboya çizimlerle resmediliyor. Babaların çocuklarının hayatlarında oynadıkları birçok farklı rol, bu sahnelerde yalın ve dokunaklı bir üslupla anlatılıyor.

Babam Yanımdayken, yaptığı baba-kız çizimleriyle kısa sürede üne kavuşan, sosyal medya fenomeni Soosh’un ilk kitabı. Babalar ve çocukları arasındaki o sıcacık ilişki, bu kitapta Soosh’un bakmaya doyamayacağınız çizimleri eşliğinde anlatılıyor.

22 Mayıs 2018

Everest Yayınları Adalet Ağaoğlu’nun “Başka Karşılaşmalar” adlı kitabını yayımladı

 

Everest Yayınları, yazarımız Adalet Ağaoğlu’nun “Başka Karşılaşmalar” adlı kitabını yayımladı.

Yazma meselesini sürekli sorgulayan her yazar, hele durağanlığın bittiği, yerin yerinden oynadığı şu dünyada, elbette birtakım sıçramalar yapacaktır. Artık yazının bir değeri kalıp kalmadığını da sorgulayabiliriz. Ama şu aşamada, yazı sürdükçe demek istiyorum, bir evin bir köşesinde ‘huzur içinde bunamaya terkedilmek’e boyun eğemiyorum. İçinde yaşadığım zaman çok karmaşık, kaotik. Bu durumda nasıl huzur içinde ölebilirim ki?

Başka Karşılaşmalar, Adalet Ağaoğlu’nun deneme, değini ve söyleşilerinden oluşan bir derleme. Karşılaşmalar’da olduğu gibi, yazar yine okurunu karşılıyor bu kitapta. Ancak bu kez başka kentlerde “karşılaşıyor”, müzeleri ve sergileri geziyor, radyo ve tiyatro kulislerinden geçiyor, sinemaya uğruyor, çeşitli objelere dokunuyor. Başka Karşılaşmalar’da Ağaoğlu, başka karşı duruşlar sergiliyor.

18 Mayıs 2018

Şükran Kozalı’nın “Eğreti Gelinler” adlı eserinin yeni baskısı Mona Kitap’tan çıktı

 

Ajansımıza bağlı yazarlardan Şükran Kozalı’nın “Eğreti Gelinler” adlı eserinin yeni baskısı Mona Kitap’tan çıktı.

Denizli’den başka hiçbir yerde yaşanmamış olan “eğreti gelin” geleneğini el altından yürüten zengin aileler, ergen oğullarını kadın bedeniyle tanıştırıp evliliğe hazırlarken, kendi evlerinde özel döşeli bir oda açıyorlardı. Bedenlerini karın tokluğuna delikanlılarına sunan bu kadınlar, eğreti gelinlikleri süresince yol yordam öğrenip bilgilenip, sahte bir mutlulukla yetinmek zorunda kalıyorlardı. Kozalarını delip kelebek olmak isterlerse de, kızgın buhara sokulup canlanmaları önleniyor: Eline bohçasıyla yüreği tutuşturulan eğreti geline, “Bu evde işin bitti!” deniliyordu. Evsiz barksız kaldığında bir zamanlar gelinlik yaptığı tutkulu erkekler bazen onları korumaları altına alsa da geçmişleri hep keskin ve kırıcıydı… Aşkları ise büyülü ve kalıcı…

“Eğreti gelinleri, onların delikanlılarını, Çökelez’i, Selmin’i ileri bir tarihe, bugüne getirdiğimde şehir şehir gezdirirken anlamsız bir bütünün içinde ufalanıp dağılıyorlar. Kuşku yok, onlar Göller Şehri’nde yaşadılar. İşleri, ünleri, gıcılı yağan kar zamanları, yarısı beyaz diğer yarısı pembe mayhoş, şehla, telli çekirdeksiz narları, buzdan kılıçlı çatılarıyla…”

18 Mayıs 2018

ODTÜ Yayıncılık, António R. Damásio’nun “Spinoza’yı Ararken” adlı  kitabını yayımladı

 

ODTÜ Yayıncılık, António R. Damásio’nun “Spinoza’yı Ararken” adlı  kitabını yayımladı.

Haz, acı, kıskançlık ve korku; tüm bunlar ve diğer duygular günlük yaşamımızın vazgeçilmez unsurları. 17. yüzyılda, filozof Spinoza yaşamının çoğunu bu duyguların insanın hayatta kalmasını nasıl desteklediğini araştırmaya adadı. Yüzlerce yıl sonra bugün bile hislerimizin biyolojik kökenleri gizemini korumaya devam ediyor. Dünyanın önde gelen sinirbilimcilerinden António R. Damásio, Spinoza’nın görüşlerinin peşinden gidip kendi bilimsel çalışmalarıyla birleştirerek bu gizemi çözmeye çalışıyor.

8 Mayıs 2018

Kırmızı Kedi Yayınevi, Muzaffer Buyrukçu’nun “Mağara” adlı öykü kitabını yayımladı

 

Kırmızı Kedi Yayınevi, yazarımız Muzaffer Buyrukçu’nun eserlerini yayımlamaya devam ediyor. Buyrukçu’nun “Mağara” adlı öykü kitabı bugün itibarıyla satışa sunuldu.

 

Ormandaydı. Kapkara bulutlar üst üste yığıldılar. Ağaçların gövdeleri hep birden konuşmaya başladılar. Yere attı kendini, yüzünü toprağa gömdü, “Aanneeee!” diye bağırmaya başladı. Sonra kayboldu her şey. Elini göğsüne koydu ve güçlükle soludu. Sesi olmayan sorular sordu. Bu tokatla, isteklerine aykırı ya da yanlış işler yaptığı zaman büyükler tarafından cezalandırılması arasında büyük bir ayrım yoktu. Süren tek gerçek: Cezalandırılmaktı.

“Kişilerine iğne batırın, batırdığınız yerden kıpkırmızı bir kan sızdığını göreceksiniz. Öylesine canlı kişiler Muzaffer Buyrukçu’nun adamları.” – Cemal Süreya

8 Mayıs 2018

İthaki Yayınları Robert Jackson Bennett’in “Merdivenler Kenti” adlı kitabını yayımladı

 

İthaki Yayınları Robert Jackson Bennett’in “Merdivenler Kenti” adlı kitabını Yaprak Onur’un çevirisiyle yayımladı.

Bir zamanlar Bulikov kenti ilahların gücüne sahipti ve onlar bu gücü milyonları boyunduruk altına almak için kullandılar… ta ki o ilahlar öldürülene dek. Şimdiyse, Bulikov’un tarihi sansürlü ve yasaklıydı. Tüm kıta ise uzun yıllardır sömürdükleri ülke tarafından işgal edilmişti, Bulikov başta olmak üzere. Fakat artık mantık sınırlarının dışında işleyen, hiçbir yere çıkmayan sayısız merdivenle bezeli bu İlahi Kent, Kıta’nın eski görkemli günlerinin bir hayaletiydi yalnızca.

Her günü ayrı kaosla geçen Bulikov’da beklenmedik bir cinayet işlenince, bu cinayetin yarattığı diplomatik karmaşayı çözmesi için Shara Thivani ve sekreteri Sigrud, Bulikov’a gelmekle görevlendirildi. Her ne kadar tehlikesiz görünse ve resmiyette bir kültür elçisi olsa da Shara aslında Saypur’un elindeki en başarılı ve tehlikeli casus, aynı zamanda da bir Kıta tarihi uzmanıydı. Bulikov’a asıl geliş amacı da işlenen cinayeti çözmek, Saypur’a karşı gelişen bir tehdit olup olmadığını belirlemekti. Ancak kentin altında komplolar dönmeye, ilahların öldürülmesinden beri şahit olunmayan mucizeler yeniden vuku bulmaya başlayınca, bir zamanlar öldüğüne inanılan tanrıların, gerçekten ölü olup olmadığı şüphesi Shara’nın aklını kurcalayacaktı.

4 Mayıs 2018

Chris Anderson ve David Sally’nin “Rakamlar Oyunu – Futbol Hakkında Bildiğiniz Her Şey Neden Yanlıştır” adlı kitabı İthaki’den çıktı

 

Chris Anderson ve David Sally’nin “Rakamlar Oyunu – Futbol Hakkında Bildiğiniz Her Şey Neden Yanlıştır” adlı kitabı Egemen Özkan’ın çevirisiyle İthaki’den çıktı.

Gezegenin en popüler sporunu anlamak için ezber bozan bir el kitabı

Futbol her geçen gün kendini yeniliyor ve bu yenilenmenin merkezinde de rakamlar bulunuyor. Rakamlara doğru şekilde bakıldığında ilk akla gelen favoriler bile artık göz ardı edilebiliyor.

Rakamlar Oyunu’nda eski bir kaleci olan ardından da futbol istatistikleri uzmanına dönüşen Chris Anderson ve davranış analisti David Sally bir araya gelip müsabakanın galibini öngörmek adına rakamların aslında ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

Kitap, kornerlerin ne ölçüde değerli olduğu, en çok kaçıncı golün önem arz ettiği, topa sahip olmanın futbolda galibiyete gerçekten de onda dokuz oranında yardım edip etmediği, bir oyuncunun değerinin nasıl ölçülmesi gerektiği gibi soru ve sorunlara isabetli, devrim niteliğinde yanıtlar verip futbolu izlemek ve anlamak için yepyeni bir yol gösteriyor.

4 Mayıs 2018

Melih Esen Cengiz’in “Paylaşılamayan Cinayet” adlı romanı Altın Kitaplar’dan çıktı

 

Yazarımız Melih Esen Cengiz’in “Paylaşılamayan Cinayet” adlı romanı Altın Kitaplar’dan çıktı.

Kraliçeler, sultanlar, imparatoriçeler… Onun kefaretini hangisi ödeyecek? Yıl 2008. Topraklarında güneş batmayan imparatorluğun kraliçesi Türkiye’ye geliyor. İstanbul Emniyeti’nde bütün birimler alarma geçmiş. O telaş içinde, asırlar ötesinden bir koku yayılıyor Fatih’ten, sıradan günlerine boğulmuş kadim şehir İstanbul’a; belki katillerinin bile yüzünü görememiş kurbanların pes etmeyen küf kokusu. İmparatoriçelerin, sultanların ve kraliçelerin gurur ve kibir dolu gölgeleri şehrin üstüne çökmüş… Cinayet Büro başkomiseri Selim’in huzuru kâbuslarla paramparçadır artık. Faillerini bulmaya çalıştığı kurbanların talihsiz ruhları onu gece gündüz taciz etmektedir. Tarih, Pierre Loti Tepesi’nin tutkulu polisine sırlarının kapısını aralayacak ve failleri gün ışığına çıkaracak mıdır, yoksa onu hiç umursamadan kurbanların biçare ruhlarının ıstırap dolu yakarışlarına mı terk edecektir? Cennet ve cehennemin, hayallerin ve gerçeklerin hikâyesi! Melih Esen Cengiz’den, Abdülaziz dönemi Osmanlı İmparatorluğu, 1950’ler İstanbul’u ve yakın dönemde geçen, sürpriz finaliyle okurları şaşırtacak bir polisiye roman…

30 Nisan 2018

Sabahattin Ali’nin ölümsüz eseri “Kürk Mantolu Madonna”nın dünya turu devam ediyor… Romanın Norveççesi 3 Mayıs’ta yayımlanıyor

 

Sabahattin Ali’nin ölümsüz eseri “Kürk Mantolu Madonna”nın dünya turu devam ediyor… Romanın Norveççesi Aschehoug adlı yayınevi, tarafından 3 Mayıs’ta yayımlanıyor.

Daha önce Almanya ve İsviçre’de Almanca , Fransa’da Fransızca, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde İngilizce, İtalya’da İtalyanca, Rusya’da Rusça, İspanya’da İspanyolca, Hollanda’da Felemenkçe, Polonya’da Lehçe, Hırvatistan’da Hırvatça, Bosna-Hersek’te Boşnakça, Makedonya’da Arnavutça, Sırbistan’da Sırpça, Gürcistan’da Gürcüce, Moğolistan’da Moğolca, Mısır ve Suudi Arabistan’da Arapça ve Pakistan’da Urduca yayımlanan eser bu yıl içinde İsveç’te İsveççe de yayımlanacak.

26 Nisan 2018

Pinhan Yayıncılık, Karl Jaspers’in “Felsefe Konuşmaları – Felsefeye Giriş” adlı kitabını yayımladı

 

Pinhan Yayıncılık ajansımız aracılığıyla haklarını aldığı Karl Jaspers’in “Felsefe Konuşmaları – Felsefeye Giriş” adlı kitabını  Abdurrahman Aliy’in çevirisiyle yayımladı.

20. yüzyılın en önemli filozoflarından Karl Jaspers psikiyatri ve teoloji alanlarındaki ufuk açıcı fikirlerinin de desteğiyle çağdaş felsefeye yeni bir yön vermiştir. Jaspers bu eserinde uzmanlara yönelik zorlu bir metin ortaya koymak yerine felsefenin genel sorunlarını halka anlatıyor. 1950/51 yılında sunulan bu 12 radyo konuşması “felsefeye giriş” için bir rehber niteliği taşıyor.

25 Nisan 2018

N. İpek Gökdel’in “Karakalem – Ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikâyesi” adlı kitabının yeni baskısı DEX’ten çıktı

 

Ajansımıza bağlı yazarlardan N. İpek Gökdel’in “Karakalem – Ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikâyesi” adlı kitabının yeni baskısı DEX’ten çıktı. Bu romandan esinlenerek uluslararası bir streaming platformu için hayata geçirilen dizi pek yakında ekranlarda olacak.

İstanbul başka şehirlere benzemez!.. Berlin ikiye ayrıldı, dünya gene de dönmeye devam etti. New York’un kalbine uçak sapladılar, düzen yeniden kuruldu. Ama İstanbul öyle mi, ya! Bu şehir dengede tutuyor dünyayı. Tahterevallinin ortası burası! İstanbul düşerse bil ki son yakındır!

Bu, küçücük bir çocukken ailesini yitirmiş bir delikanlının öç hikâyesi. Bu, bahtsız güzel kadınların, tutkulu âşık adamların umutlarının ve savaşlarının hikâyesi. Bu, tılsımlı bir gömleğin, esrarengiz bir karganın, İstanbul’un dehlizlerinde saklanan sırların akla hayale gelmeyen hikâyesi. Bu, kehanetlerin ve kerametlerin destanı…

Savaş bitmez, durulur. Her muharebe başka bir cengi doğurur. İyilik oldukça kötülük de vücut bulur. Tarafını ak seçenler bilir, kara olanlar da Allah kuludur.

12 Nisan 2018

Tiyatro

 

 

Tiyatrokare’nin yeni oyunu”Süper İyi Günler” 5 Ocak’ta perdelerini açıyor

 

Türkiye hakları ajansımız tarafından sağlanan, Tiyatrokare’nin yeni oyunu “Süper İyi Günler” 5 Ocak’ta perdelerini Mecidiyeköy artısahne’de açıyor.

Asperger Sendromlu Christopher Boone’un sıradışı öyküsünü anlatan oyun, 7057’ye kadar tüm asal sayıları ve dünyanın tüm ülkelerinin başkentlerini ezbere bilen 16 yaşındaki bir gencin, insan ilişkilerinin gizemini çözmesindeki yolculuğunu anlatıyor.

Mark Haddon’un aynı isimli 2003 Whitbread Ödüllü romanı, dünyada milyonlarca kişi tarafından okunduktan sonra, Simon Stephens tarafından oyunlaştırıldı, New York Broadway ve Londra West End sahnelerinde çok ses getirdi, dünya çapında 3 milyon seyirciye ulaştı. Oyun, Tony ve Olivier gibi prestijli ödüllerde başta “En İyi Oyun” olmak üzere nice ödüle layık görüldü.

Nedim Saban’ın dilimize kazandırdığı ve yönettiği oyun Türk Tiyatrosu’na yenilik getirecek bir bakış açısıyla, oyunculuk, koreografi ve teknolojiyi harmanlayarak üç boyutlu animasyonlar eşliğinde özel bir dekor içerinde sahnelenecek. Başrollerde genç yetenek Emir Özden’in yanısıra; Ayça Erturan, Korel Cezayirli, Didem İnselel ve Celile Toyon var.

13 Aralık 2018

 

“Esaretin Bedeli (Shawshank Redemption)” Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu tarafından Zorlu PSM’de sahneye konuyor

 

Stephen King’in 1982 yılında yayımlanan “Rita Hayworth and Shawshank Redemption” adlı romanından 1994 yılında Frank Darabont tarafından sinemaya uyarlanan ve tüm zamanların en çok ilgi gören filmlerinden biri olan Esaretin Bedeli (Shawshank Redemption) Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu tarafından sahneye konuyor.

Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen Owen O’Neill ve Dave Johns tarafından tiyatroya uyarlanan, ajansımıza bağlı çevirmenlerden Nazlı Gözde Yolcu tarafından dilimize çevrilen, Şakir Gürzumar’ın yönetmenliğini yaptığı oyun 15 Aralık’ta Zorlu PSM’de perdelerini açacak. Sinema filminde Tim Robbins’in oynadığı Andy Dufresne rolünü Kaan Taşaner, Morgan Freeman’ın oynadığı Ellis Boyd ‘Red’ Redding rolünü Kerem Alışık, müdür Stammas rolünü ise İştar Gökseven üstleniyorlar.

21 Kasım 2018

 

“Suç ve Ceza” 15 yıl aradan sonra yeniden Ankara Devlet Tiyatrosu’nda

 

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin romanından Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen Fransız tiyatro adamı Gaston Baty tarafından oyunlaştırılan ve yine ajansımıza bağlı çevirmen Bertan Onaran tarafından dilimize çevrilen “Suç ve Ceza” 15 yıl aradan sonra Ankara Devlet Tiyatrosu’nda yeniden başkentli sanatseverlerle buluştu.

Devlet Tiyatroları Edebi Kurul Başkanı ve rejisör Bozkurt Kuruç’un yönettiği oyunun ilk gösterimi Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde yapıldı.

2 Kasım 2018

 

Sinan Ünel ONK Ajans’ta

 

Bugün ajansımızda genel yönetmenimiz Meriç Güleç ve tiyatro hakları direktörümüz Aslıhan Gülay’ın da katılımıyla yapılan toplantıda değerli tiyatro yazarı Sinan Ünel ve yönetim kurulu başkanımız Mehmet N. Karaca’nın imzaladıkları sözleşmeyle, Ünel’in bundan böyle ülkemizde ONK Ajans tarafından temsil edilmeye başlandığını duyurmaktan mutluluk duyuyoruz.

Sinan Ünel,  San Francisco’s doğdu, İstanbul ve Mersin’de büyüdü. İstanbul Saint Joseph Lisesi’nden mezun olduktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındı. Kansas Universitesinde İngilizce Edebiyat ve oyun yazarlıği eğitimi gördü ve yüksek lisansını Boston Üniversitesinden aldı. İlk oyununu (Tren) Türkçe yazdıktan sonra, ABD’de oyun ve senaryo yazarlığına devam etti. Yirmiden fazla oyunun yazarı olan Sinan Ünel’in eserleri bir çok ödül kazandı ve Avrupa ve Amerika’da sahnelendi. Dünya çapında tanınan oyunu Pera Palas’ın New York’ta ilk sahnelenmesinde ünlü oyuncular Ali Poyrazoğlu ve Defne Halman baş rolleri üstlenmişti.

26 Ekim 2018

 

Versus tarafından sahneye konan “Dogville” Uniq İstanbul Glass Room’da

 

Versus Tiyatro, Lars von Trier’in senaryosundan Christian Lollike tarafından oyunlaştırılan, Nazlı Gözde Yolcu tarafından dilimize çevrilen “Dogville” adlı oyunu Uniq İstanbul Glass Room’da sahnelemeye devam ediyor.

Amerika’da 1930’ların karanlık dinginliği yaşanmaktadır. Peşinde olan mafyadan kaçan güzel bir kadın olan Grace, barınmak amacıyla Colorado’da Dogville adlı küçük bir kasabaya sığınır. Dogville kasabasında yaşayan Tom, bir gece silah sesleri duyar ve Gangsterlerden kaçan Grace’le tanışır. Tom Grace’in saklanmasına yardım etmek için kasabalılarla konuşur. Grace kasabalılarla tanışır, kasabalılar onu tanımak için iki hafta süre verirler.

Kasaba halkı geçmişinden kaçan bu güzel kadını kısa zamanda bağrına basar ve onun için üzülür. Dogville’de geçirdiği güzel günlerin ardından her şey değişmeye başlar. Kadının varlığı, köy halkı için büyük bir tehdit oluşturmaktadır ve kasaba sakinleri bu tehlike karşısında temkinli davranmak zorundadır. Grace günden güne bu kasabanın karanlık yüzünü keşfedecektir.

Kıpırtısız bir hayat süren Dogville halkının hayatı birden bire kasabaya gelen bir kadınla değişiveriyor. Bu küçük coğrafyaya sığmayacak kadar tehlikeli bir kadın bu. Grace adlı kadının kasabada yaşamak için aldığı onaydan sonra yaşananlar ise ibret verici. Önceleri kadına ve bu yeni duruma karşı çekingen olan halk, aldıkları riskin de verdiği cesaretle Grace’den sonu gelmeyen isteklerde bulunmaya başlarlar.

22 Ekim 2018

 

Dilan Demirel’in “İkinci El Cinayet” adlı oyunu Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda

 

Ajansımız tarafından temsil edilen genç oyun yazarı Dilan Demirel’in  “İkinci El Cinayet” adlı oyunu Trabzon Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmeye başlandı.

Ebru Kara tarafından sahneye konan oyunun konusu şöyle : Yoğun İstanbul trafiğinde yogaya gitmek isteyen bir kadın, köprüden atlamak isteyen yaşlı bir adama ‘’ atlayacaksan atla artık’’ diye bağırır ve adam atlar. Kadın vicdan azabıyla kendini ve hızlı tüketimin çılgınlığına kapılmış insanları sorgulamaktadır. İçindeki bu muhasebeyi temize çekmek için, intihar eden adamın kızını evine çağırır. İkisi arasında bir çok tartışma olur. Kadın kendini adamın kızına affettirmek isterken, kızın söyleyecekleri oyunun tüm seyirini değiştirecektir. Popüler kültürün küçük insanı sorgulattığı, bir farkındalık bir içe dönüş hikayesi…

11 Ekim 2018

 

Erdi Işık’ın “Dali’nin Kadınları” adlı oyunu perdelerini açıyor

 

Yazarımız Erdi Işık’ın Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu tarafından sahneye konan “Dali’nin Kadınları” adlı oyunu 13 Ekim’de Zorlu PSM’de perdelerini açıyor.

Yönetmenliğini Ali Düşenkalkar’ın üstlendiği oyunda Hatice Aslan, Devrim Nas, Hande Soral, Gülin İyigün ve Açelya Devrim Yılhan rol alıyorlar.

5 Ekim 2018

 

Yılmaz Erdoğan Tiyatro Oyunlarıyla ONK Ajans’ta

 

Değerli sanatçı/yazar Yılmaz Erdoğan’ın tiyatro oyunlarının telif hakları yönetiminin kendisiyle imzaladığımız bir sözleşmeyle ONK Ajans tarafından üstlenildiğini duyurmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz.

Yılmaz Erdoğan’ın “Otogargara”, “Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü ?”, “Bana Bir Şeyhler Oluyor”, “Haybeden Gerçeküstü Aşk”, “Kadınlık Bizde Kalsın” gibi oyunlarını sahnelemek isteyen özel ve ödenekli tiyatroların bundan böyle ajansımıza başvurmalarını rica ediyoruz.

24 Eylül 2018

 

Türk Tiyatrosu’nun çok değerli oyun yazarı Haşmet Zeybek’in telif hakları yönetimi ONK Ajans’ta

 

2013 yılında, belki de en verimli çağında erken bir yaşta kaybettiğimiz Türk Tiyatrosu’nun çok değerli oyun yazarı Haşmet Zeybek’in telif hakları yönetimini, varisleriyle imzaladığımız bir sözleşmeyle üstlendiğimizi duyurmaktan onur duyarız.

Haşmet Zeybek 1 Ocak 1948’de, Tarsus’un Gülek köyünde dünyaya geldi. Karaisalı Yatılı Ortaokulunu bitirdi. Lise öğrenimini Adana ve Tarsus liselerindeki okuyarak tamamlamadı. Tarsus ve İstanbul’da kendi kurduğu tiyatro toplulukları ile diğer özel tiyatrolarda oyuncu, oyun yazarı ve yönetmen olarak görev aldı. Bir köy seyirlik oyunu örneği olan Düğün ya da Davul oyunu ile TRT 1970 Bilim ve Sanat Ödülleri Yarışmasında başarı ödülü aldı. Konusunu Alpagut Linyit işletmesinde geçen bir olaydan alan Alpagut Olayı adlı oyunuyla tanındı. Sinema ve TV dizileri için çok sayıda senaryo yazdı.

31 Mayıs 2018

Bakırköy Belediye Tiyatroları, Zehra İpşiroğlu’nun “Lena Leyla ve Ötekiler” adlı oyunuyla Ukrayna’da onur ödülü aldı

 

Bakırköy Belediye Tiyatroları, yazarımız Zehra İpşiroğlu’nun “Lena Leyla ve Ötekiler” adlı oyunuyla Ukrayna’nın en büyük uluslararası tiyatro festivallerinden biri olan Kherson Melpomene of Tavria Tiyatro Festivali’nde onur ödülü aldı.

“Lena Leyla ve Ötekiler” 1989 sonrası dünyada pek çok farklı alanda önemli bir sorgulama alanına dönüşen ‘göç ve kimlik’ meselesine kadın penceresinden bakıyor.Sovyet Birliği döneminde çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını yaşamış bir kadının aşkın peşinden Türkiye’ye gelişi ve kendini kültürel uyumlanma çabası ile burada varetmeye çalışması dünya tarihinin yakın dönemine de ayna tutuyor. Çernobil Nükleer Santrali’nin patlaması sonucu yaşanan büyük kayıplar, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile dünyanın geçirdiği dönüşüm ve küresel bir şehir olarak büyüyen İstanbul, kentte merkezin dışında oluşan yoksul kenar mahalleler, o bölgelerde yükselen muhafazakarlık gibi tarihsel süreçler bir kadının göç ve kimlik arayışının paralelinde ilerliyor.Oyun aslında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardından kapitalizmin en güçlü araçlarından birine dönüşen küreselleşme fikri için de önemli önemli sorular barındırıyor. Bu büyük vaad mobil yaşam, çokkültürlülük, dünyanın küçülmesi gibi söylemleri içeriyor. Evet küreselleşme ile sermayenin hareket kabiliyeti artıyor ancak söz konusu olan insan göçü olduğunda beraberinde ne tür sorunlar yaşanıyor? Zehra İpşiroğlu yazdığı oyun ile buraya ait kültürel, sosyal, siyasi ve ekonomik sorunları yabancı göçün penceresinden tartışabileceğimiz yeni bir imkan sunuyor.İçinde kaybolduğumuz meselelere mesafeli bakabilmemizi sağlayan aslında bir yabancı olan Lena’nın gözü. Lena, Leyla’ya dönüşmeye çalışırken bizde kendi sorunlarımızı hem içerden hem de dışardan görebileceğimiz güçlü bir bakış açısı kazanmış oluyoruz.

25 Mayıs 2018

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi Değerli Yazarımız Zehra İpşiroğlu’ndan

 

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi’ni bu sene değerli yazarımız Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu kaleme aldı.

Bildiriyi aşağıda sunuyoruz :

Tiyatronun Ustaları

Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum!

Doğru söz delilik.

​Bertolt Brecht

“Onların” peşindeyim. Klişe üretmeyenlerin, boş laf söylemeyenlerin, sahneyi bir ego gösterisine dönüştürmeyenlerin, sulu espriler ya da ucuz etkilerle izleyiciyi tavlamayanların, yaşamdan kaçmayanların, zamanımızı çalmayanların, baştakilere yaranmak için kırk takla atmayanların peşindeyim. Beni güldüren, ağlatan, şaşırtan, yadırgatan, düşündüren, ezberimi bozan, belki de bir an durup kendime döndüren tiyatro ustalarının peşindeyim.

Neden sahnedeler, ne yapıyorlar, ne söylemek istiyorlar? Ve işte şimdi, şu an onlarla aramda nasıl bir iletişim kuruluyor, nasıl bir enerji akıyor, ne hissediyorum? “Onları” yakalayamazsam, tiyatroda sıkıntıdan patlayabilirim, uyuyup kalabilirim, benim burada işim ne diye kendime kızabilirim… Her şeyin ucuz bir tüketime dönüştüğü bir ortamda hiç de kolay değil onları yakalamak. Tıpkı iyi bir roman okumanın, iyi bir film izlemenin de kolay olmadığı gibi.

Diyelim ki bir izleyici ya da eleştirmenim. Sadece tiyatro tüketiminin tuzağına düşmemek de yeterli değil şüphesiz. Çünkü ben öyle bir ülkeden geliyorum ki tiyatronun insanca yaşayabileceğimiz barışçıl ve demokratik bir toplumu savunma gizilgücünün ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Acaba benim tiyatro ustalarım bana bu yolda ne söylüyorlar?

Diyelim ki bir tiyatro yazarı, yönetmeni ya da oyuncuyum. Yaşamın akışındaki acıları, çatışmaları, haksızlıkları yüreğimde hissediyorum. Nefreti, şiddeti, yalanları, hile ve komploları görüyorum. Savaşın, sömürünün, sürgünün, adaletsizliğin, acının, yokluğun yarattığı bir karmaşa içinde yitip gitmek üzereyim. Çaresizlik mi? Hayır, ben tiyatrocuyum ve yaşamı bir yerinden yakalayabilirim, anlamak için çaba harcayabilirim, yaşamı okuyabilirim. Ama bu benim ülkemde hiç de kolay değil, çünkü yaşam çoğu zaman bütün acı, gülünç ve absürt yanlarıyla sanatı kat kat aşıyor. Bunu her gün yeniden ve yeniden yaşıyorum. Tam bir şeyi yakaladım dediğimiz anda olaylar öyle bir kasıp kavuruyor ki ortalığı, sözcüğün bittiği yerde buluyoruz kendimizi.

Bir dönemin büyük oyunları da karanlığında gizlenen birer masalı andırmıyorlar mı? Öyleyse önemli olan bu masalı yeniden keşfetmemiz mi? Evet, benden önce yaşamış büyük ustalar var bana yol gösterecek, yazdıkları oyunlar yüzyılları aşıp, bugünlere gelmiş. Onlar acıyı, hüznü anlatıyorlar, karşı koymayı, direnmeyi. Onlar umudun sesi… Yazar, yönetmen ya da oyuncuysam onlardan da öğrenecek çok şey vardır mutlaka.

Tiyatro, yaşamla arasındaki bu kıl payı kesişmeyi yakalamışsa mucizeler yaratabilir. İyi ama, nasıl? Bu acaba nasıl bir toplumda yaşadığımıza mı bağlı? Tüketim toplumunun uyuşukluğu içinde donup kalmışsak, tiyatro krizini aşmak için gerekli olan, Dario Fo’nun alaycı sözleriyle, “cadı avı” mıdır; tiyatrocuların korkmaları, sarsılmaları mıdır? Öyleyse baskıcı toplumlarda tiyatronun işi daha mı kolay? Böyle bir ayırım yapılabilir mi? Hayır, çünkü tüketim de, baskılar da bütün ülkelerde farklı dozlarda yaşanıyor. Eşitsizlik giderek artıyor, demokrasi anlayışı çöküyor, savaşlar ortalığı yıkıp yakıyor, yaşadığımız dünya kıyasıya harap ediliyor. Kendi ülkemdeki sorunlar başka ülkelerde yaşananlarla girift bağlantılar içinde gelişiyor.

Öyleyse aslolan bütün sınırları aşan bir duyarlılık, empati, dayanışma duygusu ve direnme gücü değil mi? Tabii yürekten inanmak da gerekiyor yapılan işe, her tür dayatmaya karşı koyarak özgün olmak, anlamaya çalışmak ve yaşamın bunca kargaşalığı içinde kendi yolunu bulmak. Bu başarılmışsa mutlaka aynı heyecan, aynı duyarlılık, aynı sorgulayıcı bakış izleyicide de uyanacaktır.

Şimdi bir oyun izleyeceğiz… Ne hissedeceğiz, ne düşüneceğiz? Acaba hüzünlenecek miyiz yoksa gülecek miyiz? Hoşumuza gidecek mi izlediklerimiz, yoksa anlamsız mı gelecek, neden? Kafamızdaki duvarları yıkacak mı, bize yeni bir güç, yeni bir umut verecek mi? Oyunun sonunda bütün bunları bizlere yaşatan tiyatrocuları büyük bir heyecan ve sevgiyle gönülden alkışlayabilecek miyiz?

Şimdi söz izleyicide.

​Yazar, Eleştirmen, Akademisyen

Profesör Dr. Zehra İpşiroğlu

26 Mart 2018

Tiyatro Martı, Eugene Ionesco’nun “Kral Ölüyor” adlı oyunundan uyarlanan “Kral”ı sahnelemeye başlıyor

 

Tiyatro Martı, Eugene Ionesco’nun “Kral Ölüyor” adlı oyunundan uyarlanan “Kral”ı sahnelemeye başlıyor .

Lale Aslan’ın çevirisinden dramaturjiyi gerçekleştiren ve sahneleme metnini yazan Erdal Özyağcılar’a sahnede Güzin Özyağcılar, Nihan Büyükağaç, Barış Kıralioğlu, Gözde Çetiner, Ferdi Alver, Burak Tanay eşlik ediyor. Oyunun rejisi Serkan Üstüner’e ait.

Oyun 14 Mart Çarşamba Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi’nde, 17 Mart Cumartesi Kozyatağı Kültür Merkezi Gazanfer Özcan ve Gönül Ülkü Sahnesi’nde, 24 Mart Cumartesi Mecidiyeköy artı Sahne’de, 30 Mart Cuma Kadıköy Halk eğitim Merkezi’nde izlenebilir.

7 Mart 2018

Robert Dubac’in “Oksimoron – Erkek Aklı” adlı oyunu Tatbikat Sahnesi’nde perdelerini açıyor

 

Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen Robert Dubac’ın “Oksimoron – Erkek Aklı” adlı oyunu 12 Mart’ta Ankara’da Tatbikat Sahnesi’nde perdelerini açıyor.

Emre Karayel’in rol aldığı, Erdal Beşikçioğlu’nun sahneye koyduğu oyunu Özge Kayakutlu Türkçe’ye çevirdi, Zeki Enes Akkan uyarladı.

Oyunun Ankara’daki prömiyerinden birkaç hafta sonra İstanbul’da da sahnelenmesi planlanıyor.

22 Şubat 2018

 

“Annie” müzikali Nisan’da İzmir’de perdelerini açıyor

 

Ülkemizde çoksesli müzik ile opera, bale ve müzikal gibi sahne eserlerinin zor ve ulaşılmaz sanatlar olmaktan çıkarılarak, bu alanlara çocuklar başta olmak üzere çok sayıda insanımızın sevgi ve merakını kazandırmak, toplumumuzun bu sanatlara talebini arttırmak ve bu sanatları toplumun tüm kesimlerinin yararına sunmak amacıyla projeler gerçekleştiren Mozart Akademi Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen bir Broadway müzikalini, Annie’yi Türkiye’ye getiriyor.

Thomas Meehan tarafından yazılan, besteciliğini Charles Strouse’un yaptığı, şarkı sözlerini Martin Charnin’in yazdığı Annie müzikalinin genel sanat yönetmenliğini İlhan Cinpir yapıyor. Eseri Serdar Saatman sahneye koyuyor.

Mozart Akademi müzikalde Annie rolünü üstlenecek çocuk oyuncuyu ve diğer çocuk rolleri belirlemek amacıyla 2017 yılında geniş kapsamlı bir seçme düzenledi ve seçilen çocuklar koro, dans ve sahne eğitimi görüyorlar.

Müzikal 21 Nisan 2018’de İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Sabancı Kültür Merkezi’nde prömiyer yapacak. Bu sezon yapılacak temsillerin ardından eser 2018-2019 sezonunda da sahnelenmeye devam edilecek. Annie Müzikali’nin İzmir dışında da sahnelenmesi planlanıyor.

16 Şubat 2018

 

Tankred Dorst’un “Benim Adım Feuerbach” adlı oyunu perdelerini açıyor

 

Tankred Dorst’un “Benim Adım Feuerbach” adlı oyunu 25 Ocak Perşembe günü Mecidiyeköy artı Sahne’de perdelerini açıyor.  Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu bünyesinde Ayşenil Şamlıoğlu’nun sahneye koyduğu oyunda Selçuk Yöntem, Toprak Can Adıgüzel ve Gülçin Kültür Şahin ile sahneyi paylaşıyor.

Oyuncu, oyun kişisini yaratabilmek adına kendi derinliklerine ve yaşam bilgisine doğru dalışa geçer. Bu, aynı zamanda bir yüzleşme sürecidir. Ve oyuncu bu süreç içinde, belki de yaşamının sonuna kadar unutmak istedikleriyle göz göze gelmek, onları yeniden var etmeyi dilediği oyun kişisi adına kuşanmak durumundadır. Böylesine can yakıcı, terletici, ürkütücü sürecin karşısında, kimi oyuncular suyun üstünde yüzmeyi seçerler, kimileri on, kimileri yirmi, kimileri de bin metreye dalarlar. Her rol adına tekrar tekrar yaşanan bu dalışlar yıllarla birlikte çoğaldığında ne gün, ne an bilinmez ama bir gün bir an vardır ki vurgun yiyebilirsiniz…

“Benim Adım Feuerbach”  25-26 Ocak, 9 ve 18 Şubat tarihlerinde Mecidiyeköy artı Sahne’de, 29 Ocak’ta Kozyatağı Kültür Merkezi Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde, 30 Ocak’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde, 4 Şubat’ta Mall of Istanbul MOI Sahne’de, 10 Şubat’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde, 15 Şubat’ta Ankara’da ODTÜ KKM’de izlenebilir.

23 Ocak 2018

 

Hayati Çıtaklar’ın “Alyoşa” adlı oyunu perdelerini açtı

 

Yazarımız Hayati Çıtaklar’ın sanatçı Aliye Berger’in yaşam öyküsünden uyarladığı “Alyoşa” adlı oyunu İstanbul Devlet Tiyatrosu Üsküdar Tekel Sahnesi’nde perdelerini açtı.

Siyah beyazın içindeki tonları başka hiçbir yerde bulamadığını söyleyip hayatı bir çocuk sevinciyle rengarenk gören, “İçtenlik öğretilmez. Ne yaşamda, ne sanatta. Okulu yoktur. Ne isem o oldum. Yaşadığım, güzellikleriyle, acılarıyla, aşklarıyla, ölümleriyle, başkaldırışım ve baş eğmelerimle, umutlarım ve umutsuzluklarımla yaşadığım, benim olan dünyayı yansıtmak istedim yapıtlarımda. … Ama en çok, tüm bunları kucaklayan ve adına hayat dediğimiz olaydan, serüvenden etkilendim. Aşkla yaşadım. Ölümler bile öldüremedi bu bendeki aşkı. Ve coşkuyla, aşkla, sevgiyle yarattım ne yarattımsa.” cümlelerini hayatının merkezine alıp doğaya, güzelliklere ve ruha inanan, eteklerinin içine kelebekler dikip onları öpüştüren, eserlerini tülbentlere, kasap kağıtlarına, çamaşırlarına basan, hiçbir ‘izm’ ile sınırlanamayacak sanatı ile bu ülkede kendisi olma, kendi gibi yaşama cesaretini göstermiş meraklı, öncü, düş dolu Aliye Berger’in fırtınalı yaşamına bir tanıklık, yaratıcı ve efsanevi kişiliğine saygı duruşu niteliğinde bir oyun “Alyoşa”.

Ahmet Somers’in sahneye koyduğu oyunda Seray Gözler, Asuman Çakır, Erhan Tuna, M. Coşkun Ülgen, Melike Durak Aras, Gözde Yıldırım, Onur Somay ve Şebnem Bilgeer rol alıyorlar.

 

“Damdaki Kemancı” Ocak’ta Zorlu PSM’de

 

Hakları ajansımız aracılığıyla sağlanan, müziklerini Jerry Bock’un bestelediği, sözlerini Sheldon Harnick’in yazdığı, Sholem Aleichem’ın Tevye ve Kızları öykülerinden Joseph Stein’ın kitaplaştırdığı “Damdaki Kemancı”, Zorlu PSM prodüksiyonu ve Talimhane Tiyatrosu işbirliğiyle Ocak’ta Zorlu PSM’de başlıyor.

Sevilen oyuncu Binnur Kaya ve devlet tiyatrolarının ünlü oyuncusu Mehmet Ali Kaptanlar’ın başrollerini paylaştığı yapımda kalabalık bir oyuncu kadrosu yer alacak. Zorlu PSM’nin sahneye koyduğu ilk Türkçe müzikal yapım olan Damdaki Kemancı’nın 2, 3, 25 ve 26 Ocak 2018’de Drama Sahnesi’nde perdelerini açacak.

 

“Arzu Tramvayı” 29 Kasım’da UNIQ Hall’de perdelerini açıyor

 

Eserlerinin telif hakları Türkiye’de ajansımız tarafından temsil edilen Tennessee Williams tarafından yazılan ve tiyatro için bir dönüm noktası olarak kabul edilen, Broadway’in ardından Hollywood’u da derinden etkilemiş, uyarlama filmleri ile pek çok ödül almış olan “Arzu Tramvayı”, 29 Kasım’da UNIQ Hall’de perdelerini açıyor. 1982 yılında Yıldız Kenter ve Müşfik Kenter tarafından sahnelenen eserin, yeniden sahnelenmesi için uzun zamandır bekleniyordu ve 35 yıl sonra bu eser BKM ve ID İletişim’in yapımcılığında yeniden sahneleniyor.

Zerrin Tekindor, Onur Saylak, Şebnem Bozoklu ve İbrahim Selim’i bir araya getiren oyunun çevirisi Haluk Bilginer tarafından yapıldı, yönetmenliği ise Hira Tekindor’a ait. Arzu Tramvayı’nın premieri, 29 Kasım’da Uniq Hall’da gerçekleşecek. Oyun 29 Kasım’dan sonra Uniq Hall ve Zorlu PSM’de izleyicisiyle buluşmaya devam edecek.

 

Sadık Şendil’in senaryosundan tiyatroya uyarlanan “Bizim Aile” İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’ndan

 

Sadık Şendil’in unutulmaz senaryosundan Sinem Bayraktar tarafından müzikal bir oyun olarak tiyatroya uyarlanan “Bizim Aile” İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda 15 Kasım’da Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde perdelerini açıyor.

Aziz Sarvan tarafından sahneye konan eserde Funda Postacı Kıpçak, Nevzat Çankara, Tevfik Şahin, Müge Çiçek Türkoğlu, Ercan Demirhan, Yalçın Avşar, Mehmet Soner Dinç, Onur Demircan, Yiğit Ali Uslu, Tarık Köksal, Pınar Demiral, Zeki Yıldırım, Tankut Yıldız, Züleyha Karyağdı, Esra Ülger, Serkan Bacak, Gülsün Odabaş, Alp Tuğhan Taş, Cihat Faruk Sevindik rol alıyorlar. Oyunun müzikleri Mertol Şalt’a ait.

 

Hale Kuntay’ı kaybettik…

 

kuntay-2Değerli çevirmen Hale Kuntay’ı dün akşam kaybettiğimizi büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.

Çalışmalarını genellikle Alman dilinden yapan Hale Kuntay, İngilizce ve Fransızca’dan da oyunlar çevirmişti. Kuntay’ın 1955’ten bu yana ara vermeden yaptığı çalışmalar arasında; “Nikah Kağıdı”, “Evet, Evet, Evet”, Ağustos Böceği”, “Paşaların Paşası”, “Cennetlik Kaynana”, “Tarla Kuşuydu Jüliet”, “Kontrabas”, “Mefisto”, “Avluya Bakan Pencere”, “Ölüm Tuzağı”, “Elveda Saray Bosna”, “Ustalar Sınıfı” izleyicilerin ilgisini çeken oyunların yanı sıra “Kutup Ayısı Polaria” ve “Sihirbaz Oz” gibi çocuk oyunları da bulunmaktadır. Çevirdiği kitaplar arasında “Küçük Kara Balık” ile “Kızım Olmadan Asla” en çok baskısı yapılmış olanlardır.

1996-1997 yılında ilk kez düzenlenen Afife Tiyatro Ödülleri seçici kurul üyeliğine atanarak 7 yıl çalışan Hale Kuntay, 4 yıl da Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri jürisine hizmet vermiştir.

Hale Kuntay’ın cenazesi 9 Eylül 2017 Cumartesi (yarın) günü öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Camii’nden kaldırılarak Zincirlikuyu Mezarlığı’nda defnedilecektir.

 

“Kürk Mantolu Madonna” ekim ayında Zorlu PSM’de

 

KMM-TIY-2Yazarımız Sabahattin Ali’nin unutulmaz eseri “Kürk Mantolu Madonna”nın usta tiyatrocu Engin Alkan tarafından ajansımızdan alınan izinle hayata geçirdiği tiyatro uyarlaması yine Alkan’ın rejisiyle Ekim ayında Zorlu PSM’de perdelerini açacak. Yapımcılığını Tuba Ünsal ve Nisan Ceren Göknel’in üstlendiği, Menderes Samancılar, Tuba Ünsal, Alper Saldıran ve Sercan Badur’un rol alacağı oyunun müziklerini Sezen Aksu, sahne ve ışık tasarımını Cem Yılmazer’in yapacağı açıklandı.