Kitap

 

 

N. İpek Gökdel’in “Karakalem – Ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikâyesi” adlı kitabının yeni baskısı DEX’ten çıktı

 

Ajansımıza bağlı yazarlardan N. İpek Gökdel’in “Karakalem – Ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikâyesi” adlı kitabının yeni baskısı DEX’ten çıktı. Bu romandan esinlenerek uluslararası bir streaming platformu için hayata geçirilen dizi pek yakında ekranlarda olacak.

İstanbul başka şehirlere benzemez!.. Berlin ikiye ayrıldı, dünya gene de dönmeye devam etti. New York’un kalbine uçak sapladılar, düzen yeniden kuruldu. Ama İstanbul öyle mi, ya! Bu şehir dengede tutuyor dünyayı. Tahterevallinin ortası burası! İstanbul düşerse bil ki son yakındır!

Bu, küçücük bir çocukken ailesini yitirmiş bir delikanlının öç hikâyesi. Bu, bahtsız güzel kadınların, tutkulu âşık adamların umutlarının ve savaşlarının hikâyesi. Bu, tılsımlı bir gömleğin, esrarengiz bir karganın, İstanbul’un dehlizlerinde saklanan sırların akla hayale gelmeyen hikâyesi. Bu, kehanetlerin ve kerametlerin destanı…

Savaş bitmez, durulur. Her muharebe başka bir cengi doğurur. İyilik oldukça kötülük de vücut bulur. Tarafını ak seçenler bilir, kara olanlar da Allah kuludur.

12 Nisan 2018

Angela Duckworth’un “Azim – Sabır, Tutku ve Kararlılığın Gücü” adlı kitabı Pegasus Yayınları’ndan çıktı

 

Angela Duckworth’un “Azi – Sabır, Tutku ve Kararlılığın Gücü” adlı kitabı Öyküm Taner’in çevirisiyle Pegasus Yayınları’ndan çıktı.

Deha ödüllü psikolog Angela Duckworth başarılı olmanın sırlarına dair yeni ve şaşırtıcı bulgular paylaşıyor. Yaptığı en son araştırmaların sonuçlarından yola çıkan Duckworth, yalnızca doğal yeteneklerine güvenmeyip “azim” denen özelliği uygulamaya dökerek harika işler başaran insanları örneklerle anlatıyor. Aynı zamanda herkesin daha azimli olmasını sağlamak için altı önemli etkene odaklanan bir azim formülü veriyor: ilgi, çaba, umut, sebat, amaç, tutku. İşte bu kitapta bulabileceklerinizden bazıları:

Dâhi veya doğuştan yetenekli olmak mı, yoksa azimle gayret etmek mi başarıyı daha çok etkiler?
Toplum olarak bilinçaltımızda neden doğal yetenek yanlısıyız?
Başarılı olmak için ölesiye çalışmak mı gerekir?
Azmetmenin doğasına aykırı gibi görünse de neden gerektiği yerde pes edilmelidir?
Potansiyelimizi gerçekleştirmek için azimden nasıl faydalanabiliriz?

Spor, eğitim, sanat ve iş dünyası gibi çeşitli alanlarda birçok başarılı insanla röportaj yapan Duckworth, çok geniş bir kitleye hitap eden Azim kitabında, sırf deha ya da doğal yetenekle elde edilemeyecek büyüklükte başarılara ve mutluluğa ulaşmak için bilimsel verilere dayanan, etkisi kanıtlanmış bir yol sunuyor.

9 Nisan 2018

Pegasus Yayınları, Michael Hübner’in “Dürtü” adlı romanını yayımladı

 

Pegasus Yayınları, Michael Hübner’in “Dürtü” adlı romanını Anıl Alacaoğlu’nun çevirisiyle yayımladı.

Kanlı bir cinnet olayı Koblenz’de yaşayan herkesi sarsar: Bir yazılım şirketi sahibi öfkesine yenik düşüp çalışanlarının hepsini öldürmüştür. Bunu neden yaptığıysa tam bir muammadır. Bu olaydan birkaç gün sonra başarılı bankacı, mutlu aile babası Dirk Bukowski bir sosyal paylaşım sitesindeki profiline girer ve kenarda açılan bir pencerede “Bir dilek tut!” cümlesi yanıp söner. Dirk başta bunun zararsız bir reklam olduğunu düşünür ve çok da umursamadan yazının altındaki cevap kutucuğuna, “Zaten her şeyim var!” yazar. Ve işte tam da bu noktadan sonra hayatının kâbusu başlar…

“Dürtü, nefes kesen ve okuru sürekli etkileyen bir gerilim romanı.”  – media-mania.de

“Hübner, elinizden düşüremeyeceğiniz bir kitap yazmayı başarmış.” – Bernerbär

29 Mart 2018

Dr. Gary Small & Gigi Vorgan’ın “Yaşlanmayan Zihin” adlı kitabı Doğan Kitap’tan çıktı

 

Dr. Gary Small & Gigi Vorgan’ın “Yaşlanmayan Zihin” adlı kitabı Cesi Mizrahi’nin çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı

2 haftada daha genç bir beyin

İnsan davranışlarının efsane ikilisi Dr. Gary Small ve Gigi Vorgan, hafızamızı canlı tutmanın yollarını anlattıkları yeni kitapları Yaşlanmayan Zihin’le yine karşımızdalar. Bir Psikiyatristin Gizli Defteri kitabının yazarları tıptaki son gelişmeleri işlevsel stratejilere ve egzersizlere dönüştürüp bize “yaşlanmayan bir zihin” için uzun soluklu yöntemler sunmakta.

Dr. Small hastalarının zihinsel aktivitelerini ve hafızalarını geliştirip güçlendirirken edindiği 30 yıllık deneyimiyle, günlük alışkanlıklarımızın beyin sağlığıyla bağlantılı olduğunu keşfetmiş. Elinizdeki kitap beyin yaşlanmasını durdurmak, hatta tersine çevirecek gerekli yeni alışkanlıkları kazanmanız için sadece iki haftanın yeterli olduğunu ortaya koyuyor.

2 Haftada Daha Genç Bir Beyin programı gözle görülür, net sonuçlar elde etmeyi, böyle kısa bir süre içinde beyninizi hayatınızın geri kalan kısmında genç tutacak sırları öğretmeyi vaat ediyor…

22 Mart 2018

Paloma Yayınevi Adam Alter’in “Karşı Konulmaz” adlı kitabını yayımladı

 

Paloma Yayınevi, Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen Adam Alter’in “Karşı Konulmaz” adlı kitabını Deniz İrengün Suyolcu’nun çevirisiyle yayımladı.

Davranışsal bağımlılık çağına hoş geldiniz. E-postalarımız, Instagram’da aldığımız beğeniler ve Facebook paylaşımları konusunda saplantılıyız; dizilerin birkaç bölümünü arka arkaya izliyoruz; üst üste YouTube videoları seyrediyoruz; çalışma saatlerimiz her yıl uzuyor; her gün ortalama üç saatimizi akıllı telefonlarımızla bir şeyler yaparak geçiriyoruz. Yarımız telefonunun kırılmasındansa bir kemiğinin kırılmasını yeğler durumda ve Milenyum çocukları ekran önünde o kadar çok vakit geçiriyorlar ki gerçek, canlı insanlarla etkileşim kurmakta zorlanıyorlar.

New York Üniversitesi’nde psikoloji ve pazarlama alanlarında eğitim veren Adam Alter, devrim yaratan bu kitabında davranışsal bağımlılığın yükselişini inceliyor ve günümüzün ürünlerinin büyük bir kısmının neden karşı konulmaz olduğunu açıklıyor. Bu mucizevi ürünler dünyanın her yerine dağılmış insanlar arasındaki kilometrelerce mesafeyi yok etmelerine rağmen, olağanüstü ve kimi zaman zararlı cazibeleri kazayla oluşmuyor. Bu ürünleri tasarlayan şirketler, neredeyse karşı konulmaz hâle gelene kadar onlar üzerinde ince ayarlamalar yapıyorlar.

Alter, Karşı Konulmaz’da bağımlılık yapıcı ürünlerden birbirimizle iletişim kurma biçimlerimizi iyileştirmek, paramızı harcamak ve biriktirmek ve iş ile oyun arasına sınır çizebilmek için nasıl faydalanabileceğimizi ve bizim esenliğimiz ile çocuklarımızın sağlığı ve mutluluğu üzerindeki zararlı etkilerini nasıl en aza indirebileceğimizi açıklıyor.

15 Mart 2018

Ayrıntı Yayınları Giorgio Agamben’in “İstisna Hâli” adlı kitabını yayımladı

 

Ayrıntı Yayınları Giorgio Agamben’in “İstisna Hâli” adlı kitabını Kemal Atakay’ın çevirisiyle yayımladı.

Giorgio Agamben kitabı hakkında şunları anlatıyor :

“Bu irdelemenin amacı -“içinde yaşadığımız” istisna hâlinin acilliğinde- zamanımızın bu tam anlamıyla gücün gizemine yön veren kurmacayı gün ışığına çıkarmak. İktidar sandığının/lahtinin merkezinde barındırdığı şey, istisna hâlidir; ama bu, temel olarak hukukla ilişkisiz bir insan eyleminin yaşamla ilişkisiz bir normla karşı karşıya geldiği boş bir uzamdır.

Bu, boş merkeziyle, makinenin etkili olmadığı anlamına gelmez; aksine, göstermeye çalıştığımız şey, kesin olarak, bu makinenin I. Dünya Savaşı’ndan başlayarak, faşizm ve nasyonal sosyalizm aracılığıyla, günümüze kadar neredeyse aralıksız olarak işlemeye devam ettiğidir. Aslında, istisna hâli bugün yeryüzünde azami yayılma noktasına ulaşmıştır. Böylece, dışarıda uluslararası hukuku göz ardı ederek, içeride ise kalıcı bir istisna hâli yaratarak, gene de hukuku uyguladığını öne süren bir şiddet rejimi, ceza görmeksizin hukukun normatif yönünü yok sayabilir ve ona karşı çıkabilir.

Hukuku yaşamla ilişkisizliği ve yaşamı hukukla ilişkisizliği içinde sergilemek, onlar arasında insan eylemi için bir alan açmak demektir: Bir zamanlar kendisi için “siyaset” adını talep eden bir alan. Siyaset, en iyi durumda -salt hukukla müzakere etme gücüne indirgenmediğinde- kendini kurucu güç (yani, hukuku kuran şiddet) olarak algılamak suretiyle hukukla kirlendiği için sürekli bir gerilemeye uğramıştır. Oysa aslında siyaset, şiddet ile hukuk arasındaki bağı kesen eylemdir yalnızca. Ve ancak böylece açılan uzamdan yola çıkarak, hukukun, istisna hâlinde onu yaşama bağlayan düzeneğin devre dışı bırakılmasından sonra olası bir kullanımına ilişkin soruyu sormak olanaklı olacaktır. O zaman, Benjamin’in “saf” bir dilden ve “saf” bir şiddetten söz ettiği anlamda “saf” bir hukuku karşımızda bulacağız. Zorlayıcı olmayan, ne buyuran, ne herhangi bir şeyi yasaklayan, yalnızca kendi kendisini söyleyen bir söze, bir amaçla ilişkisi olmaksızın yalnızca kendi kendisini gösteren saf araç olarak bir eylem karşılık gelecektir.”

8 Mart 2018

Laini Taylor’ın “Hayalci” adlı romanı Artemis’ten çıktı

 

Laini Taylor’ın “Hayalci” adlı romanı Uğur Mehter’in çevirisiyle Artemis Yayınları’ndan çıktı.

Yetim kütüphaneci Lazlo Strange’in en büyük korkusu, hayallerine ulaşamamaktı. Gizemli kayıp şehir Hıçkırık, beş yaşından beri Lazlo’nun düşlerini süslüyordu ama dünyayı gezip kayıp şehri bulabilmek için çok daha cesur ve bilgili olması gerekiyordu. Ancak beklenmedik bir fırsat doğdu ve Lazlo’nun yolu, Tanrıkatili denen ve efsanevi savaşçıları ile birlikte çıkagelen kahramanla kesişti. Hayalcinin bir karar vermesi gerekiyordu. Ya bu fırsata tutunacak ya da düşlerine sonsuza dek veda edecekti.

Hıçkırık’ta iki yüz yıl önce neler yaşanmıştı da gizemli şehir, dünyanın geri kalanından kopmuştu? Tanrıkatili, hangi tanrıyı katletmişti? Ve çözmeye çalıştığı büyük sorun neydi? Hepsinin cevabı Hıçkırık’ta yatıyordu. Ancak daha da büyük sırlarla birlikte. Lazlo’nun rüyalarına giren mavi tenli tanrıça da kayıp şehirdeydi. Lazlo, varlığından bile emin olmadığı bir kızı rüyalarında nasıl görebiliyordu? Ve bütün tanrılar öldüyse, kız neden bu kadar gerçek görünüyordu?

“En büyük, en cesur, en büyüleyici hayali buydu. Dünyanın öbür ucuna gidip gizemi kendisi çözmek istiyordu. Elbette böyle bir şey imkânsızdı. İyi de imkânsızlık hayalcinin hayal kurmasına engel miydi?”

8 Mart 2018

Kemal Tahir’in “Rahmet Yolları Kesti” adlı eserinin film hakları Yağmur & Durul Taylan’da

 

Kemal Tahir’in eserlerinin temsilcisi olan ajansımız, yazarın “Rahmet Yolları Kesti” adlı eserinin sinema filmine uyarlanma haklarını, yapılan bir anlaşmayla yönetmenler Yağmur ve Durul Taylan’a vermiştir.

Geçtiğimiz yıllarda “Okul”, “Küçük Kıyamet” ve “Vavien” adlı sinema filmlerinde imzası olan iki kardeş yönetmen ayrıca “Muhteşem Yüzyıl” ve “Vatanım Sensin” gibi büyük başarı yakalayan televizyon dizilerini de yönetti.

Yağmur ve Durul Taylan, önümüzdeki yaz aylarından itibaren “Rahmet Yolları Kesti” ile ilgili hazırlıklara başlayacaklar.

5 Mart 2018

Will Gompertz’in “Sanatçı Gibi Düşün” adlı kitabı YKY’den çıktı

 

Will Gompertz’in “Sanatçı Gibi Düşün” adlı kitabı Süreyyya Evren’in çevirisiyle YKY’den çıktı.

Bazı insanlar parlak fikirler bulmakta ve bunları hayata geçirmekte neden daha mahirdir?

Pardon Neye Bakmıştınız? / Modern Sanatın 150 Yıllık Şaşırtıcı, Sarsıcı, Kimi Zaman da Tuhaf Hikâyesi kitabından tanıdığımız yazar, BBC sanat editörü Will Gompertz uzun yıllar sanatçılarla çalışmış ve onları incelemiş.
Bu süreç zarfında, başarılı sanatçıların birtakım ortak özellikleri olduğunu fark etmiş.
Sanatçı Gibi Düşün kitabında bu özellikleri, her zamanki akıcı, esprili üslubuyla ve örneklerle anlatıyor.
Yeteneklerin gelişmesine yardımcı olan birtakım yaklaşımları benimseyen ve sanatçı gibi düşünen herkesin, işi ne olursa olsun, daha yaratıcı ve verimli bir hayat sürebileceğini, başarı kazanma ihtimalinin artacağını savunuyor.

2 Mart 2018

 

Doğan Kitap, Zainab Salbi’nin “Diktatörün Gölgesinde: Saddam Döneminde Genç Bir Kadın ” adlı kitabını yayımladı

 

Doğan Kitap, Zainab Salbi’nin “Diktatörün Gölgesinde: Saddam Döneminde Genç Bir Kadın ” adlı kitabını Taciser Ulaş Belge’nin çevirisiyle yayımladı.

Babası, Saddam Hüseyin’in kişisel pilotu olduğunda Zainab Salbi henüz on bir yaşındaydı.

Dünyalar güzeli annesi Aliye, kızına hayatta kalması için gereken her şeyi öğretmişti. Yapmacık bir şekilde gülümsemek, her şeye “evet” demek, etrafında tanık olduğu dehşeti zihnindeki kutularda saklamak. “Hatıralarını silmeyi öğren” demişti annesi, “O adam, insanların gözlerini okur.”

Zainab Salbi kitabında tiranlığı aynen gördüğü gibi anlatıyor – ayrıcalıklı bir çocuğun, asi bir ergenin, zorla evlendirilmiş genç bir kızın ve hayatta kalmasını sağlayan sessizliğinin üstesinden gelmeye çalışan bir kadının gözlerinden.

Diktatörün Gölgesinde merak uyandırıcı bir arayışın hikâyesini anlatıyor. İktidar, korku, erkek baskısı gibi evrensel temaları derinlemesine irdeleyip bir neslin kendinden önce gelenlere yönelttiği “Bunun olmasına nasıl izin verebildiniz?” sorusunun yanıtlarını arıyor.

21 Şubat 2018

 

Suat Derviş’in iki eseri ABD’de İngilizce yayımlanacak

 

Türk Edebiyatı adına yılın en önemli edebiyat olaylarından biri olarak anılabilecek bir haberi duyurmaktan ONK Ajans olarak büyük bir kıvanç duyarız. Yapıtlarının telif haklarını temsil etmekten onur duyduğumuz, değerli yazarımız Suat Derviş’in Ankara Mahpusu ve Yalının Gölgeleri (Çılgın Gibi) adlı iki romanının İngilizce dilindeki yayım hakları, ajansımız aracılığıyla yapılan bir anlaşmayla, Amerika’nın saygın yayınevlerinden Other Press tarafından devralınmıştır. Other Press editörleri, Suat Derviş’i büyük bir keşif olarak değerlendirdiler ve söz konusu iki romanın iki yıl içinde peş peşe raflardaki yerini alacağını, yapılan sözleşme gereği öngördüler. Ankara Mahpusu ve Yalının Gölgeleri adlı romanların, dahası keşfedilmeyi bekleyen büyük bir yazar olarak Suat Derviş’in, Amerika’da da ilgiyle okunacağı kanısındalar.

Ankara Mahpusu’nun yurt dışı macerası, ilk kez 1957 yılında, Suat Derviş’in kendi çabalarıyla, romanın Fransızcada Le Prisioner d’Ankara adıyla yayımlanmasıyla başlar. Roman, eleştirmenlerce övgüyle karşılanır ve kısa bir süre içinde birçok Avrupa dilinde okuruyla buluşmayı sürdürür.

Yalının Gölgeleri adlı novellaysa, 1958 yılında, doğrudan doğruya Suat Derviş tarafından Fransızca dilinde yazılır ve Paris’te yayımlanır. Yapıt, yazarı tarafından yeniden yazılmış ve genişletilmiş haliyle, uzun yıllar sonra Türkçede Çılgın Gibi adıyla okuruyla buluşur. Yalının Gölgeleri, 2011 yılında, ONK Ajans aracılığıyla, yeniden Fransa’da yayımlanır ve 2018 yılında bu kez İspanya’da, İspanyolca dilinde yayımlanması için gerekli anlaşmalar yapılmıştır. Yalının Gölgeleri’nin İspanyolca edisyonu çok yakında raflardaki yerini alacak.

Ankara Mahpusu ve Yalının Gölgeleri adlı romanlarıyla, değerli yazarımız Suat Derviş’in Other Press tarafından Amerika’da İngilizce dilinde yayımlanacak ve dünyaca keşfedilecek oluşunun, Türkiye’de de yazarın yapıtlarına olan ilginin artmasına sebebiyet vermesini temenni ederiz.

19 Şubat 2018

 

Portakal Kitap, Dean Koontz’un “Sessiz Köşe” adlı romanını yayımladı

 

Dünyada 500 milyon üzerinde satış rakamlarına ulaşan ve 38 dile çevrilen kitaplarıyla tanıdığımız, Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen  Dean Koontz’un “Sessiz Köşe” adlı romanı Cem Özdemir’in çevirisiyle Portakal Kitap’tan çıktı.

“Benim mutlaka ölmem lazım…”

Bu, yaşamak için her şeye sahip olsa da kendi hayatına kıyan bir adamın geride bıraktığı ürpertici kelimelerdi. Üstelik bu hazin ölüm sadece onunkiyle sınırlı kalmayacaktı.

Alanında uzman, çok iyi yerlere gelmiş, iş hayatları ve aile yaşamlarında oldukça mutlu ve zeki insanlar esrarengiz bir şekilde intihar ediyor ve bu durum yakın çevreleri arasında da oldukça şaşkınlığa sebep oluyordu.

Ancak başarılı bir FBI ajanı olan Jane, kocasının hayata bağlılığını bilecek kadar ona âşıktı ve çektiği tüm acılara, korkuya, yalnızlığa ve öfke nöbetlerine rağmen bir an bile vazgeçmedi; ne olursa olsun bir gün gerçeği bulacak kadar kararlıydı. Kılık değiştirdi, şehirler aştı ve bu esrarengiz olayların peşini bırakmadı. Çünkü öfkesinin yönlendirdiği bir kadını durdurmanın mümkün olmayacağını kimse bilemezdi. Bu gücü ona veren şey “aşk”tan başkası değildi.

Ve bulduğu gerçekler bazı “güçleri” rahatsız edecek kadar dikkatleri üstüne çekmesine yetecekti.

“Hikâyenin başından itibaren paranoya ve gizem artarak devam ediyor. Jane Hawk’la harika bir karakter yaratan Koontz yine şaşırtmıyor.” – Associated Press

“Dean Koontz’un her zaman yaptığı gibi, fevkalade bir kurgu! İlk sayfasından itibaren sizi içine çekiyor!” – Suspense Magazine

7 Şubat 2018

 

 

“Kürk Mantolu Madonna” İspanyolca yayımlandı

 

Sabahattin Ali’nin ölümsüz eseri “Kürk Mantolu Madonna” Ediciones Salamandra tarafından İspanyolca yayımlandı.

“Kürk Mantolu Madonna” daha önce İngiltere ve Amerika’da farklı yayınevleri tarafından İngilizce, Almanya ve İSviçre’de yine farklı iki yayınevi tarafından Almanca, Fransızca, İtalyanca, Rusça, Lehçe, Hırvatça, Felemenkçe, Arnavutça, Boşnakça, Gürcüce, Moğolca, Arapça yayımlanmıştı. Ajansımız tarafından yapılan anlaşmalar çerçevesinde, 2018 yılı içinde İspanyolca’dan sonra İsveççe, Norveççe ve Sırpça dillerinde de yayımlanması beklenmektedir

25 Ocak 2018

 

Doğan Kitap, Blake Crouch’un “Karanlık Madde” adlı romanını yayımladı

 

Doğan Kitap Blake Crouch’un “Karanlık Madde” adlı romanını Begüm Kovulmaz’ın çevirisiyle yayımladı.

“Hayatından memnun musun?”

Bu Jason Dessen’ın kaçırılmadan önce duyduğu son şeydi. Uyandığında sedyeye bağlanmıştı, etrafı özel kıyafetler giymiş adamlar tarafından çevriliydi. Hiç tanımadığı biri ona yaklaştı ve gülümseyerek “Yeniden hoş geldin, Jason” dedi. Uyandığı bu dünyada Jason’ın hayatı kendi bildiği hayatı değildi. Karısı kendi karısı değildi. Oğlu hiçbir zaman doğmamıştı. Jason gözünü yeni açtığı dünyada üniversitede sıradan bir fizik profesörü de değildi. Müthiş bir şey icat etmiş meşhur bir dâhiydi. Şimdi Jason’ın yanıtlaması gereken önemli sorular var: Gözünü açtığı dünya mı hayal, ait olduğunu düşündüğü dünya mı? Ve hatırladığı evi gerçek eviyse ailesine nasıl geri dönecek?

“Okurken şaşırtan; yaptığımız seçimlere, tercih edilmemiş yollara ve hayalini kurduğumuz yaşamı elde etmek için ne kadar ileri gidebileceğimize dair bir roman.” – Guardian

25 Ocak 2018

 

“Müjdat Gezen’den Masallar – Küçükler İçin Değil” Kırmızı Kedi’den çıktı

 

“Müjdat Gezen”den Masallar – Küçükler İçin Değil”  Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıktı.

“Sanatıyla, bağımsız karakteriyle, yurtseverliğiyle, elli senedir uyutanlara karşı uyandırmaya çalışan Müjdat Gezen… Bu toprakların Ezop’udur, Andersen’idir, La Fontaine’idir.” – Yılmaz Özdil

“Üretkenliğine hayran olduğum can arkadaşım, büyük mizah ustası Müjdat’ın masal kitabını elime alınca, kapaktaki “Küçükler için değil” vurgusu dikkatimi çekti. Bir solukta okurken neden bu vurguyu yaptığını daha iyi anladım. Çünkü yazdıkları masal değil, günümüzün gerçekleriydi!” – Uğur Dündar

17 Ocak 2018

 

Eduardo Galeano’nun “Zamanın Ağızları” adlı kitabı Sel Yayıncılık’tan çıktı

 

Eduardo Galeano’nun “Zamanın Ağızları” adlı kitabı, Bülent Kale’nin çevirisiyle Sel Yayıncılık’tan çıktı

Kronikle şiiri, masalla manifestoyu birleştiren bu kısa ve son derece çarpıcı öyküler, muktedirlerin sıklıkla ve uzun süre susturduklarının sesini çoğaltmak için bir araya geliyor.

Eğer kulak verirseniz evrensel kakofoninin içinde birbirine cevap veren yankıları sezebilirsiniz: ilk ve son soluk, yaprakların hışırtısı, aşk sözcükleri, öfke haykırışları, örümceklerin serenatları, zorla sökülüp alınan itiraflar, fısıldanan sırlar ve çocukların ağzından çıkan hakikatler. Zamanın Ağızları etten kemikten ve sesinden yoksun bırakılmış bir dünyanın sessizliklerini parçalıyor…

Muhammed Eşref okula gitmiyor.

O, güneşin doğuşundan ay görününceye kadar çalışıyor;

Pakistan’ın Umar Kot köyünden dünya stadyumlarına doğru yuvarlanan futbol toplarını kesiyor, kırpıyor, deliyor, biçip dikiyor. Muhammed on bir yaşında, beş yıldır bu işi yapıyor. Eğer okumayı bilseydi, İngilizce okuyabilseydi, elinden çıkan her işe kendisinin yapıştırdığı şu uyarıyı okuyabilecekti:

“Bu top çocuklar tarafından üretilmemiştir.”

17 Ocak 2018

 

 

Tekin Yayınevi Simla Moradi’nin “Aşk Romanlarının Terbiyeli Yazarı” adlı kitabını yayımladı

 

Tekin Yayınevi, ajansımız tarafından temsil edilen  Simla Moradi’nin “Aşk Romanlarının Terbiyeli yazarı” adlı kitabını yayımladı.

“Daha önce de belirttim ama bir kez daha söyleyeyim; cinsellik satar. Tüm dünyada böyledir. Türkiye’de de böyle. Bunu internet gazeteciliği yaptığım dönemde net bir şekilde anlamıştım. Üzerine bolca cinsellik sosu döktüğümüz haberler, okuyucunun ilgisini daha çok çekerdi. Sadece internet değil; medya, eğlence ve sanat dünyasının her alanı için de bu kural geçerliydi. Sinema olsun, televizyon olsun, müzik olsun…

Evet, “maalesef” öyleydi!  Peki neden maalesef diyorum?  Neden edebiyatta cinselliğin satıyor olması ağırıma gidiyor?

Çünkü ben de romanlar yazmak, yazar olmak istiyorum! Hatta aşk romanları yazmak istiyorum! Ama mümkünse terbiyeli, efendi aşk romanları yazmak istiyorum. Ayrıca okuyucu da bununla maytap geçmesin istiyorum.”

12 Ocak 2018

 

 

Peter Brown’ın iki yeni kitabı hep kitap’tan çıktı

 

Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen Peter Brown’ın iki yeni kitabı Sevin Okyay’ın çevirileriyle hep kitap’tan çıktı :

Bay Kaplan Yabana Çıkıyor

Bay Kaplan, belli kuralların dışına çıkılmayan bir toplumda yaşıyor. Aslında içinde bulunduğu sosyal hayat ona sıkıcı geliyor. Derken şehir hayatından bunalan Bay Kaplan’ın aklına kendi doğasını keşfetmek için harika bir fikir gelir. Özüne dönmek, kendini bulmak için yabana çıkacaktır. Bu maceranın sonuna doğruysa Bay Kaplan her şeyin yeri ve zamanı olduğunu anlayacaktır.

Meraklı Bahçe

Kasvetli bir şehirde yaşayan Liam adında bir erkek çocuk vardır. Mahallesinde keşif gezilerine çıkmaya bayılan Liam bir gün olmadık bir yerde küçücük bir yeşillik görür. Bu yeşilliği oluşturan bitkilere bakmaya karar verir. Bitkiler gösterilen bu ilgiyi karşılıksız bırakmaz. Liam’ın dokunuşuyla şehir bambaşka bir havaya bürünür.

Peter Brown, yazıp resimlediği kitabı Meraklı Bahçe’nin sonunda kaleme aldığı yazarın notu bölümünde kitabın çıkış hikâyesini şöyle anlatıyor: “Doğanın beton, tuğla ve çelikten oluşan bir şehirde serpilmesi, çoğu kez imkânsız gelir insana. Oysa ben daha çok seyahat edip çevremdeki dünyaya daha yakından baktıkça doğanın hep hevesle unuttuğumuz yerleri keşfe çıktığının farkına vardım. Çiçekleri ve tarlaları ve hatta küçük ormanları her şehirde yabanda büyürken bulabilirsiniz. Arayın, yeter. Manhattan’ın batı yakasında yükseltilmiş bir demiryolu vardır, adı da Highline’dır. Trenleri onlarca yıl boyunca şehir sokaklarının çok yukarısından gümbürdeyerek geçti ama 1980’de kapatıldı ve unutuldu. İnsanlarla trenler işe karışmayınca doğa da yeniden süsleme özgürlüğüne kavuştu.”

12 Ocak 2018

 

 

Pegasus Yayınları, Michael Ende’nin “Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas” ve “Cim Düğme ve Vahşi 13’ler” adlı kitaplarını yayımladı

 

Pegasus Yayınları, Michael Ende’nin “Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas” ve “Cim Düğme ve Vahşi 13’ler” adlı kitaplarını Saadet Özkal’ın çevirileriyle yayımladı.

Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas

Düdüğünü neşeyle öttüren Emma, bilge Lukas ve küçük Cim’le arkadaşlığın değerini ve gökkuşağının tüm renklerinin bir aradayken daha güzel olduğunu keşfedeceksiniz…

Lokomotifçi Lukas, lokomotifi Emma’yla küçücük bir ada ülkesi olan Hasvetya’da yaşar. Bir gün postacı adaya şüpheli bir paket getirir. Paketten çıkan küçük Cim büyüyüp delikanlı olduğunda adada yeteri kadar yer olmayacağı için Lukas ve Emma ile adayı terk edip büyük bir maceraya atılır.
Camdan ağaçlar, ejderhalar, güyadevler, bezelye kadar çocuklar ve krallarla dolu bu macerada kahramanlarımızın başına gelmeyen kalmayacaktır.

Momo ve Bitmeyecek Öykü’nün yazarı Michael Ende’den, hem çocuklar hem de yüreği çocuk kalan yetişkinler için, arkadaşlık ve cesaret üzerine Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü sahibi bir başyapıt daha…

Cim Düğme ve Vahşi 13’ler

Meşhur lokomotifçilerimiz birbirinden fantastik yaratıklar, korkunç tehlikeler ve yeni keşiflerle dolu maceralarına devam ediyor. Onlar için hedeflerine giden yolculukta hiçbir yol uzak değil, hiçbir su derin değil ve hiçbir dağ çok yüksek değil…

Yabancı,
Bu bebeği bulduysan bilesin ki:
Kim ki onu kurtarıp sevgi ve bağlılıkla bağrına basar, günün birinde iyiliğinin karşılığında kral tarafından ödüllendirilir.
Kim ki ona kötülük eder, bütün güç ve kuvvetinden mahrum bırakılır, kıskıvrak bağlanır ve mahkûm edilir. Çünkü bu çocuk sayesinde tek, çift olur.

Hasvetya’nın acilen deniz fenerine ihtiyacı var! Bu yüzden Kral Onikiyeçeyrekinci Alfons, Lukas ve Cim’i, Güyadev Bay Tur Tur’u bulmak için görevlendirir. İki arkadaş yeniden uzun bir yolculuğa çıkarlar. Ancak yolculuk boyunca başlarına gelmeyen kalmaz! Üstelik Jim’in lokomotifi Moli, Vahşi 13’ler tarafından kaçırılmıştır. Moli’yi kurtarmak için kötü korsanların peşine düşen iki arkadaş, Cim’in geçmişindeki sırrı da çözebilecek mi?

Michael Ende’nin kaleminden Çuf Çuf Emma ve meşhur lokomotifçilerimiz Cim ve Lukas’ın bu macerasında tüm sorular cevaplanacak…

9 Ocak 2018

 

Claudio Morandini’nin “Kar, Köpek, Ayak” adlı kitabı Timaş’tan çıktı

 

Claudio Morandini’nin “Kar, Köpek, Ayak” adlı kitabı Esma Fethiye Güçlü’nin çevirisiyle Timaş’tan çıktı.

İtalyan Alplerinde bir vadi.
Kar fırtınaları, ormanlar ve taşlar.
Bu vadinin en uzak köşesinde, unutulmuş, yıkık dökük bir baraka.
Aksi, yaşlı, kafası hayli karışık ve yalnız –ama gerçekten çok yalnız– bir adam.
Ve bir gün, beklenmedik bir şekilde kapısında peyda olan, düşük çeneli, biraz müstehzi, çokbilmiş bir köpek.
Sığınılacak tek liman doğa, bir anda nasıl en ölümcül düşmana dönüşebilir?
İnsan aklına, hafızasına gerçekten ne kadar güvenebilir?
Yalnızlık bir adamı ne kadar delirtebilir?

Dino Buzzati’nin günümüzdeki temsilcisi olarak gösterilen Claudio Morandini, tüm bu küçük, sakin, pastoral parçaları alıyor; çokça hayal gücü, biraz hüzünlü yalnızlık, çılgın halüsinasyonlar ve edebiyatın büyüsüyle harmanlıyor: Masal olamayacak kadar gerçek, gerçek olamayacak kadar büyülü bir roman Kar, Köpek, Ayak.

“Hayatın gerçeğini hiç yalansız sınırsız bir hayal gücüyle harmanlayacak bir isim arıyorsanız, o kesinlikle Claudio Morandini. Zamanımızın en iyi İtalyan yazarlarından.” – Fabrizio Ottaviani

“Edebiyat dünyamızın en yetenekli ve etkileyici romancılarından biri.” – Umberto Rossi

“Bu, tamamıyla müzikal bir ritim üzerine kurulu, ayrıntılarla bezeli, kusursuz bir roman. Morandini fazlalık olan her şeyi geride bırakarak ‘kelime’lerin değil, ‘şey’lerin romancısı olduğunu kanıtlıyor. Bununla birlikte seçtiği her kelime, yarattığı manzarada parıldıyor.” – Fabrizio Coscia

4 Ocak 2018

Erich Maria Remarque’ın “Cennetteki Gölgeler” adlı romanı Everest’ten çıktı

 

Erich Maria Remarque’ın “Cennetteki Gölgeler” adlı romanı Dr. Saffet Günersel’in çevirisiyle Everest’ten çıktı.

“Almanlar savaşı belki kaybedecekler ama Naziler değil. Naziler Mars’tan inmedi ki! Ama onlar Almanya’nın anasını bellediler,” dedi. “Sizin söylediğinize, Almanya’yı 1933’te terk edenler inanır belki. Topluma haykıran o kalın, o hunhar sesi radyoda dinledim ben. Bu artık bir partinin sesi değildi. Almanya’nın sesiydi.”

Savaşın ve göçmenliğin ruhunu en iyi yansıtan yazarlardan biridir Erich Maria Remarque. Birinci Dünya Savaşı’nı anlattığı ilk romanı Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok ile okurlarını çıkardığı yolculuk, İkinci Dünya Savaşı’nın son dönemini anlattığı Cennetteki Gölgeler ile sona erer. Romanda, toplama kampından sağ çıkan, geçerli pasaportları olmadığı için ülkeden ülkeye kaçan, sonunda yolları Amerika’da kesişen mültecilerin tedirginlikleri, savaşın sonunu bekleyişleri ve hayata tutunma çabaları anlatılır. Amerika savaştan uzak bir cennettir, mülteciler ise sadece birer gölge…

3 Ocak 2018

Tiyatro

 

 

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi Değerli Yazarımız Zehra İpşiroğlu’ndan

 

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi’ni bu sene değerli yazarımız Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu kaleme aldı.

Bildiriyi aşağıda sunuyoruz :

Tiyatronun Ustaları

Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum!

Doğru söz delilik.

​Bertolt Brecht

“Onların” peşindeyim. Klişe üretmeyenlerin, boş laf söylemeyenlerin, sahneyi bir ego gösterisine dönüştürmeyenlerin, sulu espriler ya da ucuz etkilerle izleyiciyi tavlamayanların, yaşamdan kaçmayanların, zamanımızı çalmayanların, baştakilere yaranmak için kırk takla atmayanların peşindeyim. Beni güldüren, ağlatan, şaşırtan, yadırgatan, düşündüren, ezberimi bozan, belki de bir an durup kendime döndüren tiyatro ustalarının peşindeyim.

Neden sahnedeler, ne yapıyorlar, ne söylemek istiyorlar? Ve işte şimdi, şu an onlarla aramda nasıl bir iletişim kuruluyor, nasıl bir enerji akıyor, ne hissediyorum? “Onları” yakalayamazsam, tiyatroda sıkıntıdan patlayabilirim, uyuyup kalabilirim, benim burada işim ne diye kendime kızabilirim… Her şeyin ucuz bir tüketime dönüştüğü bir ortamda hiç de kolay değil onları yakalamak. Tıpkı iyi bir roman okumanın, iyi bir film izlemenin de kolay olmadığı gibi.

Diyelim ki bir izleyici ya da eleştirmenim. Sadece tiyatro tüketiminin tuzağına düşmemek de yeterli değil şüphesiz. Çünkü ben öyle bir ülkeden geliyorum ki tiyatronun insanca yaşayabileceğimiz barışçıl ve demokratik bir toplumu savunma gizilgücünün ne kadar değerli olduğunu biliyorum. Acaba benim tiyatro ustalarım bana bu yolda ne söylüyorlar?

Diyelim ki bir tiyatro yazarı, yönetmeni ya da oyuncuyum. Yaşamın akışındaki acıları, çatışmaları, haksızlıkları yüreğimde hissediyorum. Nefreti, şiddeti, yalanları, hile ve komploları görüyorum. Savaşın, sömürünün, sürgünün, adaletsizliğin, acının, yokluğun yarattığı bir karmaşa içinde yitip gitmek üzereyim. Çaresizlik mi? Hayır, ben tiyatrocuyum ve yaşamı bir yerinden yakalayabilirim, anlamak için çaba harcayabilirim, yaşamı okuyabilirim. Ama bu benim ülkemde hiç de kolay değil, çünkü yaşam çoğu zaman bütün acı, gülünç ve absürt yanlarıyla sanatı kat kat aşıyor. Bunu her gün yeniden ve yeniden yaşıyorum. Tam bir şeyi yakaladım dediğimiz anda olaylar öyle bir kasıp kavuruyor ki ortalığı, sözcüğün bittiği yerde buluyoruz kendimizi.

Bir dönemin büyük oyunları da karanlığında gizlenen birer masalı andırmıyorlar mı? Öyleyse önemli olan bu masalı yeniden keşfetmemiz mi? Evet, benden önce yaşamış büyük ustalar var bana yol gösterecek, yazdıkları oyunlar yüzyılları aşıp, bugünlere gelmiş. Onlar acıyı, hüznü anlatıyorlar, karşı koymayı, direnmeyi. Onlar umudun sesi… Yazar, yönetmen ya da oyuncuysam onlardan da öğrenecek çok şey vardır mutlaka.

Tiyatro, yaşamla arasındaki bu kıl payı kesişmeyi yakalamışsa mucizeler yaratabilir. İyi ama, nasıl? Bu acaba nasıl bir toplumda yaşadığımıza mı bağlı? Tüketim toplumunun uyuşukluğu içinde donup kalmışsak, tiyatro krizini aşmak için gerekli olan, Dario Fo’nun alaycı sözleriyle, “cadı avı” mıdır; tiyatrocuların korkmaları, sarsılmaları mıdır? Öyleyse baskıcı toplumlarda tiyatronun işi daha mı kolay? Böyle bir ayırım yapılabilir mi? Hayır, çünkü tüketim de, baskılar da bütün ülkelerde farklı dozlarda yaşanıyor. Eşitsizlik giderek artıyor, demokrasi anlayışı çöküyor, savaşlar ortalığı yıkıp yakıyor, yaşadığımız dünya kıyasıya harap ediliyor. Kendi ülkemdeki sorunlar başka ülkelerde yaşananlarla girift bağlantılar içinde gelişiyor.

Öyleyse aslolan bütün sınırları aşan bir duyarlılık, empati, dayanışma duygusu ve direnme gücü değil mi? Tabii yürekten inanmak da gerekiyor yapılan işe, her tür dayatmaya karşı koyarak özgün olmak, anlamaya çalışmak ve yaşamın bunca kargaşalığı içinde kendi yolunu bulmak. Bu başarılmışsa mutlaka aynı heyecan, aynı duyarlılık, aynı sorgulayıcı bakış izleyicide de uyanacaktır.

Şimdi bir oyun izleyeceğiz… Ne hissedeceğiz, ne düşüneceğiz? Acaba hüzünlenecek miyiz yoksa gülecek miyiz? Hoşumuza gidecek mi izlediklerimiz, yoksa anlamsız mı gelecek, neden? Kafamızdaki duvarları yıkacak mı, bize yeni bir güç, yeni bir umut verecek mi? Oyunun sonunda bütün bunları bizlere yaşatan tiyatrocuları büyük bir heyecan ve sevgiyle gönülden alkışlayabilecek miyiz?

Şimdi söz izleyicide.

​Yazar, Eleştirmen, Akademisyen

Profesör Dr. Zehra İpşiroğlu

26 Mart 2018

Tiyatro Martı, Eugene Ionesco’nun “Kral Ölüyor” adlı oyunundan uyarlanan “Kral”ı sahnelemeye başlıyor

 

Tiyatro Martı, Eugene Ionesco’nun “Kral Ölüyor” adlı oyunundan uyarlanan “Kral”ı sahnelemeye başlıyor .

Lale Aslan’ın çevirisinden dramaturjiyi gerçekleştiren ve sahneleme metnini yazan Erdal Özyağcılar’a sahnede Güzin Özyağcılar, Nihan Büyükağaç, Barış Kıralioğlu, Gözde Çetiner, Ferdi Alver, Burak Tanay eşlik ediyor. Oyunun rejisi Serkan Üstüner’e ait.

Oyun 14 Mart Çarşamba Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi’nde, 17 Mart Cumartesi Kozyatağı Kültür Merkezi Gazanfer Özcan ve Gönül Ülkü Sahnesi’nde, 24 Mart Cumartesi Mecidiyeköy artı Sahne’de, 30 Mart Cuma Kadıköy Halk eğitim Merkezi’nde izlenebilir.

7 Mart 2018

Robert Dubac’in “Oksimoron – Erkek Aklı” adlı oyunu Tatbikat Sahnesi’nde perdelerini açıyor

 

Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen Robert Dubac’ın “Oksimoron – Erkek Aklı” adlı oyunu 12 Mart’ta Ankara’da Tatbikat Sahnesi’nde perdelerini açıyor.

Emre Karayel’in rol aldığı, Erdal Beşikçioğlu’nun sahneye koyduğu oyunu Özge Kayakutlu Türkçe’ye çevirdi, Zeki Enes Akkan uyarladı.

Oyunun Ankara’daki prömiyerinden birkaç hafta sonra İstanbul’da da sahnelenmesi planlanıyor.

22 Şubat 2018

 

“Annie” müzikali Nisan’da İzmir’de perdelerini açıyor

 

Ülkemizde çoksesli müzik ile opera, bale ve müzikal gibi sahne eserlerinin zor ve ulaşılmaz sanatlar olmaktan çıkarılarak, bu alanlara çocuklar başta olmak üzere çok sayıda insanımızın sevgi ve merakını kazandırmak, toplumumuzun bu sanatlara talebini arttırmak ve bu sanatları toplumun tüm kesimlerinin yararına sunmak amacıyla projeler gerçekleştiren Mozart Akademi Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen bir Broadway müzikalini, Annie’yi Türkiye’ye getiriyor.

Thomas Meehan tarafından yazılan, besteciliğini Charles Strouse’un yaptığı, şarkı sözlerini Martin Charnin’in yazdığı Annie müzikalinin genel sanat yönetmenliğini İlhan Cinpir yapıyor. Eseri Serdar Saatman sahneye koyuyor.

Mozart Akademi müzikalde Annie rolünü üstlenecek çocuk oyuncuyu ve diğer çocuk rolleri belirlemek amacıyla 2017 yılında geniş kapsamlı bir seçme düzenledi ve seçilen çocuklar koro, dans ve sahne eğitimi görüyorlar.

Müzikal 21 Nisan 2018’de İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Sabancı Kültür Merkezi’nde prömiyer yapacak. Bu sezon yapılacak temsillerin ardından eser 2018-2019 sezonunda da sahnelenmeye devam edilecek. Annie Müzikali’nin İzmir dışında da sahnelenmesi planlanıyor.

16 Şubat 2018

 

Tankred Dorst’un “Benim Adım Feuerbach” adlı oyunu perdelerini açıyor

 

Tankred Dorst’un “Benim Adım Feuerbach” adlı oyunu 25 Ocak Perşembe günü Mecidiyeköy artı Sahne’de perdelerini açıyor.  Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu bünyesinde Ayşenil Şamlıoğlu’nun sahneye koyduğu oyunda Selçuk Yöntem, Toprak Can Adıgüzel ve Gülçin Kültür Şahin ile sahneyi paylaşıyor.

Oyuncu, oyun kişisini yaratabilmek adına kendi derinliklerine ve yaşam bilgisine doğru dalışa geçer. Bu, aynı zamanda bir yüzleşme sürecidir. Ve oyuncu bu süreç içinde, belki de yaşamının sonuna kadar unutmak istedikleriyle göz göze gelmek, onları yeniden var etmeyi dilediği oyun kişisi adına kuşanmak durumundadır. Böylesine can yakıcı, terletici, ürkütücü sürecin karşısında, kimi oyuncular suyun üstünde yüzmeyi seçerler, kimileri on, kimileri yirmi, kimileri de bin metreye dalarlar. Her rol adına tekrar tekrar yaşanan bu dalışlar yıllarla birlikte çoğaldığında ne gün, ne an bilinmez ama bir gün bir an vardır ki vurgun yiyebilirsiniz…

“Benim Adım Feuerbach”  25-26 Ocak, 9 ve 18 Şubat tarihlerinde Mecidiyeköy artı Sahne’de, 29 Ocak’ta Kozyatağı Kültür Merkezi Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde, 30 Ocak’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde, 4 Şubat’ta Mall of Istanbul MOI Sahne’de, 10 Şubat’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde, 15 Şubat’ta Ankara’da ODTÜ KKM’de izlenebilir.

23 Ocak 2018

 

Hayati Çıtaklar’ın “Alyoşa” adlı oyunu perdelerini açtı

 

Yazarımız Hayati Çıtaklar’ın sanatçı Aliye Berger’in yaşam öyküsünden uyarladığı “Alyoşa” adlı oyunu İstanbul Devlet Tiyatrosu Üsküdar Tekel Sahnesi’nde perdelerini açtı.

Siyah beyazın içindeki tonları başka hiçbir yerde bulamadığını söyleyip hayatı bir çocuk sevinciyle rengarenk gören, “İçtenlik öğretilmez. Ne yaşamda, ne sanatta. Okulu yoktur. Ne isem o oldum. Yaşadığım, güzellikleriyle, acılarıyla, aşklarıyla, ölümleriyle, başkaldırışım ve baş eğmelerimle, umutlarım ve umutsuzluklarımla yaşadığım, benim olan dünyayı yansıtmak istedim yapıtlarımda. … Ama en çok, tüm bunları kucaklayan ve adına hayat dediğimiz olaydan, serüvenden etkilendim. Aşkla yaşadım. Ölümler bile öldüremedi bu bendeki aşkı. Ve coşkuyla, aşkla, sevgiyle yarattım ne yarattımsa.” cümlelerini hayatının merkezine alıp doğaya, güzelliklere ve ruha inanan, eteklerinin içine kelebekler dikip onları öpüştüren, eserlerini tülbentlere, kasap kağıtlarına, çamaşırlarına basan, hiçbir ‘izm’ ile sınırlanamayacak sanatı ile bu ülkede kendisi olma, kendi gibi yaşama cesaretini göstermiş meraklı, öncü, düş dolu Aliye Berger’in fırtınalı yaşamına bir tanıklık, yaratıcı ve efsanevi kişiliğine saygı duruşu niteliğinde bir oyun “Alyoşa”.

Ahmet Somers’in sahneye koyduğu oyunda Seray Gözler, Asuman Çakır, Erhan Tuna, M. Coşkun Ülgen, Melike Durak Aras, Gözde Yıldırım, Onur Somay ve Şebnem Bilgeer rol alıyorlar.

 

“Damdaki Kemancı” Ocak’ta Zorlu PSM’de

 

Hakları ajansımız aracılığıyla sağlanan, müziklerini Jerry Bock’un bestelediği, sözlerini Sheldon Harnick’in yazdığı, Sholem Aleichem’ın Tevye ve Kızları öykülerinden Joseph Stein’ın kitaplaştırdığı “Damdaki Kemancı”, Zorlu PSM prodüksiyonu ve Talimhane Tiyatrosu işbirliğiyle Ocak’ta Zorlu PSM’de başlıyor.

Sevilen oyuncu Binnur Kaya ve devlet tiyatrolarının ünlü oyuncusu Mehmet Ali Kaptanlar’ın başrollerini paylaştığı yapımda kalabalık bir oyuncu kadrosu yer alacak. Zorlu PSM’nin sahneye koyduğu ilk Türkçe müzikal yapım olan Damdaki Kemancı’nın 2, 3, 25 ve 26 Ocak 2018’de Drama Sahnesi’nde perdelerini açacak.

 

“Arzu Tramvayı” 29 Kasım’da UNIQ Hall’de perdelerini açıyor

 

Eserlerinin telif hakları Türkiye’de ajansımız tarafından temsil edilen Tennessee Williams tarafından yazılan ve tiyatro için bir dönüm noktası olarak kabul edilen, Broadway’in ardından Hollywood’u da derinden etkilemiş, uyarlama filmleri ile pek çok ödül almış olan “Arzu Tramvayı”, 29 Kasım’da UNIQ Hall’de perdelerini açıyor. 1982 yılında Yıldız Kenter ve Müşfik Kenter tarafından sahnelenen eserin, yeniden sahnelenmesi için uzun zamandır bekleniyordu ve 35 yıl sonra bu eser BKM ve ID İletişim’in yapımcılığında yeniden sahneleniyor.

Zerrin Tekindor, Onur Saylak, Şebnem Bozoklu ve İbrahim Selim’i bir araya getiren oyunun çevirisi Haluk Bilginer tarafından yapıldı, yönetmenliği ise Hira Tekindor’a ait. Arzu Tramvayı’nın premieri, 29 Kasım’da Uniq Hall’da gerçekleşecek. Oyun 29 Kasım’dan sonra Uniq Hall ve Zorlu PSM’de izleyicisiyle buluşmaya devam edecek.

 

Sadık Şendil’in senaryosundan tiyatroya uyarlanan “Bizim Aile” İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’ndan

 

Sadık Şendil’in unutulmaz senaryosundan Sinem Bayraktar tarafından müzikal bir oyun olarak tiyatroya uyarlanan “Bizim Aile” İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda 15 Kasım’da Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde perdelerini açıyor.

Aziz Sarvan tarafından sahneye konan eserde Funda Postacı Kıpçak, Nevzat Çankara, Tevfik Şahin, Müge Çiçek Türkoğlu, Ercan Demirhan, Yalçın Avşar, Mehmet Soner Dinç, Onur Demircan, Yiğit Ali Uslu, Tarık Köksal, Pınar Demiral, Zeki Yıldırım, Tankut Yıldız, Züleyha Karyağdı, Esra Ülger, Serkan Bacak, Gülsün Odabaş, Alp Tuğhan Taş, Cihat Faruk Sevindik rol alıyorlar. Oyunun müzikleri Mertol Şalt’a ait.

 

Hale Kuntay’ı kaybettik…

 

kuntay-2Değerli çevirmen Hale Kuntay’ı dün akşam kaybettiğimizi büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.

Çalışmalarını genellikle Alman dilinden yapan Hale Kuntay, İngilizce ve Fransızca’dan da oyunlar çevirmişti. Kuntay’ın 1955’ten bu yana ara vermeden yaptığı çalışmalar arasında; “Nikah Kağıdı”, “Evet, Evet, Evet”, Ağustos Böceği”, “Paşaların Paşası”, “Cennetlik Kaynana”, “Tarla Kuşuydu Jüliet”, “Kontrabas”, “Mefisto”, “Avluya Bakan Pencere”, “Ölüm Tuzağı”, “Elveda Saray Bosna”, “Ustalar Sınıfı” izleyicilerin ilgisini çeken oyunların yanı sıra “Kutup Ayısı Polaria” ve “Sihirbaz Oz” gibi çocuk oyunları da bulunmaktadır. Çevirdiği kitaplar arasında “Küçük Kara Balık” ile “Kızım Olmadan Asla” en çok baskısı yapılmış olanlardır.

1996-1997 yılında ilk kez düzenlenen Afife Tiyatro Ödülleri seçici kurul üyeliğine atanarak 7 yıl çalışan Hale Kuntay, 4 yıl da Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri jürisine hizmet vermiştir.

Hale Kuntay’ın cenazesi 9 Eylül 2017 Cumartesi (yarın) günü öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Camii’nden kaldırılarak Zincirlikuyu Mezarlığı’nda defnedilecektir.

 

“Kürk Mantolu Madonna” ekim ayında Zorlu PSM’de

 

KMM-TIY-2Yazarımız Sabahattin Ali’nin unutulmaz eseri “Kürk Mantolu Madonna”nın usta tiyatrocu Engin Alkan tarafından ajansımızdan alınan izinle hayata geçirdiği tiyatro uyarlaması yine Alkan’ın rejisiyle Ekim ayında Zorlu PSM’de perdelerini açacak. Yapımcılığını Tuba Ünsal ve Nisan Ceren Göknel’in üstlendiği, Menderes Samancılar, Tuba Ünsal, Alper Saldıran ve Sercan Badur’un rol alacağı oyunun müziklerini Sezen Aksu, sahne ve ışık tasarımını Cem Yılmazer’in yapacağı açıklandı.