Kitap

 

 

Portakal Kitap, Dean Koontz’un “Sessiz Köşe” adlı romanını yayımladı

 

Dünyada 500 milyon üzerinde satış rakamlarına ulaşan ve 38 dile çevrilen kitaplarıyla tanıdığımız, Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen  Dean Koontz’un “Sessiz Köşe” adlı romanı Cem Özdemir’in çevirisiyle Portakal Kitap’tan çıktı.

“Benim mutlaka ölmem lazım…”

Bu, yaşamak için her şeye sahip olsa da kendi hayatına kıyan bir adamın geride bıraktığı ürpertici kelimelerdi. Üstelik bu hazin ölüm sadece onunkiyle sınırlı kalmayacaktı.

Alanında uzman, çok iyi yerlere gelmiş, iş hayatları ve aile yaşamlarında oldukça mutlu ve zeki insanlar esrarengiz bir şekilde intihar ediyor ve bu durum yakın çevreleri arasında da oldukça şaşkınlığa sebep oluyordu.

Ancak başarılı bir FBI ajanı olan Jane, kocasının hayata bağlılığını bilecek kadar ona âşıktı ve çektiği tüm acılara, korkuya, yalnızlığa ve öfke nöbetlerine rağmen bir an bile vazgeçmedi; ne olursa olsun bir gün gerçeği bulacak kadar kararlıydı. Kılık değiştirdi, şehirler aştı ve bu esrarengiz olayların peşini bırakmadı. Çünkü öfkesinin yönlendirdiği bir kadını durdurmanın mümkün olmayacağını kimse bilemezdi. Bu gücü ona veren şey “aşk”tan başkası değildi.

Ve bulduğu gerçekler bazı “güçleri” rahatsız edecek kadar dikkatleri üstüne çekmesine yetecekti.

“Hikâyenin başından itibaren paranoya ve gizem artarak devam ediyor. Jane Hawk’la harika bir karakter yaratan Koontz yine şaşırtmıyor.” – Associated Press

“Dean Koontz’un her zaman yaptığı gibi, fevkalade bir kurgu! İlk sayfasından itibaren sizi içine çekiyor!” – Suspense Magazine

7 Şubat 2018

 

 

“Kürk Mantolu Madonna” İspanyolca yayımlandı

 

Sabahattin Ali’nin ölümsüz eseri “Kürk Mantolu Madonna” Ediciones Salamandra tarafından İspanyolca yayımlandı.

“Kürk Mantolu Madonna” daha önce İngiltere ve Amerika’da farklı yayınevleri tarafından İngilizce, Almanya ve İSviçre’de yine farklı iki yayınevi tarafından Almanca, Fransızca, İtalyanca, Rusça, Lehçe, Hırvatça, Felemenkçe, Arnavutça, Boşnakça, Gürcüce, Moğolca, Arapça yayımlanmıştı. Ajansımız tarafından yapılan anlaşmalar çerçevesinde, 2018 yılı içinde İspanyolca’dan sonra İsveççe, Norveççe ve Sırpça dillerinde de yayımlanması beklenmektedir

25 Ocak 2018

 

Doğan Kitap, Blake Crouch’un “Karanlık Madde” adlı romanını yayımladı

 

Doğan Kitap Blake Crouch’un “Karanlık Madde” adlı romanını Begüm Kovulmaz’ın çevirisiyle yayımladı.

“Hayatından memnun musun?”

Bu Jason Dessen’ın kaçırılmadan önce duyduğu son şeydi. Uyandığında sedyeye bağlanmıştı, etrafı özel kıyafetler giymiş adamlar tarafından çevriliydi. Hiç tanımadığı biri ona yaklaştı ve gülümseyerek “Yeniden hoş geldin, Jason” dedi. Uyandığı bu dünyada Jason’ın hayatı kendi bildiği hayatı değildi. Karısı kendi karısı değildi. Oğlu hiçbir zaman doğmamıştı. Jason gözünü yeni açtığı dünyada üniversitede sıradan bir fizik profesörü de değildi. Müthiş bir şey icat etmiş meşhur bir dâhiydi. Şimdi Jason’ın yanıtlaması gereken önemli sorular var: Gözünü açtığı dünya mı hayal, ait olduğunu düşündüğü dünya mı? Ve hatırladığı evi gerçek eviyse ailesine nasıl geri dönecek?

“Okurken şaşırtan; yaptığımız seçimlere, tercih edilmemiş yollara ve hayalini kurduğumuz yaşamı elde etmek için ne kadar ileri gidebileceğimize dair bir roman.” – Guardian

25 Ocak 2018

 

“Müjdat Gezen’den Masallar – Küçükler İçin Değil” Kırmızı Kedi’den çıktı

 

“Müjdat Gezen”den Masallar – Küçükler İçin Değil”  Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıktı.

“Sanatıyla, bağımsız karakteriyle, yurtseverliğiyle, elli senedir uyutanlara karşı uyandırmaya çalışan Müjdat Gezen… Bu toprakların Ezop’udur, Andersen’idir, La Fontaine’idir.” – Yılmaz Özdil

“Üretkenliğine hayran olduğum can arkadaşım, büyük mizah ustası Müjdat’ın masal kitabını elime alınca, kapaktaki “Küçükler için değil” vurgusu dikkatimi çekti. Bir solukta okurken neden bu vurguyu yaptığını daha iyi anladım. Çünkü yazdıkları masal değil, günümüzün gerçekleriydi!” – Uğur Dündar

17 Ocak 2018

 

Eduardo Galeano’nun “Zamanın Ağızları” adlı kitabı Sel Yayıncılık’tan çıktı

 

Eduardo Galeano’nun “Zamanın Ağızları” adlı kitabı, Bülent Kale’nin çevirisiyle Sel Yayıncılık’tan çıktı

Kronikle şiiri, masalla manifestoyu birleştiren bu kısa ve son derece çarpıcı öyküler, muktedirlerin sıklıkla ve uzun süre susturduklarının sesini çoğaltmak için bir araya geliyor.

Eğer kulak verirseniz evrensel kakofoninin içinde birbirine cevap veren yankıları sezebilirsiniz: ilk ve son soluk, yaprakların hışırtısı, aşk sözcükleri, öfke haykırışları, örümceklerin serenatları, zorla sökülüp alınan itiraflar, fısıldanan sırlar ve çocukların ağzından çıkan hakikatler. Zamanın Ağızları etten kemikten ve sesinden yoksun bırakılmış bir dünyanın sessizliklerini parçalıyor…

Muhammed Eşref okula gitmiyor.

O, güneşin doğuşundan ay görününceye kadar çalışıyor;

Pakistan’ın Umar Kot köyünden dünya stadyumlarına doğru yuvarlanan futbol toplarını kesiyor, kırpıyor, deliyor, biçip dikiyor. Muhammed on bir yaşında, beş yıldır bu işi yapıyor. Eğer okumayı bilseydi, İngilizce okuyabilseydi, elinden çıkan her işe kendisinin yapıştırdığı şu uyarıyı okuyabilecekti:

“Bu top çocuklar tarafından üretilmemiştir.”

17 Ocak 2018

 

 

Tekin Yayınevi Simla Moradi’nin “Aşk Romanlarının Terbiyeli Yazarı” adlı kitabını yayımladı

 

Tekin Yayınevi, ajansımız tarafından temsil edilen  Simla Moradi’nin “Aşk Romanlarının Terbiyeli yazarı” adlı kitabını yayımladı.

“Daha önce de belirttim ama bir kez daha söyleyeyim; cinsellik satar. Tüm dünyada böyledir. Türkiye’de de böyle. Bunu internet gazeteciliği yaptığım dönemde net bir şekilde anlamıştım. Üzerine bolca cinsellik sosu döktüğümüz haberler, okuyucunun ilgisini daha çok çekerdi. Sadece internet değil; medya, eğlence ve sanat dünyasının her alanı için de bu kural geçerliydi. Sinema olsun, televizyon olsun, müzik olsun…

Evet, “maalesef” öyleydi!  Peki neden maalesef diyorum?  Neden edebiyatta cinselliğin satıyor olması ağırıma gidiyor?

Çünkü ben de romanlar yazmak, yazar olmak istiyorum! Hatta aşk romanları yazmak istiyorum! Ama mümkünse terbiyeli, efendi aşk romanları yazmak istiyorum. Ayrıca okuyucu da bununla maytap geçmesin istiyorum.”

12 Ocak 2018

 

 

Peter Brown’ın iki yeni kitabı hep kitap’tan çıktı

 

Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen Peter Brown’ın iki yeni kitabı Sevin Okyay’ın çevirileriyle hep kitap’tan çıktı :

Bay Kaplan Yabana Çıkıyor

Bay Kaplan, belli kuralların dışına çıkılmayan bir toplumda yaşıyor. Aslında içinde bulunduğu sosyal hayat ona sıkıcı geliyor. Derken şehir hayatından bunalan Bay Kaplan’ın aklına kendi doğasını keşfetmek için harika bir fikir gelir. Özüne dönmek, kendini bulmak için yabana çıkacaktır. Bu maceranın sonuna doğruysa Bay Kaplan her şeyin yeri ve zamanı olduğunu anlayacaktır.

Meraklı Bahçe

Kasvetli bir şehirde yaşayan Liam adında bir erkek çocuk vardır. Mahallesinde keşif gezilerine çıkmaya bayılan Liam bir gün olmadık bir yerde küçücük bir yeşillik görür. Bu yeşilliği oluşturan bitkilere bakmaya karar verir. Bitkiler gösterilen bu ilgiyi karşılıksız bırakmaz. Liam’ın dokunuşuyla şehir bambaşka bir havaya bürünür.

Peter Brown, yazıp resimlediği kitabı Meraklı Bahçe’nin sonunda kaleme aldığı yazarın notu bölümünde kitabın çıkış hikâyesini şöyle anlatıyor: “Doğanın beton, tuğla ve çelikten oluşan bir şehirde serpilmesi, çoğu kez imkânsız gelir insana. Oysa ben daha çok seyahat edip çevremdeki dünyaya daha yakından baktıkça doğanın hep hevesle unuttuğumuz yerleri keşfe çıktığının farkına vardım. Çiçekleri ve tarlaları ve hatta küçük ormanları her şehirde yabanda büyürken bulabilirsiniz. Arayın, yeter. Manhattan’ın batı yakasında yükseltilmiş bir demiryolu vardır, adı da Highline’dır. Trenleri onlarca yıl boyunca şehir sokaklarının çok yukarısından gümbürdeyerek geçti ama 1980’de kapatıldı ve unutuldu. İnsanlarla trenler işe karışmayınca doğa da yeniden süsleme özgürlüğüne kavuştu.”

12 Ocak 2018

 

 

Pegasus Yayınları, Michael Ende’nin “Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas” ve “Cim Düğme ve Vahşi 13’ler” adlı kitaplarını yayımladı

 

Pegasus Yayınları, Michael Ende’nin “Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas” ve “Cim Düğme ve Vahşi 13’ler” adlı kitaplarını Saadet Özkal’ın çevirileriyle yayımladı.

Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas

Düdüğünü neşeyle öttüren Emma, bilge Lukas ve küçük Cim’le arkadaşlığın değerini ve gökkuşağının tüm renklerinin bir aradayken daha güzel olduğunu keşfedeceksiniz…

Lokomotifçi Lukas, lokomotifi Emma’yla küçücük bir ada ülkesi olan Hasvetya’da yaşar. Bir gün postacı adaya şüpheli bir paket getirir. Paketten çıkan küçük Cim büyüyüp delikanlı olduğunda adada yeteri kadar yer olmayacağı için Lukas ve Emma ile adayı terk edip büyük bir maceraya atılır.
Camdan ağaçlar, ejderhalar, güyadevler, bezelye kadar çocuklar ve krallarla dolu bu macerada kahramanlarımızın başına gelmeyen kalmayacaktır.

Momo ve Bitmeyecek Öykü’nün yazarı Michael Ende’den, hem çocuklar hem de yüreği çocuk kalan yetişkinler için, arkadaşlık ve cesaret üzerine Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü sahibi bir başyapıt daha…

Cim Düğme ve Vahşi 13’ler

Meşhur lokomotifçilerimiz birbirinden fantastik yaratıklar, korkunç tehlikeler ve yeni keşiflerle dolu maceralarına devam ediyor. Onlar için hedeflerine giden yolculukta hiçbir yol uzak değil, hiçbir su derin değil ve hiçbir dağ çok yüksek değil…

Yabancı,
Bu bebeği bulduysan bilesin ki:
Kim ki onu kurtarıp sevgi ve bağlılıkla bağrına basar, günün birinde iyiliğinin karşılığında kral tarafından ödüllendirilir.
Kim ki ona kötülük eder, bütün güç ve kuvvetinden mahrum bırakılır, kıskıvrak bağlanır ve mahkûm edilir. Çünkü bu çocuk sayesinde tek, çift olur.

Hasvetya’nın acilen deniz fenerine ihtiyacı var! Bu yüzden Kral Onikiyeçeyrekinci Alfons, Lukas ve Cim’i, Güyadev Bay Tur Tur’u bulmak için görevlendirir. İki arkadaş yeniden uzun bir yolculuğa çıkarlar. Ancak yolculuk boyunca başlarına gelmeyen kalmaz! Üstelik Jim’in lokomotifi Moli, Vahşi 13’ler tarafından kaçırılmıştır. Moli’yi kurtarmak için kötü korsanların peşine düşen iki arkadaş, Cim’in geçmişindeki sırrı da çözebilecek mi?

Michael Ende’nin kaleminden Çuf Çuf Emma ve meşhur lokomotifçilerimiz Cim ve Lukas’ın bu macerasında tüm sorular cevaplanacak…

9 Ocak 2018

 

Claudio Morandini’nin “Kar, Köpek, Ayak” adlı kitabı Timaş’tan çıktı

 

Claudio Morandini’nin “Kar, Köpek, Ayak” adlı kitabı Esma Fethiye Güçlü’nin çevirisiyle Timaş’tan çıktı.

İtalyan Alplerinde bir vadi.
Kar fırtınaları, ormanlar ve taşlar.
Bu vadinin en uzak köşesinde, unutulmuş, yıkık dökük bir baraka.
Aksi, yaşlı, kafası hayli karışık ve yalnız –ama gerçekten çok yalnız– bir adam.
Ve bir gün, beklenmedik bir şekilde kapısında peyda olan, düşük çeneli, biraz müstehzi, çokbilmiş bir köpek.
Sığınılacak tek liman doğa, bir anda nasıl en ölümcül düşmana dönüşebilir?
İnsan aklına, hafızasına gerçekten ne kadar güvenebilir?
Yalnızlık bir adamı ne kadar delirtebilir?

Dino Buzzati’nin günümüzdeki temsilcisi olarak gösterilen Claudio Morandini, tüm bu küçük, sakin, pastoral parçaları alıyor; çokça hayal gücü, biraz hüzünlü yalnızlık, çılgın halüsinasyonlar ve edebiyatın büyüsüyle harmanlıyor: Masal olamayacak kadar gerçek, gerçek olamayacak kadar büyülü bir roman Kar, Köpek, Ayak.

“Hayatın gerçeğini hiç yalansız sınırsız bir hayal gücüyle harmanlayacak bir isim arıyorsanız, o kesinlikle Claudio Morandini. Zamanımızın en iyi İtalyan yazarlarından.” – Fabrizio Ottaviani

“Edebiyat dünyamızın en yetenekli ve etkileyici romancılarından biri.” – Umberto Rossi

“Bu, tamamıyla müzikal bir ritim üzerine kurulu, ayrıntılarla bezeli, kusursuz bir roman. Morandini fazlalık olan her şeyi geride bırakarak ‘kelime’lerin değil, ‘şey’lerin romancısı olduğunu kanıtlıyor. Bununla birlikte seçtiği her kelime, yarattığı manzarada parıldıyor.” – Fabrizio Coscia

4 Ocak 2018

Erich Maria Remarque’ın “Cennetteki Gölgeler” adlı romanı Everest’ten çıktı

 

Erich Maria Remarque’ın “Cennetteki Gölgeler” adlı romanı Dr. Saffet Günersel’in çevirisiyle Everest’ten çıktı.

“Almanlar savaşı belki kaybedecekler ama Naziler değil. Naziler Mars’tan inmedi ki! Ama onlar Almanya’nın anasını bellediler,” dedi. “Sizin söylediğinize, Almanya’yı 1933’te terk edenler inanır belki. Topluma haykıran o kalın, o hunhar sesi radyoda dinledim ben. Bu artık bir partinin sesi değildi. Almanya’nın sesiydi.”

Savaşın ve göçmenliğin ruhunu en iyi yansıtan yazarlardan biridir Erich Maria Remarque. Birinci Dünya Savaşı’nı anlattığı ilk romanı Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok ile okurlarını çıkardığı yolculuk, İkinci Dünya Savaşı’nın son dönemini anlattığı Cennetteki Gölgeler ile sona erer. Romanda, toplama kampından sağ çıkan, geçerli pasaportları olmadığı için ülkeden ülkeye kaçan, sonunda yolları Amerika’da kesişen mültecilerin tedirginlikleri, savaşın sonunu bekleyişleri ve hayata tutunma çabaları anlatılır. Amerika savaştan uzak bir cennettir, mülteciler ise sadece birer gölge…

3 Ocak 2018

Donovan Bixley’in “Uçan Tüy Yumakları” serisi Düş Gemisi’nden çıktı

 

Donovan Bixley’in “Uçan Tüy Yumakları” serisi Düş Gemisi’nden çıktı.

Cesur Pilot (çeviren : Sima Özkan)

Claude, Kedi Hava Kuvvetleri’nin en genç pilotu. Binbaşı Tom’u kurtarmak için karanlık ve tehlikeli bir kaleye ulaşması gerekiyor.

Göbeğinizi hoplatacak kahkahalar, türlü kedi numaraları ve sayısız maceralarıyla Uçan Tüy Yumakları, sizi heyecana sürükleyip kıkır kıkır kıkırdatacak ve sonrası için merakınızı artıracak.

Sıcak Hava (çeviren : Derya Önder)

Claude ve arkadaşı Sid Uçanbalık, kendilerini İsviçre Alpleri’nin merkezine götürecek bir rota izliyorlar. Sizce Avrupa’yı KÖPEKLER’den kurtarabilecekler mi?

Cesur Pilot’un heyecan dolu maceralarından sonra patilerinizle Sıcak Hava’yı kapmazsanız dokuz canınızdan birini kaybedebilirsiniz.

Maskesiz (çeviren : Derya Önder)

Genç pilot Claude, bazı gizli planları ortaya çıkarmak zorundadır. KEDİLER’in bir numaralı mühendisi Kuyruksuz’la birlikte gizli bir görev için büyüleyici Venedik şehrine doğru yola koyulurlar.

Cesur Pilot’un tehlikelerinden ve Sıcak Hava’nın zekice tuzaklarından sonra Claude ve Kuyruksuz, Maskesiz’de hayatta kalabilecekler mi?

 

Ayrıntı Yayınları, Vedat Türkali’nin tiyatro oyunlarını yayımladı

 

Ayrıntı Yayınları, yazarımız Vedat Türkali’nin tiyatro oyunlarını yayımladı.

“141. Basamak’ta politik, devrimci bir halk oyunu yapmak, acılı güldürü içinde Türkiye’yi eleştirmek istedik. İsteyen okur, isteyen oynar.” – Vedat Türkali

“Yirmi yirmi beş yıl kadar önce, ’62, ’63’lerde olmalı, gazetelerde bir haber çıktı. Gece, kent için arama tarama yapan polis ekipleri, İnönü Stadyumu yöresindeki ağaçlar arasında, on sekiz yirmilerinde bir çifti yakalamışlar, boyunlarında asılı birer bıçak varmış. Ankara’dan, ailelerinden kaçıp geldiklerini, birbirlerini deli gibi sevdiklerini, yaşam boyu ayrılmayacaklarını, içlerinden biri aldatmaya kalkarsa, ötekinin, boynunda asılı bıçağını, aldatanın yüreğine saplayacağına yemin ettiklerini söylemişler. Dallar Yeşil Olmalı adlı oyunun esin kaynağı bu.” – Vedat Türkali

Vedat Türkali, ortaoyun niteliği ağır basan Bu Ölü Kalkacak adlı oyununda Hacivat ve Karagöz tiplemeleriyle politik, insani ve düzene dair sorunları hicveder. Son otuz yılda güncelliğinden hiçbir şey yitirmemiş, kıymetli bir oyun…

Şeytanın Kaşık Oyunları özellikle İstanbul’da yıllardır geldi gelecek diye beklenen deprem olgusunu sergiler. Bu sarsıcı oyun yapımızdan doğan soygun, vurgun, yabanıl sömürünün neden olduğu yıkımı gösterme çabasındadır.

 

“Kürk Mantolu Madonna”, Ullstein Buchverlage tarafından Almanya’da yayımlanıyor

 

Almanca çevirisi yıllar önce İsviçre’nin Dörlemann adlı yayınevi tarafından yayımlanan “Kürk Mantolu Madonna”  Almanya’nın en önemli yayınevlerinden Ullstein Buchverlage tarafından da yayımlanıyor. Kitap, 9 Şubat 2018 tarihinde Almanya’daki tüm kitapçılarda ve internet üzerinden satışa sunulmuş olacak.

 

Nora Kitap Maksim Gorki’nin “Konovalov” adlı eserini Mehmet Özgül’ün çevirisiyle yayımladı

 

Nora Kitap, modern Rus ve Sovyet edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Maksim Gorki’nin, en hüzünlü ve en felsefi hikâyelerinden “Konovalov” adlı eserini ajansımıza bağlı usta çevirmen Mehmet Özgül’ün çevirisiyle yayımladı.

 

 

Helga Weiss’ın “Helga’nın Günlüğü” adlı kitabı Pegasus Yayınları’ndan çıktı

 

Ajansımız aracılığıyla hakları sağlanan, Helga Weiss’ın “Helga’nın Günlüğü” adlı kitabı Şeyma Bakıcı’nın çevirisiyle Pegasus Yayınları’ndan çıktı.

Helga, Prag’da yaşayan Yahudi bir kız çocuğuydu. 1938 yılında Naziler ülkesini işgal etti, onun ve orada yaşayan 45 bin Yahudinin hayatı sonsuza dek değişti. Onunla birlikte 15 bin çocuk Terezín’deki toplama kampına, oradan da Auschwitz’e gönderildi ve içlerinden yalnızca 100 tanesi sağ çıkabildi.

Helga başlarından geçen her şeyi bir bir günlüğüne kaydetti. Her şey bittikten sonra da amcası tarafından Terezín duvarlarına gizlenen günlüğü yeniden eline geçti. Tüm bunlar başladığında Helga sekiz yaşındaydı, bittiğindeyse artık genç bir kız olmuştu.

Bu zamana kadar Yahudi Soykırımı’yla ilgili çıkmış kitapların belki de en dürüstü; okurken bir çocuğun gözündeki saflığa ve yaşadıklarıyla nasıl da olgunlaştığına şahit oluyorsunuz. Helga’nın kendi kara kalem çizimleri, fotoğraflar ve sonunda verdiği röportajla birlikte o günleri siz de yaşamış kadar olacaksınız.

Helga Weiss, 1929 yılında Prag’da dünyaya geldi. Yahudi Soykırımı’ndan ve İkinci Dünya Savaşı’ndan kurtulduktan sonra Prag’a döndü ve Güzel Sanatlar Akademisi’ne gidip bir sanatçı oldu. İki çocuğu, üç de torunu olan Helga, halen doğduğu evde yaşamaktadır.

 

Suat Derviş’in kendi kaleminden hayat hikâyesi “Anılar, Paramparça” İthaki yayınları tarafından yayımlandı

 

Suat Derviş’in kendi kaleminden bugüne kadar hiç yayımlanmamış hayat hikâyesi “Anılar, Paramparça” İthaki Yayınları’ndan çıktı.

Tefrikalarda kalmış yüzlerce yazısı arasından titizlikle seçilen metinlerde ilk kez Suat Derviş kendi hayatını anlatıyor. Refah içinde başlayan bir hayatın değişimi, ailenin bilinmeyen tarihçesi, saklanan sırlar ve unutturulmaya çalışılan gerçekler…
Gazete yahut dergi ciltleri arasında, birbirine, bir bütün olmaya belki de hasret metinler nihayet yan yana. 1939’da Son Posta’da tefrika edildiği günden bugüne hiçbir kaynakta adı geçmeyen Berlin hatıratından Sovyetler yazılarına, iki-üç sefer niyetlenip ancak çocukluk yıllarını yazabildiği hayat hikâyesinden ömrünce yapılmış röportajlardan seçmelere Suat Derviş’in yaşadıkları yazdıklarıyla gün yüzüne çıkıyor. Suat Derviş’in kardeşi Ruhi Dervişoğlu’nun oğlu Bülend İsmail Dervişoğlu’nun kaleme aldığı “Derviş Ailesi Tarihi” de bu kitap sayesinde okurla buluşuyor.

“Suat Derviş bu defa paramparça, bölük pörçük de olsa anılarıyla, hayatıyla kendi kaleminden çıkmış şekliyle karşınızda. Her zamanki gibi onu yok sayan, unutturmak isteyen, başarılarının ve emeğinin üstüne bir perde-i nisyan çekmeye yeltenenlere kendinden emin, güçlü ve mağrur bakıyor.” – Serdar Soydan

 

David Gillespie’nin “Tatlı Zehir Tatlı Bela” adlı kitabı Nail Kitabevi Yayınları’ndan çıktı

 

David Gillespie’nin “Tatlı Zehir Tatlı Bela” adlı kitabı Esra Yerebakan’ın çevirisiyle Nail Kitabevi Yayınları’ndan çıktı.

Avukat David Gillespie, önce tüm Avustralya kıtasının ardından da dünyanın şekere bakış açısını derinden etkileyen bir eser yazdı. Aktif bir iş yaşamı, 4 çocuğu ve heyecanla beklediği ikizleri olan Gillespie, bedenindeki 40 kiloluk fazlalıktan muzdaripti ve kesin çözümü konuyu derinlemesine araştırarak, gözlemleyerek buldu. Çok sevdiğimiz «şeker», doğanın insandaki tatmin/tokluk duygusunun oluşmasına izin vermediği nadir maddelerden biriydi ve 150 yıl önce hemen hemen hiç şekertüketmeyen insan, kişi başına haftada bir kilodan fazla şeker tüketir olmuştu. Gillespie bu noktadan yola çıkarak, sabah içilen bir bardak meyve suyunun vücudumuza faturasının yıllık 2,5 kilo fazlalık olduğunu ve daha da kötüsü gıda devlerinin şeker tutkumuzdan fayd alanarak bunun bir bağımlılığa dönüşmesini sağladıklarını kanıtlıyor. Yazarın New York Times’ın en çok satanlar listesine giren bu eseri, yaşam tarzımızı ve gıda tüketimimizi yeniden akıllıca planlayabilmemiz ve kısa sürede sağlıklı bir bedene kavuşabilmemiz için bize sunulan büyük bir fırsat niteliğinde.

 

Timaş Yayınları Benjamin Fortna’nın “Kuşçubaşı Eşref” adlı kitabını yayımladı

 

Timaş Yayınları Benjamin Fortna’nın “Kuşçubaşı Eşref” adlı kitabını Selçuk Uygur’un çevirisiyle yayımladı.

Trablusgarp fedaisi, Batı Trakya savaşçısı, efsanevi Teşkilat-ı Mahsusa subayı, 150’lik… Osmanlı’nın son dönemine damgasını vuran Kuşçubaşı Eşref, bugün hâlâ tartışılan bir karakter; kimilerinin görmezden geldiği, kimilerininse mitik hale getirdiği, tarihsel gerçeklik ile popüler hayal gücünün sınırları arasında flulaşan efsanevi bir figür. Dünyaca ünlü tarihçi Profesör Benjamin C. Fortna’nın, Kuşçubaşı’nın kendi eliyle kaleme aldığı hatıralar ve sandukasından çıkan şahsi belgelerden üzerinden yaptığı bu birinci sınıf çalışma, Kuşçubaşı hakkında bugüne kadar yazılan en detaylı ve güvenilir biyografi olma özelliğini taşıyor. Fortna, çalışmasını bireye merkezleyerek, devlet ve toplum arasındaki katı sınırları sorgulamaya ve çok daha incelikli bir tarihsel gerçekliğe varmaya kapı aralıyor.

“Sadakat, hıyanet, milliyet ve vatanperverlik gibi heybetli ve telaffuzu hoş kavramlar tekil insanların hayatlarına giydirilerek izah edilmeye çalışıldığında kağşarlar, keskinliklerini kaybederler. Eşref Bey kolayca kullanılan soyut kavramları sigaya çekmemizi sağlayan somut bir hayat yaşamıştır. İlaveten, yaşadığı zamanın dünyasını dostlarla ve düşmanlarla paylaşmıştır. Her insan bir ilişkiler ağının parçası, o halde her biyografide yan rollerde başka ilginç karakterler de boy göstermelidir. Nitekim Kuşçubaşı Eşref Bey biyografisinde kendisinden başka Mustafa Kemal, Enver, Cemal ve Hurşid paşaların, Süleyman Askerî ve Yakup Cemil’in, Çerkes Ethem’in, Ahmed’in, Reşid’in, Selim Sami’nin hikâyelerinin bazı cepheleri de saklıdır.”
Abdulhamit Kırmızı

“Ziyadesiyle mühim ve orijinal bir çalışma. Osmanlı İmparatorluğu’nun çetin ve travmatik geçen son on yılına emsalsiz bir iç bakış sunuyor.” – Erik-Jan Zürcher

 

İletişim Yayınları Eugene Rogan’ın “Osmanlı’nın Çöküşü – Ortadoğu’da Büyük Savaş 1914-1920” adlı eserini yayımladı

 

İletişim Yayınları Eugene Rogan’ın “Osmanlı’nın Çöküşü – Ortadoğu’da Büyük Savaş 1914-1920” adlı eserini Özkan Akpınar’ın çevirisiyle yayımladı.

Yüzyıllarca hükmetmiş muazzam bir imparatorluğun Birinci Dünya Savaşı’yla beraber içine girdiği çöküş sürecini ele alan Eugene Rogan, Osmanlı’nın kaderini belirleyen savaş boyunca mücadele ettiği tüm cepheleri ayrıntılarıyla inceliyor. Hazin Sarıkamış yenilgisinden Çanakkale zaferine, Kudüs’ün düşmesinden Kafkas cephesine uzanan geniş bir “savaş meydanı”nda, savaşan tarafların planlarını, stratejilerini ortaya koyarken Ortadoğu’daki Büyük Savaş’ın Batı Cephesi’ni nasıl etkilediğine de değiniyor. Topyekûn savaşın ve seferberliğin yol açtığı açlık ve yoksulluğun yanı sıra, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermenilerin, Rumların ve diğer azınlık unsurların savaştaki durumları ve akıbetlerini de hem belgelerle hem de ilk ağızdan tanıklıklarla gözler önüne seriyor.

“Bugün artık Osmanlı cephesini hem Büyük Savaş’ın hem de modern Ortadoğu’nun tarihindeki gerçek yerine yerleştirmenin tam zamanı. Çünkü Osmanlıların savaşa girmesi, Avrupa savaşını başka herhangi bir olaydan daha fazla etkileyerek, bir dünya savaşına dönüştürdü. Ortadoğu muharebe meydanları, savaşın uluslararası niteliği en belirgin muharebe meydanlarıydı. […] Osmanlı cephesi uluslararası ordular arasında eşi benzeri görülmemiş bir savaşın yaşandığı gerçek bir Babil kulesiydi.” – Eugene Rogan

 

Alfa Yayınları H. D. F. Kitto’nun “Yunanlar” adlı eserini yayımladı

 

Alfa Yayınları H. D. F. Kitto’nun “Yunanlar” adlı eserini Ayşegül Yurdaçalış’ın çevirisiyle yayımladı.

Humphrey Davey Findley Kitto , klasik Yunan yaşamını, kültürünü ve tarihini keşfe çıkıyor ve konusuna tutku, nükte ve derin bir kavrayışla yaklaşarak bu kısa giriş metnini dünyaca ünlü bir klasiğe dönüştürüyor.

“Denge ve yoğunlaşmanın bir zaferi.”  – –Harold Nicolson, Observer

“Okuduğum en iyi Antik Yunan’a giriş çalışması. Yazarın zekâsının ve üslubunun kıvraklığı, koca bir bilgi yığınını lezzetli ve kolay hazmedilir hale getirmesini mümkün kılıyor.”  – –Raymond Mortimer, Sunday Times

“Profesör Kitto örnek bir tarihçi; kıvrak, titiz ve konuyla ilgili en son gelişmelere bütünüyle aşina … asla muğlak değil … sıklıkla nüktedan ve daima coşku dolu.” – –The Times Educational Supplement

 

Pegasus Yayınları Michael Ende’nin kitaplarını yayımlamaya devam ediyor

 

Pegasus Yayınları, Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen Michael Ende’nin kitaplarını yayımlamaya devam ediyor. Momo’dan sonra Bitmeyecek Öykü ve Dilek Şurubu da kitapçılardaki raflarda yerlerini aldılar. Bitmeyecek Öykü’nin çevirisi Saadet Özkal’a, Dilek Şurubu’nun çevirisi ise Leman Çalışkan’a ait.

Bitmeyecek Öykü  :

Bastian tuhaf görünümlü bir kitap sayesinde kendini, güzel fakat tehlikenin pençesindeki Fantazya diyarında bulur. Bu büyülü ülkeyi, Çocuk İmparatoriçe’ye yeni bir isim vererek sadece bir “insan” kurtarabilir. Ancak saraya giden yol ejderhalar, devler, canavarlar ve birçok büyülü yaratığın yaşadığı yerlerden geçmektedir.

Bastian maceraya atılır atılmasına… ancak dönüş yolunu bulmak o kadar kolay değildir. Fantazya’nın derinliklerine girdikçe, dile getirilemeyecek kadar kötü yaratıklarla ve kendi kalbinin gizemleriyle yüzleşecek cesareti bulması gerekecektir.

“Büyülü dünyaya dalıveriyorsunuz… Hareketli, yenilikçi ve duyarlı.” – The Washington Post

Dilek Şurubu :

İblis Şarlatan başarılı bir büyücüdür. Ancak bu yıl yeteri kadar kötülük yapmayı bir türlü başaramamıştır. Şarlatan’dan şüphelenen Hayvanlar Yüksek Şurası harekete geçmiş ve Şarlatan’ın evine onu gözlemlemesi için bir ajan göndermiştir: Mauro adında bir kedi. Biraz saf olmasına rağmen meraklı davrandığı için Şarlatan onun yanında dikkatlidir ve kafasına göre kötü büyüler yapamamaktadır.

Şarlatan’ın teyzesi Zalime Vampirsoy’un da durumu pek parlak değildir. Karga Yakup, onu izlemeye başladığından beri Zalime istediği kadar kötülük yapamaz olmuştur. Kötülük açığını kapamak için İblis Şarlatan ve Zalime Vampirsoy bir araya gelip kolları sıvarlar. Zalime Vampirsoy’un, sorunu hızlıca çözüme ulaştıracak ve onları iki ajandan kurtaracak çok özel bir planı vardır…

“Kitaplarım arasında belki de en eğlencelisi.” – Michael Ende

“Zıpır kelime oyunlarıyla renklenmiş, komik bir hikâye. Dâhiyane ve oldukça yaratıcı.” – Kirkus Reviews

 

Julie Lythcott Haims’in “Bir Yetişkin Yaratmak” adlı kitabı İKÜ (İstanbul Kültür Üniversitesi) Yayınevi’nden çıktı

 

Julie Lythcott Haims’in “Bir Yetişkin Yaratmak” adlı kitabı Duygu Pınar Kayıhan’ın çevirisiyle İKÜ (İstanbul Kültür Üniversitesi) Yayınevi’ndne çıktı.

Julie Lythcott-Haims otoriter, beklenti düzeyi yüksek, çocuğunun her ihtiyacını kendisi yerine getiren ve giderek onu kendisine bağımlı kılan anne ya da babanın kendisi için de nasıl stresli, gergin bir aile yaşantısı yarattığını da değinmeden edemiyor. Yazar, çocukları gerçek hayata nasıl hazırlayabileceğimize dair ipuçları sunarken aynı zamanda nasıl daha mutlu anne babalar olabileceğimize dair öneriler de sunuyor.

 

John Badham & Craig Modderno’nun “Artistlik Yapma” adlı kitabı Can Yayınları’ndan çıktı

 

John Badham & Craig Modderno’nun “Artistlik Yapma -Yönetmenlerle Oyuncular Arasındaki Yaratıcı Mücadeleler ” adlı kitabı Samim Sakacı’nın çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.

Oyuncular söylediğiniz şeyleri yapmazlarsa ne yaparsınız? Genç bir yönetmenken her zaman kendi fikirleri olan oyuncularla ilk çalışmaya başladığındaki beceriksizliğini ve yaşadığı korkuyu anlatan yönetmen John Badham (Cumartesi Gecesi Ateşi, Savaş Oyunları, Özel Takip) hem sinemaseverlerin hem de mesleğinin her aşamasındaki oyuncu ve yönetmenlerin mutlaka okuması gereken bu kitapta çok değerli bilgiler veriyor. Gazeteci ve film yapımcısı Craig Modderno da kendi deneyimlerini aktararak bu ortak yapıtı zenginleştiriyor.

Kitapta Sydney Pollack, Michael Mann, John Frankenheimer, Mel Gibson, James Woods, Anne Bancroft, Jenna Elfman, Clint Eastwood ve diğer birçok ünlü yönetmen ve oyuncunun önemli konularla ilgili açıklamaları ve kısa röportajları yer alıyor.

– Bir oyuncuya söyleyebileceğiniz en kötü ve en iyi on şey nedir?
– Oyuncunun mizacının ve katkısının gerçek doğası nedir?
– Yaratıcılığın doğası ve barındırdığı güçlüklerin etkisi nasıl yönlendirilir?
– Oyuncu seçimi ve prova süreçleri nasıl değerlendirilir?
– Rol yaparken bir oyuncunun aklından neler geçer?
– Yönetmenler ne yaparsa oyuncular yabancılaşır?

Gerek yönetmenlerin, gerek oyuncuların, gerekse seyircilerin kafasındaki bu soru işaretleri, kameranın arkasındaki ve önündeki sanatçıların farklı bakış açılarıyla yanıtlanıyor.

“Yönetmen olarak kariyer yapmayı düşünen herkesin okuması gereken son derece eğlenceli bir kitap. Şiddetle tavsiye edilir!” – Wayne Crawford

 

Yapı Kredi Yayınları “Dağlar ve Rüzgâr” için özel bir baskı yaptı

 

“Dağlar ve Rüzgâr”ın bu özel baskısında Sabahattin Ali’nin şiirlerinin farklı arşivlerde bulunan el yazmalarıyla, kitap olarak yayımlanan biçimleri karşılaştırılarak farklılıklar gösterildi.

Şiirlerin sonuna eklenen Notlar’da şiirlerin yazıldığı tarih, yer, yayımlandığı dergi, gönderildiği kişiler vb. bilgilerle birlikte Sabahattin Ali’nin mektuplarında şiirleri hakkında yazdıklarına da yer verildi.

Sabahattin Ali’nin yaptığı değişikliklerin izini sürmek ve şiirlerini el yazısından okumak isteyenler için “Dağlar ve Rüzgâr”hoş bir sürpriz.

Bütün gayretime rağmen kendimi lirik bir mecradan boşaltmak ihtiyacını duydum: İşte böylece şu son aylar içinde beş on manzume meydana geldi. Belki kıyamadığım için, bunları, eskilerden de birkaç tane ilave ederek neşrettim. Bunu yapmakla sahamın haricine çıkmadığım kanaatindeyim, çünkü bu şiirler de uzun bir hikâyenin parçalarıdır, uzun ve ebedi bir hikâyenin… -Dağ Şiirleri, 1932

 

Mithat Cemal Kuntay’ın eserlerinin telif hakkı yönetimi ONK Ajans’ta

 

Mithat Cemal Kuntay’ın eserlerinin telif hakkı yönetimi tekrar ONK Ajans’ta.

Uzun  yıllar ajansımız tarafından temsil edildikten sonra eserlerinin telif hakkı yönetimi bir süredir aile tarafından yürütülen Mithat Cemal Kuntay’ın tekrar ONK Ajans tarafından temsil edilmeye başlandığını duyurmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz.

George Bernard Shaw’un Halikarnas Balıkçısı’nın çevirisiyle Bilgi Yayınevi’nden çıkan “İnsan/Üstüninsan” adlı eseri kitapçılarda

 

George Bernard Shaw’un Halikarnas Balıkçısı’nın çevirisiyle Bilgi Yayınevi’nden çıkan “İnsan/Üstüninsan” adlı eseri kitapçılarda.

19. yüzyıl İngiliz komedyasının en önemli örneklerinden ve George Bernard Shaw’un başyapıtlarından biri olan İnsan Üstüninsan, Shaw’un Don Juan teması üstüne yazdığı bir komedyadır.

Shaw bu komedyasında, Don Juan mitini tersine çevirerek yaşam gücü ve doğurucu evrim düşüncesini işler. Bu düşünceye göre, yaşamın doğurganlığı, doğanın en belirleyici yasasıdır; bu doğurganlık, daha ileriye evrilerek, üstün olana yaşam verir. Shaw’un, toplumsal çelişkilerin doğanın kendi mantığıyla aşılacağını ileri süren bu düşüncesi, bireyde kendini daha ileri yaşam bilgisini ve bilincini edinme çabasında ortaya koyar. Bu güç, kahramanlardan Ann’de, kadında yaşamın doğurgan itici gücü olarak ortaya çıkarken, Tanner’de yaşamın daha üst bilgisine erişme olarak ortaya çıkmaktadır.

Dünya edebiyatının en önemli yapıtlarından olan İnsan Üstüninsan’ı edebiyatımıza, ünlü yazarımız Halikarnas Balıkçısı 1949 yılında kazandırmıştı.

 

Wulf Dorn’un “Travma” adlı romanı Pegasus Yayınları’ndan çıktı

 

Wulf Dorn’un “Travma” adlı romanı Regaip Minareci’nin çevirisiyle Pegasus Yayınları’ndan çıktı ve yayınevinin TÜYAP Kitap Fuarı’ndaki standında okuyucusuyla buluştu.

Fısıldıyorlar, gülüyorlar, tıslıyorlar ve ağlıyorlar.⠀
Gitgide yükseliyor sesleri, gitgide.⠀

BİZ HER YERDEYİZ. ⠀
ARTIK KURALLARI BİZ KOYACAĞIZ. ⠀
GELECEK BİZİM.⠀

Laura Schrader ıssız bir dağ yolunda, kaza yapmış bir araçtan kurtarılır. Aracın bagajında kafatası parçalanmış bir çocuk cesedi bulunmaktadır. Dahası, kazanın gerçekleştiği bölgeye yakın bir köyün tüm sakinleri aniden ortadan kaybolmuştur. Birbiriyle bağlantılı bu olayları inceleyen psikolog Robert Winter ve emniyet güçleri büyük bir bilmeceyle karşı karşıya kalır çünkü yaşadığı travmayı atlatamayan Laura Schrader’in köyde olanlarla ilgili ilk ifadesi hayal ürünü gibi görünmektedir. Laura başına gelenleri Robert Winter’e anlattıkça ve köyde arama başlatan polis kanıtlara ulaştıkça bu kâbustan uyanmak daha da imkânsızlaşır…⠀

“Psikolojik gerilimin yeni ustası!” – Elle France

“Wulf Dorn, okuyucusunun kalp atışlarını nasıl hızlandıracağını çok iyi biliyor.” – la Repubblica⠀

 

Kürk Mantolu Madonna İngiltere’den sonra A.B.D.’de İngilizce yayımlandı

 

Sabahattin Ali’nin ölümsüz eseri Kürk Mantolu Madonna, İngiltere’den sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde de İngilizce olarak yayımlandı. İngiltere’de Penguin tarafından yayımlanan Maureen Freely ve Alexander Dawe tarafından yapılan çeviri Amerika Birleşik Devletleri’nde The Other Press tarafından edebiyatseverlere sunuldu.

Kürk Mantolu Madonna ajansımız aracılığıyla bugüne kadar İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Felemenkçe, Arapça, Lehçe, Hırvatça, Arnavutça, Boşnakça, Sırpça, Gürcüce, Moğolca ve Urduca yayımlandı. İspanyolca, İsveççe ve Norveççe olarak önümüzdeki aylarda yayımlanması için gerekli anlaşmalar yapılmış durumda.

 

Alfa Yayınları, Refi Cevad Ulunay’ın “Sayılı Fırtınalar” ve “Eski İstanbul Yosmaları” adlı kitaplarını yayımladı

 

Alfa Yayınları, Refi Cevat Ulunay’ın “Sayılı Fırtınalar” ve “Eski İstanbul Yosmaları” adlı kitaplarını yayımladı.

SAYILI FIRTINALAR

Edebiyatımızda, İstanbul kabadayılığını ak kâğıt üzerinde Refi Cevad Ulunay kadar canlandırabilecek kişioğlu pek azdır doğrusu. Ona göre kabadayılar, külhanbeylerin aksine bir nevi “şehir şövalyesi”dir:

”Bu adamlar kendi terbiyelerine göre, âdetleri ve ülfetleri ile koydukları kaidelere riayete mecburdurlar. Zayıfı, bilhassa ırz ehlini himaye ederler, çizdikleri yoldan ayrılmamaya dikkat ederler. Çünkü muhitlerinin onlara verdiği bazı hakları ayaklar altına alırlarsa şöhretlerini kaybedeceklerinden korkarlar. Onlar beydir, efendidir, ağadır. Birbirlerine hürmet ederler, bu hürmete layık olmaya dikkat ederler, kendilerine “külhanbey” denilmesinden ödleri kopar. Çoğu cahildir, fakat terbiyeli adamlardır, büyüklerin muhitinde bulundukları zaman kendilerine söz düşmezse ağızlarını açmazlar Neşeli adamlardır, zevk ehlidirler, kılık kıyafet itibarıyla da –bazılarının tasavvur ettikleri gibi– sıfır kalıp fes, camadanvari yelek, sakız kuşağı, kıvrık paçası mor kadifeli bol pantolon, yumurta ökçe pabuç, boyun tarafı büzmeli siyah mintan giymezler, herkes gibi giyinirler, hatta iyi terzilerden giyinirler, fakat ekseriya pardösüsüz gezmezler. Çünkü koltuk altında saldırma taşırlar. Bunu da bir çalım vesilesi yapmazlar.

Çoğu ehli sanattır, içlerinde kaleme devam edenler de vardır. Hiçbiri mesleklerinde sivrilmek iddiasında değildir. Kendilerine verilen vazifeyi saat gibi yaparlar, bunun haricine de pek çıkmazlar, çünkü fazlasını öğrenmeye vakit bulamamışlardır.”

 

Sayılı Fırtınalar’ı okumakla, İstanbul kabadayılığının ve gece âlemlerinin en derin noktaları yanında, İstanbul argosu hakkında da teferruatlı bilgi sahibi olacaksınız.

ESKİ İSTANBUL YOSMALARI

1950-’60’lı yılların efsane kalemlerinden Refi’ Cevad Ulunay’ın Eski İstanbul Yosmaları başlıklı eseri, 19. yüzyılın kıvılcımlı gece âlemlerine projektör tutuyor âdeta… Bakın, kendisi eseriyle ilgili olarak ne diyor:

“Yaşanmayan hayat yaşatılamaz… Mazinin yosmalarına dair yazdığım hatıralarda rivayet tarikiyle (yoluyla) gelenler olduğu gibi, belki yakından tanıdıklarım da olmuştur. Okuyuculardan, nasılsa hâlâ yaşayan ne pimpon zampara dostlarım var ki, onlara açtığım bu tarih sahifelerini okuduktan sonra bana rastladıkları zaman, gözlerinde -ama yalnız gözlerinde- uyanan bir neşenin hazzı ile koluma girerek, bir sır tevdi eder gibi kulağıma, ‘Ah azizim, ben de Rana’yı tanıdım… Ne kadındı o!’ diyenler oldu. O halde, eğer şimdi küllenen bu aşk hatıralarının mangalını kalemimle karıştırırken bir günah işliyorsam, hepimiz cürüm (suç) ortağı oluyoruz. Ben yazdığım siz de okuduğunuz için…”

Sevgili okur, kitabın sayfalarını çevirdikçe, vaktizamanında bu “ince” işler -zamanın ruhuna özgü kaideleriyle- zarifane bir şekilde yaşanmaktaymış, diyeceksiniz: Refi’ Cevad’ın güçlü kalemi bunun garantisidir.

 

Angela Sommer-Bodenburg’un “Küçük Vampir” serisi hep kitap’ta

 

hep kitap Angela Sommer-Bodenburg’un “küçük Vampir” serisini yayımlamaya başladı.

1.Kitap – Küçük Vampir – Çeviren : Nilgün Kahraman

Rüdiger, en az 150 yıldır vampir. Küçük yaşta olmasının gayet basit bir nedeni var; o da çocukken vampir olması. Anton’la tanışmaları, çocuğun evde yalnız olduğu bir zamana rastlıyor. Küçük Vampir, aniden pencerenin pervazına konunca başta Anton ondan çok korkuyor. Küçük Vampir ona “karnının tok olduğuna dair” güvence verip karanlıktan korktuğunu itiraf edince Anton onun sempatik olduğuna karar veriyor. O dakikadan itibaren Anton’un tekdüze hayatı renkleniyor. Anton çok geçmeden vampir ailesinin diğer üyeleriyle de tanışıyor.

2.Kitap – Küçük Vampir Taşınıyor – Çeviren : Gülderen Pamir

Anton’un küçük bir vampir arkadaş edindiğini annesiyle babası bilmiyor. Rüdiger alışılmışın dışında sevimli mi sevimli bir vampir üstelik. Anton ondan neredeyse hiç korkmuyor. Vampir arkadaşı zor duruma düşünce Anton’dan yardım istiyor. Ailesinin koyduğu “mezarlık yasağı” yüzünden Anton’un yaşadığı apartmanın bodrum katındaki depoya taşınıyor.

3.Kitap – Küçük Vampir Film Kitabı – Çeviren : Gülderen Pamir

Doğum günü kutlaması için tüm vampirler akın akın Transilvanya’ya gelince vampir avcısı Kargaburun bu fırsatı kaçırmak istemez. Vampirleri ortadan kaldırmak için planlar yapan Kargaburun’un hesaba katmadığı biri vardır: Anton. Vampir öyküleri okumaya bayılan Anton tam da o günlerde ailesiyle civardaki bir şatoda tatilini geçirmeye gelir. İşte Rüdiger ile Anton’un işbirliği böyle başlar.

Küçük Vampir hayranlarını sinemalarda da bir sürpriz bekliyor. Küçük Vampir filmi 27 Ekim’de vizyonda!

 

Henriette Hell’in “Mutlu Son – Dikkat Geliyorum!” adlı kitabı Sayfa6 Yayınları’ndan çıktı

 

Henriette Hell’in “Mutlu Son – Dikkat Geliyorum!” adlı kitabı Tuna Alemdar’ın çevirisiyle Sayfa6 Yayınları’ndan çıktı

Hepimiz bir “mutlu son”un peşindeyiz. Aşk hayatımızda, iş hayatımızda, hatta filmlerde bile! Bu amaca ulaşmak için kimimiz az, kimimiz daha çok çabalıyoruz.

Alman gazeteci Henriette Hell ise başka bir şeyin peşine düştü, başka bir “mutlu son”un… Aslında hepimizin aklından geçen fakat değil yazmaya, hakkında konuşmaya dahi çekindiğimiz bir şeyin peşine: Orgazmın!

Orgazma ulaşmak için Hindistan’dan Tanzanya’ya, Tayland’dan ABD’ye, Türkiye’den Fransa ve İtalya’ya pek çok ülkede, o ülkeden insanlarla cinsel deneyim yaşayan Henriette Hell, yaşadıklarını son derece esprili bir dille kaleme aldı. Mutlu Son’da bu eğlenceli deneyimlerin yanı sıra kadın ve erkek orgazmı üzerine yapılmış pek çok araştırmanın sonuçlarını da bulacaksınız.

 

“Sihirli Kızlar” serisi Pegasus Yayınları’ndan çıktı

 

“Sihirli Kızlar” serisi Firuzan Gürbüz’ün çevirisiyle Pegasus Yayınları’ndan çıktı :

SİHİRLİ KIZLAR – 1  / Leonie ve Sihirli Yüzük

Leonie gözlerine inanamaz! Kaplumbağası, biraz önce midilliye mi dönüştü? Okulda yeterince tuhaf olaylar yaşanırken müdürün çalışma masasındaki tavuk da nereden çıktı? Leonie çaresizdir, olanlara anlam vermekte zorlanır. En iyi arkadaşı Mia’yla olayların içyüzünü öğrenmek için kolları sıvayan Leonie’nin keşfettiği sihirli aile gizemi de neyin nesidir?

SİHİRLİ KIZLAR – 2  / Sihirli Flora

Ailesiyle yeni taşındıkları Mondberg’de ilginç olaylar Flora’yı beklemektedir. Yeni okul, tuhaf bir yeni ev, enteresan büyük büyükteyze ve on birinci doğum gününde kafasının içinde birdenbire belirmeye başlayan görüntüler… Bu görüntüler Flora’nın hayatı ve aklını inanılmaz derecede karıştırmaya başlar. Peki ama komşunun obur kedisinin, lezzetli doğum günü pastasının üzerine sıçradığını neden görmüştür? Acaba büyük büyükteyzesinin hediyesi, gizemli parlaklığı olan o taşın olanlarla bir ilgisi var mı?

SİHİRLİ KIZLAR – 3 / Jule ve Yıldız Sihri

Jule’nin hayatı olağan bir şekilde ilerlerken birden her şey tuhaflaşır. Kulakları sık sık uğuldamaya ve çınlamaya başlar. Ardından konuşmalar duyar…
Gizemli bir sirk ziyaretinin ardından Jule artık bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkına varır. Yoksa ansızın bir sihir yeteneği mi ortaya çıkmıştır?

SİHİRLİ KIZLAR – 4 / Doğanın Sihirli Kızları

Maya on birinci doğum gününden sonra hayvanlarla özel bir bağı olduğunu, Nora’ysa hava olaylarını etkileyebildiğini fark eder. Onları bir arada tutan bu büyük sırlarıdır. Başlangıçta karmaşa yaratmış olsalar da nihayet güçlerini kontrol etmeyi başarırlar. Artık yeni arkadaşları Şirin’e yardım etme zamanıdır… Üç kişilik gruplarına Tabiat Kardeşliği adını verirler ve ormandaki gizli sığınaklarında kendilerini bekleyen her türlü sürprize birlikte göğüs gererler.

 

Amy Tintera’nın “Sıfırlananlar” adlı romanı Pegasus Yayınları’ndan çıktı

 

Amy Tintera’nın “Sıfırlananlar” adlı romanı Sinan Uluç’un çevirisiyle Pegasus Yayınları’ndan çıktı.

Wren Connoly beş yıl önce ölür. 178 dakika sonraysa bir Sıfırlanan olarak hayata döner: Artık daha güçlü, daha hızlı, çabuk iyileşebilen ama duygulardan yoksun biridir. Sıfırlananlar’ın ölüm süreleri ne kadar uzunsa, geri döndürüldüklerinde insanlıklarından da o kadar şey kaybetmektedirler. Bu yüzden Wren 178, Teksas Cumhuriyeti’nin en ölümcül Sıfırlanan’ıdır. Özel savaş biriminin üyesi olan genç kız yeni Sıfırlananlar’ı eğitir ancak ona verilen son acemi, şimdiye kadar gördükleri arasında en başarısızıdır.

22 dakika ölü kaldığı için Callum Reyes kısmen hâlâ insandır. Refleksleri çok yavaştır, sürekli soru sorar ve yüzünden hiç eksik olmayan o gülümsemesi eğitmeni olan genç kıza rahatsızlık verir. Yine de genç adamı yetiştirmek zorundadır. Reyes, Sıfırlanan standartlarının altına düşünce Wren’den onu imha etmesi istenir.

Ama bu kusursuz asker artık emir almaktan bıkmıştır.

“Göz kamaştırıcı bir kitap, güçlü bir aşk hikâyesi… Anlatıcının güçlü sesi Sıfırlananlar’a âdeta hayat vermiş.” – Publishers Weekly

“Bağımlılık yaratan bir kitap… Müthiş konusu ve kurgusuyla okurları ilk sayfadan itibaren kendine bağlayacak.”  – Kirkus Reviews

 

Irvin D. Yalom’un “Güneşe Bakmak – Ölümle Yüzleşmek” adlı kitabı Pegasus Yayınları’ndan çıktı

 

Irvin D. Yalom’un “Güneşe Bakmak – Ölümle Yüzleşmek” adlı kitabı zeliha Babayiğit’in çevirisiyle Pegasus Yayınları’ndan çıktı.

Ölüm korkusu insanları hayvanlardan ayıran şeydir; her din, her kültür bu korkuyu yatıştırmaya çalışmaktadır. Yalom, yaşadığımız anksiyetelerin çoğunun özünde ölüm korkusunun yattığını söylüyor. Bunu anlamamız ise genellikle bir “uyanma deneyimi” sayesinde gerçekleşir: bir rüya, yakınını kaybetme, hastalık, travma, yaşlanma…
Kendi ölümlülüğümüzle yüzleşince önceliklerimizi yeniden belirler, sevdiklerimizle daha derinden iletişime geçer, hayatın güzelliklerini daha çok takdir edip kendimizi gerçekleştirmek için gerekli riskleri almaya daha istekli oluruz.
Irvin Yalom, “Ben de herkes gibi ölümden korkarım… Bir türlü kurtulamadığımız karanlık gölgemizdir o bizim,” diyor. Ancak bu eserinde ölümle yüzleşen hastalarının çoğunun hayatlarını nasıl değiştirdiğini ve zenginleştirdiğini, onlar için gerçekten önemli olan kararları nasıl verdiklerini mercek altına alıyor. Yalom kitabı için, “Karamsar bir kitap değil bu… daha çok her anın ne kadar değerli olduğunun bilinmesini umuyorum,” diyerek, ele aldığı konunun önemini vurguluyor.

“Yalom terapist koltuğunun Şehrazad’ı. Eserleri tek kelimeyle muhteşem.”  –  Laura Miller, New York Times

“Güneşe Bakmak, ne bir ders kitabı ne de sıradan bir kişisel gelişim kitabı. Felsefi olduğu su götürmez ancak kesinlikle sıkıcı değil. Her bölümü hastalarının anekdotlarıyla dolu.” – Washington Post

“Peki, ölüm dehşetine karşı ne yapabiliriz? Yalom’un sunduğu tedavi başkalarıyla gerçek bağlar kurmayı, gerçekten yaşadığını hissetmeyi ve başkalarının hayatlarında olumlu etkiler yaratmayı içeriyor. Bu bariz görünen amaçlara ulaşmak elbette kolay değil: Hangi düşünen ve hisseden insan hayatını pişmanlık duymadan yaşayabilir ki?”  – San Francisco Chronicle

“Irvin Yalom, güzel ve cesur bir kitap yazmış. Ölümle yüzleştiği kadar teskin edici bir kitap. Yalom, hepimizin yüzleşmesi gereken bir paradoksu anlamamıza yardımcı oluyor: Fiziksel ölüm bizi yok eder ancak öleceğimizi bilmek bizi kurtarır.” –  George Valliant, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Yetişkin Gelişimi Bölümü Başkan

 

Eduardo Galeano’nun “Hikâye Avcısı” adlı kitabı Sel Yayıncılık’tan çıktı

 

Eduardo Galeano’nun “Hikâye Avcısı” adlı kitabı Süleyman Doğru’nun çevirisiyle Sel Yayıncılık’tan çıktı.

Eduardo Galeano, dünya denen cangıla bu kez ömrünün son dalışını gerçekleştirip hepimizi derinden sarsan küçük hikâyeler avlıyor…

Eşitsizliğin, şiddetin ve adaletsizliğin gemi azıya aldığı geçtiğimiz o uzun yüzyılın dökümünü, sevgi ve mizah yüklü sözcüklerle aktarırken, direnişin ve düş gücünün de yaygınlaştığını, insanlıktan her şeye rağmen umut kesmememiz gerektiğini bir kez daha vurguluyor.

Bütün kıtalardan ve bütün zamanlardan ezilenlerin, sömürülenlerin, dışlananların sesinin yorulmak bilmez taşıyıcısı, yazar, tarihçi, şair, anlatıcı, hatırlatıcı ya da John Berger’ın o güzel tanımıyla “dünyanın vicdanı” Galeano, üzerinde titizlikle çalıştığı, vasiyet niteliği taşıyan bu kitabında da sömürücülerle diktatörlerin leşçiliğine ve ahlaksızlığına karşı halkların insanlık ve haysiyet adına mücadelesini efsaneler, anekdotlar, gerçek hayat hikâyeleri ve olaylarla anlatmaya, dünya halklarının direniş belleği olmaya devam ediyor..

 

Kırmızı Kedi Yayınevi, Muzaffer Buyrukçu’nun “Bir Olayın Başlangıcı” adlı romanını yayımladı

 

Kırmızı Kedi Yayınevi, Muzaffer Buyrukçu’nun “Bir Olayın Başlangıcı” adlı romanını yayımladı

Önce gölgelerini gördüğü üç çocuk bitiverdi Doğan’ın başında. Yanlarında kuyruğundan kan akan üç aylık bir kuzu vardı.
“Niçin kestin kuzunun kuyruğunu?”
“Ben kesmedim, ilk defa görüyorum.”
İnanmadılar, sopalarla dövmeye başladılar. Dövdüler, dövdüler ve gittiler. O sopalar yeniden başına vurulacakmış gibi fırladı ve kendini korumak istercesine ellerini ileriye uzattı.

“Kişilerine iğne batırın, batırdığınız yerden kıpkırmızı bir kan sızdığını göreceksiniz. Öylesine canlı kişiler Muzaffer Buyrukçu’nun adamları.” – Cemal Süreya

 

Adalet Ağaoğlu’nun “Bir Düğün Gecesi” adlı eseri Hırvatça yayımlandı

 

birdugungecesihirvatca-2Adalet Ağaoğlu’nun Dar Zamanlar üçlemesinin ikinci kitabı olan Bir Düğün Gecesi adlı eseri, Hena Com adlı yayınevi tarafından Izidora Hercigonja çevirisiyle Hırvatça yayımlandı.

Hena Com, geçtiğimiz yıllarda üçlemenin ilk kitabı olan Ölmeye Yatmak adlı eseri de yayımlamıştı.

 

Suat Derviş’in “Ahmet Ferdi – Bir Kış Gecesi” adlı kitabı İthaki Yayınları tarafından ilk kez günümüz Türkçesiyle yayımlandı

 

ahmetferdi-2Suat Derviş’in “Ahmet Ferdi – Bir Kış Gecesi” adlı kitabı İthaki Yayınları tarafından ilk kez günümüz Türkçesiyle yayımlandı.

Kavuşamayan âşıklardan geleneksel aileye, mezarından kalkıp gelenlerden ölü gibi yaşayanlara uzanan çok sesli, çok renkli öyküleri kulağımıza fısıldıyor Suat Derviş. Bağırmadan, acele etmeden anlattıkları bazen korkudan tüylerimizi ürpertirken bazen heyecanlı bir oyunun içine çekiyor.

Dinamik ama sakin anlatımıyla kendine has bir dil yaratan öncü yazar Derviş’in on üç öyküden oluşan kitabı 1923 Osmanlı Türkçesi basımından sonra ilk kez Latin alfabesiyle Türkçede okurla buluşuyor

“Onu nasıl sevdiğimi, neden sevdiğimi öğrenmek mi istiyorsun!.. Sana uzun uzadıya, o zamanki hislerimi tahlil etmeden, yalnız şunu söyleyeceğim. O güzeldi… Ben de, sanatkârdım. O yeni ve genç, ben yıpranmış ve ihtiyardım…”

 

Filiz Ali’nin “Yok Bi’şey, Acımadı ki” adlı kitabı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı

 

Filiz Ali’nin “Yok Bi’şey, Acımadı ki” adlı kitabı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

Sabahattin Ali’nin kızı, Cumhuriyet Türkiyesi’nin müzik ve kültür atılımının önemli öğrencilerinden Filiz Ali’nin yaşamöyküsü, 1940’lardan günümüze Türkiye’nin öyküsü aslında.

Konservatuvar yılları, Amerika’da Türk bir genç kız olarak yaşadıkları, sonrasında Türkiye’nin en önemli sanat merkezi olan CRR’nin sanat yönetmenliği…

Tüm bunların ardından yolun başındaki gibi bir müzik okulu kurma arzusuyla doğan AIMA (Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi) Filiz Ali’nin yaşamının her anı müzikle, çalışmayla, okumayla dolu.

Annesiyle ilişkilerini, anne olmaya dair duygularını ve hiç bitmeyen öğretmenliğinin iç içe geçtiği ruh hallerini büyük bir içtenlikle -zaman zaman da özeleştiriyle anlatan- Filiz Ali’nin anıları Türkiye’nin bir dönemine tanıklık ederken kültür ve sanat dünyasının kazanımlarını ve kayıplarını anlamamızı da sağlıyor.

“Yok Bi’şey Acımadı ki…” Filiz Ali’nin neşeli üslubuyla kaleme aldığı, okuyanı zaman zaman hüzünlendirse de her şeye rağmen yılmadan çalışan ve ayakta kalan bir kadının hikâyesi olarak yol gösterici bir metin. Aynı zamanda umut verici.

“Elinizde tuttuğunuz bu kitapta üzüntü ve gözyaşı olmayacak. Hep güzel şeyler anlatacağım size. Doğanın, sanatın, müziğin, dostluğun, çocukların, gençlerin, hayatın güzelliklerini, tanıdığım ve örnek aldığım güzel insanları anlatacağım.

 

Pegasus Yayınları Irvin D. Yalom’un “Din ve Psikiyatri” adlı kitabını yayımladı

 

yalom-din-2Pegasus Yayınları, Türkiye telif hakları  ajansımız tarafından yönetilen Irvin D. Yalom’un “Din ve Psikiyatri” adlı kitabını Zeliha Babayiğit’in çevirisiyle yayımladı.

“…varoluşsal psikoterapi ile dinî teselli arasında da bazı kıyaslamalar yapacağım. Bu iki yaklaşımın karmaşık, gerilimli bir ilişkisi olduğuna inanıyorum. Bir bakıma aynı atalara ve endişelere sahip kuzenler sayılırlar: insanlığın doğasında bulunan umutsuzluğa çare bulmak gibi bir görevi paylaşıyorlar… Ama yine de temel inançlar ve psikoterapinin belli başlı pratik yaklaşımları ile dinî tesellinin taban tabana zıt olduğu da bir gerçek.”

İnsan neden ilahi bir varlığa inanma ihtiyacı hisseder? Ölüm neden korkutucudur ve insanı dinî teselliye iter? Din ve psikiyatri insan ruhuna nasıl dokunur?

2000 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Oskar Pfister Ödülü’ne layık gördüğü Irvin Yalom’un ödül alırken yaptığı konuşmayı içeren bu kitap, hemen her insanın zihnini kurcalayan sorulara yanıtlar sunuyor.

“Psikoterapiye ilgi duyan genel okur için Irvin D. Yalom’dan daha ilginç bir yazar olamaz. Aralarında Nietzsche Ağladığında romanı da bulunan on beş kurgu ve kurgu dışı kitabın yazarı olan Yalom, bir psikiyatr ve terapist olduğu kadar yetenekli bir hikâye anlatıcısıdır.” – Heather C. Liston

 

Yılmaz Çetiner’in “Son Padişah Vahideddin” adlı kitabı Kronik Kitap’tan çıktı

 

vahideddin-2Değerli yazarımız Yılmaz Çetiner’in “Son Padişah Vahideddin” adlı kitabı Kronik Kitap tarafından yayımlandı.

Dünya tarihi boyunca bazı imparatorluklar sessizce, bazıları da gürültülü bir şekilde ömürlerini tamamlamıştır. 600 yıl yaşamış olan Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerindeyse eşi benzerine az rastlanır olaylar meydana gelmiştir. Bu olayların birçoğu hazin, birçoğu da tarih malzemesi olarak oldukça zengindir. Yılmaz Çetiner, işte bu son derece duygu yüklü iklim eşliğinde Türkiye Cumhuriyeti’ni ortaya çıkaran günleri anlatıyor. Onun bu geniş anlatısının tanığı ise Son Padişah Sultan Vahideddin…

Çetiner’in kendine özgü anlatım gücü ve röportaj ustalığının birleşmesiyle ortaya çıkan Son Padişah Vahideddin, okuyucuya hiç bitmesin isteyeceği bir sinema filmi izlettiriyor. Bu filmde Son Halife Abdülmecid Efendi’nin güzelliğiyle meşhur kızı Dürrüşehvar da var, Osmanlı’nın son döneminden birbirinden ilginç Türk ve yabancı portrelerle birlikte Mustafa Kemal Paşa ve Lord Curzon da var.

Haber, röportaj ve inceleme-araştırma dallarında pek çok ödül almış olan Yılmaz Çetiner, bu eşsiz eseriyle sıradan bir tarih anlatısından farklı olarak tüm kahramanlarla birlikte yaşıyor, onları ete kemiğe büründürüyor. Okuru o dokunaklı atmosfere götürürken dönemin tarihini yapanları övmeden ve yermeden, tüm gerçekleriyle yazıyor.

Osmanlı Hanedanı arşivinden zengin fotoğrafları da içeren Son Padişah Vahideddin, tarihimizin en önemli dönemlerinden birini aydınlatıyor.

 

İthaki Yayınları David Winner’ın “Kökler – İngiliz Futbolunun Yakın Tarihi” adlı kitabını yayımladı

 

kokler-3İthaki Yayınları David Winner’ın “Kökler – İngiliz Futbolunun Yakın Tarihi” adlı kitabını Egemen Özkan’ın çevirisiyle yayımladı.

Hollanda futbolunu ve kültürünü incelikle anlatan Harika Portakal’ın yazarı David Winner’dan bu kez yakın İngiliz futbol tarihine ışık tutan bir kitap: Kökler.

İngiltere’nin Dünya Kupası’nda başarısız sonuçlar almasının arkasında yatan sebep ne? Roy Keane ile asla karşılaşmamış ancak hafif piyade tugayı teyakkuzunda ölen asker arasında nasıl bir bağlantı var? İngiltere’nin ruhu üzerinde çamurun ve ıslak meşinin ne gibi bir önemi bulunuyor?

İşte İngiliz futbolunu ilgilendiren bu ve bunun gibi sorulara sıradışı ve eğlenceli bir yaklaşımla yanıt bulan Winner, İngilizliğin ve sürekli devinim içinde olan futbolun ruhunu benzersiz üslubuyla anlatmayı başarıyor.

 

Kırmızı Kedi Yayınevi Müjdat Gezen’in “Oyunculuk Eğitimi Üzerine” adlı kitabını yayımladı

 

mgezenoyunculuk-2Kırmızı Kedi Yayınevi, yazarımız Müjdat Gezen’in “Oyunculuk Eğitimi Üzerine” adlı kitabını yayımladı.

Müjdat Gezen, hiç şüphesiz Türk tiyatrosunun yetiştirdiği, yaşayan en büyük efsanelerden biridir. Her şeyden önce, canlandırdığı karakterlerle toplumun ortak belleğinde yer etmiş, kuşaklar boyu herkesin beğenisini kazanmış usta bir oyuncudur. Oyunlarında sahicilikten ve doğruluktan asla taviz vermemiş, iyiliği ve güzelliği eşyada değil insanın kendisinde arayan, üstelik bu arayışı öğrencilerine de aşılamaya gayret eden müstesna bir yazar, yönetmen ve eğitmendir. Bu uğurda bin bir zorluk ve özveriyle açtığı Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin (MSM) kuruluş hikâyesi ve felsefesi, Türk tiyatrosu tarihinde ayrı bir bölüm ayırmayı gerektirir.

Kırmızı Kedi Yayınevi, bu nedenle Müjdat Gezen’in Bütün Yapıtları kapsamında yayımlayacağımız eserlerinin ilkini tiyatro kitaplarına ayırarak, sırasıyla Oyuncunun Elkitabı, Oyunculuk Eğitimi, Oyunculuğun Felsefesi ve İnsan Neden Oyuncu Olmak İster?.. adlı kitaplarını tek bir ciltte topladı. Tiyatro öğrencilerine ve tüm oyuncu adaylarına rehberlik edecek bir başvuru kaynağı niteliğindeki bu derleme, tiyatroyla geçen bir ömürden damıtılmış öneri ve tavsiyelerle dolu.

 

Elfriede Jelinek’in “Michael – Çocuksu Topluma Gençlik Kitabı” adlı romanı İletişim Yayınları’ndan çıktı

 

michael-2Nobel Edebiyat Ödüllü Elfriede Jelinek’in savaş sonrası ortaya çıkan kitlesel medyanın muzip dilli bir eleştirisini yaptığı erken dönem romanı “Michael – Çocuksu Topluma Gençlik Kitabı”, M. Sami Türk’ün çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı.

Jelinek, Michael’de “gençlik romanı” türünün coşkulu ve ümit dolu geleneğinden faydalanırken, ekran karşısında yetişmekte olan nesle dair endişelerini nefes nefese bir anlatı halinde okurlara sunuyor. Romanda, İkinci Dünya Savaşı sonrasında zenginleşen Avrupa’da, özellikle de savaşın travmalarından kaçmaya hazır bir kuşak içinde yaygınlaşan yarım ve yanlış bilinç, televizyonu kılavuz olarak kabul eden toplumun histerisi ve ortaya çıkan insanın düşünce biçimleri masaya yatırılıyor. Jelinek, ekranın iki yanını postmodern bir anlatıda sentezliyor, günlük konuşmayla televizyon ve radyoya ait kalıplar arasında ustaca geçişler yapıyor ve bir sonraki dönemeçte kayıtsız cinnetlerin olduğu yeni dünyayı gözünü ayırmadan, tüm karanlığı ve karamsarlığıyla anlatıyor.

 

Michael Ende’nin “Momo” adlı eserinin yeni baskısı Pegasus Yayınları’ndan çıktı

 

momoyeni-2Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen Michael Ende’nin “Momo” adlı eserinin yeni baskısı Leman Çalışkan’ın çevirisiyle Pegasus Yayınları’ndan çıktı.

Zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir.

Momo, büyük bir kentin tiyatro harabelerinde yaşayan küçük bir kızdır. Buldukları ya da kendisine hediye edilenler dışında hiçbir şeyi yoktur. Ancak olağanüstü bir yeteneği vardır: Momo, muhteşem bir dinleyicidir ve bunun için oldukça bol zamanı vardır.
Bir gün hayaletimsi topluluk “duman adamlar” ortaya çıkar. İnce hesaplı planlar kurup insanların zamanını çalarlar. Onları durduracak tek kişiyse Momo’dur.
Momo elinde bir çiçek, koltuğunun altında bir kaplumbağa ve gizemli Hora Usta’nın da yardımıyla koskoca duman adamlar ordusunun karşısında tek başına durur. Acaba Momo, zamanı çalan adamları tek başına alt edebilecek midir?
Toplumumuz ve günümüz insanının zaman algısı ve zamanı okuması üzerine bir masal olan Momo’yla Michael Ende, Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü’ne layık görülmüştür. Pek çok kez sinemaya uyarlanan Momo, kırktan fazla dile çevrilmiş, tüm dünyada 7 milyonun üzerinde satılmıştır.

“Michael Ende’nin romanları uzun yıllardır ‘kült kitaplar’ arasında.”
-Stuttgarter Zeitung –

“Momo, hem çocuklar hem de yetişkinler için bir masal niteliğinde.”
-Die Welt –

“Michael Ende’nin hayal gücü ve fantazyalarla dolu bu masal-romanı dünya çapında bir başarıya ulaştı ve klasikleşti.”
-Buch aktuell-

 

Tiyatro

 

 

“Annie” müzikali Nisan’da İzmir’de perdelerini açıyor

 

Ülkemizde çoksesli müzik ile opera, bale ve müzikal gibi sahne eserlerinin zor ve ulaşılmaz sanatlar olmaktan çıkarılarak, bu alanlara çocuklar başta olmak üzere çok sayıda insanımızın sevgi ve merakını kazandırmak, toplumumuzun bu sanatlara talebini arttırmak ve bu sanatları toplumun tüm kesimlerinin yararına sunmak amacıyla projeler gerçekleştiren Mozart Akademi Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen bir Broadway müzikalini, Annie’yi Türkiye’ye getiriyor.

Thomas Meehan tarafından yazılan, besteciliğini Charles Strouse’un yaptığı, şarkı sözlerini Martin Charnin’in yazdığı Annie müzikalinin genel sanat yönetmenliğini İlhan Cinpir yapıyor. Eseri Serdar Saatman sahneye koyuyor.

Mozart Akademi müzikalde Annie rolünü üstlenecek çocuk oyuncuyu ve diğer çocuk rolleri belirlemek amacıyla 2017 yılında geniş kapsamlı bir seçme düzenledi ve seçilen çocuklar koro, dans ve sahne eğitimi görüyorlar.

Müzikal 21 Nisan 2018’de İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi Sabancı Kültür Merkezi’nde prömiyer yapacak. Bu sezon yapılacak temsillerin ardından eser 2018-2019 sezonunda da sahnelenmeye devam edilecek. Annie Müzikali’nin İzmir dışında da sahnelenmesi planlanıyor.

16 Şubat 2018

 

Tankred Dorst’un “Benim Adım Feuerbach” adlı oyunu perdelerini açıyor

 

Tankred Dorst’un “Benim Adım Feuerbach” adlı oyunu 25 Ocak Perşembe günü Mecidiyeköy artı Sahne’de perdelerini açıyor.  Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu bünyesinde Ayşenil Şamlıoğlu’nun sahneye koyduğu oyunda Selçuk Yöntem, Toprak Can Adıgüzel ve Gülçin Kültür Şahin ile sahneyi paylaşıyor.

Oyuncu, oyun kişisini yaratabilmek adına kendi derinliklerine ve yaşam bilgisine doğru dalışa geçer. Bu, aynı zamanda bir yüzleşme sürecidir. Ve oyuncu bu süreç içinde, belki de yaşamının sonuna kadar unutmak istedikleriyle göz göze gelmek, onları yeniden var etmeyi dilediği oyun kişisi adına kuşanmak durumundadır. Böylesine can yakıcı, terletici, ürkütücü sürecin karşısında, kimi oyuncular suyun üstünde yüzmeyi seçerler, kimileri on, kimileri yirmi, kimileri de bin metreye dalarlar. Her rol adına tekrar tekrar yaşanan bu dalışlar yıllarla birlikte çoğaldığında ne gün, ne an bilinmez ama bir gün bir an vardır ki vurgun yiyebilirsiniz…

“Benim Adım Feuerbach”  25-26 Ocak, 9 ve 18 Şubat tarihlerinde Mecidiyeköy artı Sahne’de, 29 Ocak’ta Kozyatağı Kültür Merkezi Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde, 30 Ocak’ta Caddebostan Kültür Merkezi’nde, 4 Şubat’ta Mall of Istanbul MOI Sahne’de, 10 Şubat’ta Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde, 15 Şubat’ta Ankara’da ODTÜ KKM’de izlenebilir.

23 Ocak 2018

 

Hayati Çıtaklar’ın “Alyoşa” adlı oyunu perdelerini açtı

 

Yazarımız Hayati Çıtaklar’ın sanatçı Aliye Berger’in yaşam öyküsünden uyarladığı “Alyoşa” adlı oyunu İstanbul Devlet Tiyatrosu Üsküdar Tekel Sahnesi’nde perdelerini açtı.

Siyah beyazın içindeki tonları başka hiçbir yerde bulamadığını söyleyip hayatı bir çocuk sevinciyle rengarenk gören, “İçtenlik öğretilmez. Ne yaşamda, ne sanatta. Okulu yoktur. Ne isem o oldum. Yaşadığım, güzellikleriyle, acılarıyla, aşklarıyla, ölümleriyle, başkaldırışım ve baş eğmelerimle, umutlarım ve umutsuzluklarımla yaşadığım, benim olan dünyayı yansıtmak istedim yapıtlarımda. … Ama en çok, tüm bunları kucaklayan ve adına hayat dediğimiz olaydan, serüvenden etkilendim. Aşkla yaşadım. Ölümler bile öldüremedi bu bendeki aşkı. Ve coşkuyla, aşkla, sevgiyle yarattım ne yarattımsa.” cümlelerini hayatının merkezine alıp doğaya, güzelliklere ve ruha inanan, eteklerinin içine kelebekler dikip onları öpüştüren, eserlerini tülbentlere, kasap kağıtlarına, çamaşırlarına basan, hiçbir ‘izm’ ile sınırlanamayacak sanatı ile bu ülkede kendisi olma, kendi gibi yaşama cesaretini göstermiş meraklı, öncü, düş dolu Aliye Berger’in fırtınalı yaşamına bir tanıklık, yaratıcı ve efsanevi kişiliğine saygı duruşu niteliğinde bir oyun “Alyoşa”.

Ahmet Somers’in sahneye koyduğu oyunda Seray Gözler, Asuman Çakır, Erhan Tuna, M. Coşkun Ülgen, Melike Durak Aras, Gözde Yıldırım, Onur Somay ve Şebnem Bilgeer rol alıyorlar.

 

“Damdaki Kemancı” Ocak’ta Zorlu PSM’de

 

Hakları ajansımız aracılığıyla sağlanan, müziklerini Jerry Bock’un bestelediği, sözlerini Sheldon Harnick’in yazdığı, Sholem Aleichem’ın Tevye ve Kızları öykülerinden Joseph Stein’ın kitaplaştırdığı “Damdaki Kemancı”, Zorlu PSM prodüksiyonu ve Talimhane Tiyatrosu işbirliğiyle Ocak’ta Zorlu PSM’de başlıyor.

Sevilen oyuncu Binnur Kaya ve devlet tiyatrolarının ünlü oyuncusu Mehmet Ali Kaptanlar’ın başrollerini paylaştığı yapımda kalabalık bir oyuncu kadrosu yer alacak. Zorlu PSM’nin sahneye koyduğu ilk Türkçe müzikal yapım olan Damdaki Kemancı’nın 2, 3, 25 ve 26 Ocak 2018’de Drama Sahnesi’nde perdelerini açacak.

 

“Arzu Tramvayı” 29 Kasım’da UNIQ Hall’de perdelerini açıyor

 

Eserlerinin telif hakları Türkiye’de ajansımız tarafından temsil edilen Tennessee Williams tarafından yazılan ve tiyatro için bir dönüm noktası olarak kabul edilen, Broadway’in ardından Hollywood’u da derinden etkilemiş, uyarlama filmleri ile pek çok ödül almış olan “Arzu Tramvayı”, 29 Kasım’da UNIQ Hall’de perdelerini açıyor. 1982 yılında Yıldız Kenter ve Müşfik Kenter tarafından sahnelenen eserin, yeniden sahnelenmesi için uzun zamandır bekleniyordu ve 35 yıl sonra bu eser BKM ve ID İletişim’in yapımcılığında yeniden sahneleniyor.

Zerrin Tekindor, Onur Saylak, Şebnem Bozoklu ve İbrahim Selim’i bir araya getiren oyunun çevirisi Haluk Bilginer tarafından yapıldı, yönetmenliği ise Hira Tekindor’a ait. Arzu Tramvayı’nın premieri, 29 Kasım’da Uniq Hall’da gerçekleşecek. Oyun 29 Kasım’dan sonra Uniq Hall ve Zorlu PSM’de izleyicisiyle buluşmaya devam edecek.

 

Sadık Şendil’in senaryosundan tiyatroya uyarlanan “Bizim Aile” İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’ndan

 

Sadık Şendil’in unutulmaz senaryosundan Sinem Bayraktar tarafından müzikal bir oyun olarak tiyatroya uyarlanan “Bizim Aile” İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda 15 Kasım’da Üsküdar Musahipzade Celâl Sahnesi’nde perdelerini açıyor.

Aziz Sarvan tarafından sahneye konan eserde Funda Postacı Kıpçak, Nevzat Çankara, Tevfik Şahin, Müge Çiçek Türkoğlu, Ercan Demirhan, Yalçın Avşar, Mehmet Soner Dinç, Onur Demircan, Yiğit Ali Uslu, Tarık Köksal, Pınar Demiral, Zeki Yıldırım, Tankut Yıldız, Züleyha Karyağdı, Esra Ülger, Serkan Bacak, Gülsün Odabaş, Alp Tuğhan Taş, Cihat Faruk Sevindik rol alıyorlar. Oyunun müzikleri Mertol Şalt’a ait.

 

Hale Kuntay’ı kaybettik…

 

kuntay-2Değerli çevirmen Hale Kuntay’ı dün akşam kaybettiğimizi büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.

Çalışmalarını genellikle Alman dilinden yapan Hale Kuntay, İngilizce ve Fransızca’dan da oyunlar çevirmişti. Kuntay’ın 1955’ten bu yana ara vermeden yaptığı çalışmalar arasında; “Nikah Kağıdı”, “Evet, Evet, Evet”, Ağustos Böceği”, “Paşaların Paşası”, “Cennetlik Kaynana”, “Tarla Kuşuydu Jüliet”, “Kontrabas”, “Mefisto”, “Avluya Bakan Pencere”, “Ölüm Tuzağı”, “Elveda Saray Bosna”, “Ustalar Sınıfı” izleyicilerin ilgisini çeken oyunların yanı sıra “Kutup Ayısı Polaria” ve “Sihirbaz Oz” gibi çocuk oyunları da bulunmaktadır. Çevirdiği kitaplar arasında “Küçük Kara Balık” ile “Kızım Olmadan Asla” en çok baskısı yapılmış olanlardır.

1996-1997 yılında ilk kez düzenlenen Afife Tiyatro Ödülleri seçici kurul üyeliğine atanarak 7 yıl çalışan Hale Kuntay, 4 yıl da Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri jürisine hizmet vermiştir.

Hale Kuntay’ın cenazesi 9 Eylül 2017 Cumartesi (yarın) günü öğle namazını müteakip Zincirlikuyu Camii’nden kaldırılarak Zincirlikuyu Mezarlığı’nda defnedilecektir.

 

“Kürk Mantolu Madonna” ekim ayında Zorlu PSM’de

 

KMM-TIY-2Yazarımız Sabahattin Ali’nin unutulmaz eseri “Kürk Mantolu Madonna”nın usta tiyatrocu Engin Alkan tarafından ajansımızdan alınan izinle hayata geçirdiği tiyatro uyarlaması yine Alkan’ın rejisiyle Ekim ayında Zorlu PSM’de perdelerini açacak. Yapımcılığını Tuba Ünsal ve Nisan Ceren Göknel’in üstlendiği, Menderes Samancılar, Tuba Ünsal, Alper Saldıran ve Sercan Badur’un rol alacağı oyunun müziklerini Sezen Aksu, sahne ve ışık tasarımını Cem Yılmazer’in yapacağı açıklandı.

 

 

Tom Basden’in “Joseph K.” adlı oyunu DasDas Sahne’de

 

josephk-2Tom Basden’in “Joseph K.” adlı oyunu İlksen Başarır’ın çevirisiyle, Serdar Biliş’in süpervizörlüğünde DasDas Sahne’de. Oyunda Mert Fırat, Didem Balçın, Onur Dilber ve Özgün Aydın rol alıyorlar.

Joseph K, otuzuncu yaş gününü eve sipariş ettiği pizzayla kutlamak üzereyken, pizzasını getiren iki adam ona tutuklu olduğu bilgisini verirler. Joseph K’nın suçunun ne olduğuna dair hiçbir bilgisi yoktur ama kendini temize çıkarmak zorundadır. Joseph, tehdit altında olan özgürlüğüne yeniden kavuşmaya çalışırken görünmez ve mantıksız bir adalet sistemiyle savaşa girer.

İngiliz yazar Tom Basden’ın kara mizah yüklü uyarlamasında, Joseph K. Franz Kafka’nın yüz yılı devirmesine rağmen zaman aşımına uğramayan Dava’sının yeniden görülmesi için modern dünyanın labirentlerine bırakılıyor.

Oyun 31 Mayıs, 7 ve 8 Haziran tarihlerinde saat 20:30’da DasDas Sahne’de izlenebilir.

 

Sebastian Seidel’in “Bir Baba Hamlet” adlı oyunu Yücel Erten’in çevirisiyle Baba Sahne’de

 

babahamlet-2Türkiye hakları ajansımız tarafından temsile dilen Sebastian Seidel’in “Bir Baba Hamlet” adlı oyunu yine ajansımız bağlı Yücel Erten’in çevirisiyle Baba Sahne’de sahnelenmeye başladı.

Tiyatro yapma aşkının baş döndürücü güzelliği ile aptallaştırıcı büyüsüne ayna tutan “Bir Baba Hamlet”’te, Şevket Çoruh ve Murat Akkoyunlu birlikte rol alıyor.

Kalaslarından dekor, heveslerinden oyun yapmak üzere yola çıkmış iki cüretkar oyuncu, kendilerine kurban olarak Shakespeare’in başyapıtı “Hamlet”i seçmişlerdir. Cansiparane bir cesaretle seyircinin önünde buna yeltenirler, ama kısa sürede temsil “can havli”ne dönüşür.

Biri, oyunculuk için istediği ortamı bulamadığı anlaşılan Shakespeare uzmanı gibi davranan yarım porsiyon aktör; diğeri de şarkı söyleme hevesiyle sürekli müzikallerden dem vuran bir şaşkın… Eli yüzü düzgün, başı sonu belli, dört başı mamur, babalar gibi bir Hamlet düşlerlerken, ortaya çıkan kepazelik “Bir Baba Hamlet”e döner. “Ha unutmadan, çürümüş bir şeyler var Danimarka Krallığı’nda!”

Oyun 25,26, ve 27 Mayıs, 3, 9 ve 10 Haziran tarihlerinde Baba Sahne’de izlenebilir.

 

Recep Bilginer’in “Yunus Emre” adlı oyunu İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda

 

Recep Bilginer’in “Yunus Emre” adlı oyunu İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmeye başlandı.

Zafer Kayaokay  tarafından sahneye konan oyunun konusu şöyle:

13. yüzyılda Anadolu herkesin yutmak istediği bir lokma gibidir. Bir yandan Bizans, bir yandan Moğollar, bir yandan Anadolu Selçuklu Devleti’nin iç kargaşası nedeniyle halk aç, yoksul, sefil ve yorgundur.
Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli bir ak güvercin donunda konar Anadolu toprağına. Biriliği kurmak, kurmak ve korumak, bu coğrafyanın bütünlüğü için Allah sevgisini yaymak, bilim ve sanatı tesis etmek, insan sevgisini mutlak kılmak için.
Bu sevgi insandan Allah’a, Allah’tan insana uzanan uzun bir yoldur. Yunus ise bu yolun sözü, özü, yol göstereni, Allah aşkının ta kendisidir. İnsandan yola çıkar. İnsanda Tanrı’yı, Tanrı’da insanı arar.

“Yunus Emre” 12 Nisan’dan itibaren Cevahir Sahneleri’nde izlenebilir.

 

Afife Tiyatro Ödülleri Adayları Açıklandı

 

Afife Tiyatro Ödülleri 2017 adayları açıklandı.

Telif hakları ajansımız tarafından sağlanan birçok oyun aday gösterildi.

Nefesinizi Nasıl Tutarsınız / DOT; yılın en başarılı prodüksiyonu, yılın en başarılı yönetmeni (Murat Daltaban), yılın en başarılı kadın oyuncusu (Gizem Güçlü), yılın en başarılı yardımcı erkek oyuncusu (Köksal Engür), yılın en başarılı yardımcı kadın oyuncusu (Esra Ruşan),  yılın en başarılı sahne tasarımı (Murat Daltaban), yılın en başarılı sahne müziği (Oğuz Kaplangı), yılın en başarılı ışık tasarımı (Cem Yılmazer) olmak üzere 8 dalda aday gösterildi.

Gülünç Karanlık / Bakırköy Belediye Tiyatroları; yılın en başarılı prodüksiyonu, yılın en başarılı yönetmeni (Nurkan Erpulat), yılın en başarılı erkek oyuncusu (Alican Yücesoy), yılın en başarılı kadın oyuncusu (Elif Ürse), yılın en başarılı yardımcı erkek oyuncusu (Erol Ozan Ayhan), yılın en başarılı yardımcı kadın oyuncusu (Yelda Baskın),  yılın en başarılı sahne tasarımı (Cem Yılmazer), yılın en başarılı giysi tasarımı (Tomris Kuzu), yılın en başarılı ışık tasarımı (Cem Yılmazer)  olmak üzere 8 dalda aday gösterildi.

Godot’yu Beklerken / Stüdyo Oyuncuları; yılın en başarılı prodüksiyonu, yılın en başarılı yönetmeni (Şahika Tekand), yılın en başarılı erkek oyuncusu (Cem Bender), yılın en başarılı yardımcı erkek oyuncusu (Yiğit Özşener ve Onur Berk Aslanoğlu), yılın en başarılı sahne tasarımı (Esat Tekand), yılın en başarılı ışık tasarımı (Şahika Tekand) olmak üzere 6 dalda 7 adaylık aldı.

Yen / CRAFT; yılın en başarılı prodüksiyonu, yılın en başarılı yönetmeni (Çağ Çalışkur), yılın en başarılı erkek oyuncusu (Bora Akkaş), yılın en başarılı yardımcı kadın oyuncusu (Neslihan Yeldan), yılın en başarılı genç kuşak sanatçısı (Berker Güven ve İdil Sivritepe) olmak üzere 4 dalda 5 adaylık aldı.

Karıncalar – Bir Savaş Vardı / İBB Şehir Tiyatroları, yılın en başarılı erkek oyuncusu (Mert Turak), yılın en başarılı sahne tasarımı (Eylül Gürcan), yılın en başarılı sahne müziği  (Tolga Çebi), yılın en başarılı ışık tasarımı (Mahmut Özdemir) olmak üzere 4 dalda aday gösterildi.

Akciğer / Tiyatro.in; yılın en başarılı yönetmeni (Mehmet Birkiye),  yılın en başarılı kadın oyuncusu (Nergis Öztürk), dallarında 2 adaylık aldı.

Joko’nun Doğum Günü / Yolcu Tiyatro; yılın en başarılı yardımcı erkek oyuncusu (Cenk Dost Verdi), yılın en başarılı giysi tasarımı (Makbule Mercan) dallarında 2 adaylık aldı.

Tüy kalemler / Tatbikat Sahnesi; yılın en başarılı giysi tasarımı (Aslı Filinta) ve yılın en başarılı ışık tasarımı (Mustafa Bal) dallarında 2 adaylık aldı.

Yutmak / CRAFT; yılın en başarılı kadın oyuncusu (Merve Dizdar) dalında aday gösterildi.

Hedwig ve Angry Inch / Kazan Dairesi; yılın en başarılı yardımcı kadın oyuncusu (Ayşe Günyüz) dalında aday gösterildi.

Kundakçı / Oyun Atölyesi; yılın en başarılı sahne müziği (Çağrı Beklen)  dalında aday gösterildi.

İstila / B Planı; yılın en başarılı genç kuşak sanatçısı (Efe Tunçer) dalında aday gösterildi.

 

Sam Steiner’den “Limon Limon Limon Limon Limon” Dot’un 7 Serisinin ikinci oyunu

 

DOT bu tiyatro mevsiminde başlattığı, günümüz sorunlarını tartışan, metne ve performansa odaklanan, akşam yedide perdesini açan bir saatlik oyunlar dizisi “7 Serisi” nin ikinci oyunu olarak Sam Steiner’in “Limon Limon Limon Limon Limon” adlı oyunu sahnelemeye başlıyor.

Melisa Kesmez tarafından Türkçe’ye çevrilen oyunu Mert Öner yönetiyor, Esra Ruşan ve Serhat Parıl oyunda rol alan sanatçılar.

 

Peter Shaffer’in “Karanlıkta Komedi” adlı oyunu Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda perdelerini açıyor

 

Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen Peter Shaffer’in “Karanlıkta Komedi” adlı oyunu Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda 30 Mart’ta yapacağı gala ile perdelerini açıyor.

Bohem bir heykeltraş olan Brindsley hayatını değiştirecek bir fırsat yakalar. Ülkenin en zengin kolleksiyoncusu George Bumberger, eserlerini görmek için akşam evine gelecektir. Nişanlısı Carol ise bu durumu kendi açısından fırsata çevirerek, babası Albay Melkett’ i aynı akşam Brindsley’in evine davet eder. Ancak Carol, Brindsley’in eski eşyalarla dolu evinde bu iki önemli konuğu ağırlamak istemez ve Brindsley’in eşyalarıyla komşusu Harold’un eşyalarını gizlice değiştirirler. Ana sigortanın bir anda atmasıyla kesilen elektrikler, üst üste gelen davetsiz misafirler, ansızın çıkagelen eski sevgili Clea ve gizlice alınmış eşyaların vakitsiz gelen Harold’dan saklanarak zifiri karanlıkta geri götürülme telaşı… Üst üste gelen bu içinden çıkılmaz durumlarla Brindsley başa çıkabilecek mi? Başından sonuna kadar yaşanan sakarlıklar, yanlış anlaşılmalar ve korkuların doruğa çıktığı karanlığın komedisi Karanlıkta Komedi oyununda, aydınlıkta saklanan kişilikler karanlıkta açığa çıkıyor.

 

David Hare’in “Blu” adlı oyunu Meltem Cumbul’un rejisiyle Toy İstanbul’da

 

Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen İngiliz yazar David Hare’in Blu adlı oyunugenç ve yetenekli bir ekip tarafından Meltem Cumbul’un rejisiyle sahnelenmeye başlıyor. Oyunun müziklerini Nurkan Renda ve Zigan Aldi bestelerken, ışık tasarımını Ayşe Ayter, kostüm tasarımını ise Hakan Bahar üstleniyor.

+18 sahnelenecek oyunun kadrosunu Elçin Afacan, Serkan Rutkay Ayıköz, Nazlı Benan Özkaya, Can Remzi Ergen, Ayşe Özköylü, Barbaros Ergün, Dilhan Naz Özgülüş, Zehra Bilgin, Emre Yetim, Peral Filiz, Gamze Dar ve Ozan Erdönmez oluşturuyor.

14 Ocak 20.30’da ilk kez sahnelecek Blu, her hafta Cumartesi 20.30’da ve Pazar 19.00’da Toy İstanbul’da tiyatroseverlerle buluşmaya devam edecek.

 

Donald Margulies’in “Zamanın Durduğu An” adlı oyunu Tiyatro Fora’da

 

Türkiye hakları ajansımız tarafından temsil edilen, Pulitzer Ödüllü ünlü oyun yazarı Donald Margulies’in  “Zamanın Durduğu An” adlı oyunu Tiyatro Fora’da perdelerini açıyor. İlk oyun 20 Aralık Salı günü Caddebostan Kültür Merkezi’nde. Tufan Karabulut’un sahneye koyduğu oyunda Burcu Alp, Tufan Karabulut, Arda Kavaklıoğlu ve Gümeç Alpay rol alıyorlar.

“Zamanın Durduğu An” Ortadoğu’daki savaşın ve terör olaylarının dehşetini belgeleyen gazeteci bir çiftin hayatını mercek altına alıyor.

Kısa süre önce, Irak’ta yol kenarına yerleştirilen bir bombanın patlamasıyla ciddi biçimde yaralanan foto muhabiri Sarah, bir süre tedavi gördükten sonra hastaneden taburcu edilmiştir. Bir yandan aldığı fiziksel yaralarla başa çıkmak, bir yandan da geride bıraktığı hayatının üzerindeki duygusal izlerini silmek için çaba sarf etmektedir.

Tehlikeli koşullarda yaşamaya alışık iki kişi için normal bir hayat sürdürmek mümkün müdür? Gizlenmiş ihanetler ve farklı fikirler arasında bir hayatın geleceği olabilir mi?

 

Sam Bobrick’in “İki Bekar” adlı oyunu Duru Tiyatro’da

 

Duru Tiyatro Sam Bobrick’in, Ekin Tunçay Turan tarafından Türkçe’ye çevirlen “İki Bekar” adlı oyununu sahneliyor.

Emre Kınay ve Evrim Alasya’nın rol aldığı oyunun rejisi de Emre Kınay’a ait.

Yalnız bir kadın olan Shanette ile, yine yalnız bir adam olan Jack, ortak arkadaşlarının isteği  üzerine bir düğün yemeğinde bir araya gelirler… İlerleyen dakikalarda Jack yeni tanıdığı Shanette’ in sözlerinden ve davranışlarından rahatsızlık duymaya başlar ve bu tatsız başlangıç, gecenin sonunda Jack’ in çareyi bu tuhaf kadından kaçmasıyla son bulur… Bir tesadüf sonucu tekrar karşılaşan ikili, Shanette’ in ısrarcı tutumu sonucunda kavgalı, gürültülü, tuhaf, komik bir ilişki yaşamaya başlar… Shanette’ in eski arkadaşı çatlak Ernie’ nin kendisini kıskanıp öldürmesinden korkan Jack, Shanette’ in de çılgınlıklarına dayanamaz ve ondan ayrılır. Bu arada Shanette, Jack’ e gerçekten âşık olmuştur, tekrar bir araya gelmek için türlü numaralar yapar. Bu sırada Jack’ in başına da gelmeyen kalmaz. Sonunda Shanette, Jack’ in kendisini istemediğini düşünerek ülkeden ayrılır… İki yıl sonra Paris’ te yine tesadüfen karşılaşırlar. Shanette artık daha olgunlaşmış biridir, Jack’ i de unutamamıştır. Jack de başlangıçta Shanette’ e itiraf edemese bile onun gibi birini bulamamış ve tüm çılgınlıklarına rağmen onsuz yapamayacağını anlamıştır. İkili her şeye rağmen tekrar birlikte olmaya karar verir.

 

Tiyatro.iN “Akciğer” ile Moda Sahnesi’nde

 

Duncan MacMillan’ın “Akciğer” adlı oyunu Tiyatro.iN tarafından Moda Sahnesi’nde sahneleniyor. Oyunu Türkçe’ye Barış Arman çevirdi, Mehmet Birkiye sahneye koydu.

Ölümü yenmenin bir yolu da- belki de şimdilik bildiğimiz tek yol- neslin devamını sağlamak değil midir? Bizden sonra devam edecek dünyaya, bizden bir parça bırakmak. O parçada bizi biz yapan şeylerden hiç değilse birazının bu dünyada kalmaya devam edeceğine inanmak.

Ben çocuğumda yaşayacağım! Ve dünyada kalmaya devam edeceğim. Belki de sırf bu yüzden -bilincine varmadan- çocuklarımızı, bize benzemesi, bizim gibi davranması için bu kadar zorluyoruz. Gelecek dünyada onlarda var olmayı garanti altına almak için.

Peki ya bu gelecek dünyanın, bizim yaşam süremiz içinde yok olacağına dair bir kuşkumuz oluşursa. Hadi daha somut söyleyelim; iklim değişikliğinin insan hayatını bizim yaşam sürecimiz içinde yok edebileceği ihtimalinin çok ciddi bir olasılık olduğunu öğrenirsek, yine de çocuk yapar mıyız? Yapmaya kalkarsak bunu nasıl rasyonelize ederiz? Nasıl akla uydururuz? Ya da yapmamaya karar verirsek, milyonlarca senelik bu dürtüye nasıl karşı koyarız?

Bu karşıtlık Akciğer ’de; bir gerçeği görmek ve görmezden gelmek arasında bir ileri, bir geri gidip gelen çaresiz bir çifte kara komedinin kumaşını dokuyor. Akciğer; iklim değişikliği eşiğinde ki bir dünyada, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan insanoğlunun bu sorusunu, ironik bir klişe ile soruyor; “Çocuk yapmalı mı yapmamalı mı? İşte bütün mesele bu?”

Bu soru, bir çiftin içine düştüğü boşluğu ima eden boş bir alanda, delicesine dönüp duruyor. Sorunun sorulduğu ana sıkışmış bu çift, bu sorunun olası binlerce cevabının yarattığı karmaşa ile bir kaosa doğru hızla ilerliyor. Ve bu kaos giderek oyunun kendi zamanını ve mekanını inşa ettiği bir yapıya, bir düzene doğru evriliyor.

Akciğer 2016-2017 sezonu boyunca moda sahnesinde sergilenecek.

 

“Şahane Züğürtler” İBB Şehir Tiyatroları’nda

 

Jacques Deval’in “Şahane Züğürtler” adlı oyunu İBB Şehir Tiyatroları’nda perdelerini açtı.  Asude Zeybekoğlu tarafından Türkçe’ye çevrilen oyunu Haldun Dormen sahneye koydu.

Rusya’daki devrimden sonra pek çok Rus asilzadesi batı ülkelerine kaçtı. Ouratieff çifti de bu ailelerden biridir. Çar’a ait yüklüce bir serveti de beraberinde getiren çift bu paraya dokunmaz, çeşitli evlerde hizmetçilik ve uşaklık yaparak hayatlarını sürdürmeye devam ederler. Ancak bu parada herkesin gözü vardır ve Ouratieff çifti parayı korumak için büyük bir gayret içindedir. Neticede, çok büyük bir servete hükmetmekle beraber yoksul bir hayat yaşayan çiftin başına akılalmaz olaylar gelir. Fransız bulvar tiyatrosunun öncülerinden aktör, yazar ve yönetmen Jacques Deval’in 1933’te yazdığı komedi, eğlenceli iki saat geçirmek isteyenler için kaçırılmaz bir fırsat.

 

“Pencere” yeni sezonda da Oyun Atölyesi’nde

 

pencere2Oyun Atölyesi, Türkiye’de telif hakları ajansımız tarafından temsil edilen David Hare’in “Pencere” adlı oyununu yeni sezonda da sahnelemeye devam ediyor.

Haluk Bilginer tarafından dilimize çevrilen oyunu Birkan Uz sahneye koydu. Haluk Bilginer, Esra Bezen Bilgin ve Kürşat Demir oyunda rol alan sanatçılar.

Tom ve Kyra… Farklı dünya görüşleri olan bir kadın ve bir adam… İlişkilerinin bitmesinden 3 yıl sonra Tom’un Kyra’yı ziyaret etmeye karar verdiği o soğuk gecede, tüm yargılarından kurtulup yeni bir hayat kurabilecekler mi?