Kırıntılar

 

 

“Sözcükler. Pencere pervazları. Sararmış yapraklar. Yüksek topuklar. Etimoloji. Bodrum katları. Peri masalları. Erkek arkadaşlar. Karanlık ormanlar. Dönemeçli patikalar. Ekmek kırıntıları. Geride kalan bir şeyi işaret ediyorlar. Tanıdık bir şeyi.”

İnsanlardan uzak bir yaşam süren ünlü yazar Alida’ya Alzheimer teşhisi konulur. Klinikte, sıcakkanlı, yardımsever fakat hayatta tek başına ayakta durmakta zorlanan genç hemşire yardımcısı Beth’le tanışır. Beth, gün geçtikçe hafızası zayıflayan Alida’nın otobiyografisini tamamlamasına yardım etmek ister ve Alida’nın isteksizliğine rağmen onu ikna eder. Birbirlerine muhtaç bu iki zıt karakter, zorlu bir yolculuğa koyulurlar. Birlikte geçmişin karanlık ormanlarına dalıp derinlerde gömülü bir trajediyi gün yüzüne çıkarırlar.

 

 

Çevirmenin notları :

Oyun, yalnızlık temasını; yalnızlığı özümsemiş ve yalnız kalmaktan korkan iki kadın üzerinden başarıyla aktarıyor. Hepimiz yalnız kalmamak için kişiliğimizin elverdiği şekilde elimizden geleni yaparız. Kimisi kelimelere ve kavramlara, kimisi başka insanlara sığınır. Bunlar da kontrolümüzün dışında ellerimizden kayıp giderse mutlak yalnızlığa mahkûm oluruz. İyi ya da kötü, bizi biz yapan ve hayatta var olmamızı sağlayan, anılarımızdır. Bunları başkasına aktarmamızı sağlayan araçlardan, sözcüklerden mahrum kalmak en büyük çaresizliktir. Bunları kendimize hatırlatmamızı sağlayan hafızamızdan mahrum kalmak ise bir birey olarak varoluşumuzun sonu.

İşte Alida’nın yaşadıkları bize bunların önemini sorgulatıyor. Büyük acı vermesine, zihninin kendisine cephe almasına rağmen, son bir çabayla yıllardır kendine sakladığı çocukluğunu, kim olduğunu kâğıda dökmeye çalışıyor. Çünkü kendine bir birey olduğunu hatırlatmasının tek yolu bu.

Kelimelerle arasındaki köprü ise annesiyle özdeşleştirdiği Beth. Tek başına var olduğunu hissetmeyen, bu yüzden yalnız kalmamak için kendinden ödün veren ama aslında bir o kadar yalnız bir genç kadın.
Ebeveyn ve çocuk ilişkilerinin yetişkinlik yaşamına/ilişkilerine ne kadar yön verdiği; bir kadının kendine güven ve saygı duymamasının erkeklere ve ilişkilere yaklaşımını nasıl etkilediği, kurulan düşleri gerçekleştirmek için nelerin göze alınabileceği gibi konuların da işlendiği, Hansel ve Gretel masalından metaforlarla bezeli, sürükleyici ve dokunaklı bir oyun.

Kırıntılar, ilk kez West Virginia’da, Çağdaş Amerikan Tiyatro Festivali’nde olmak üzere Amerika’nın çeşitli eyaletlerinde sahnelendi.

“Bir tiyatroseverin yaşamında en keyifli şeylerden biri, akla ve kalbe aynı yoğunlukta hitap eden yeni bir oyun ya da yazar bulmaktır. Bu oyun, her ikisine de rastlamak için mükemmel bir fırsat.” – Classical Voices of North Carolina

“Hikayeleri, anıları, gerçeği, yalanı anlatmak için sözcüklere ihtiyaç duyarız. Bir masalda tanıdık bir yere dönmek için yol boyunca bırakılan ekmek kırıntıları gibi, oyunun kahramanı olan yazar da hayatı boyunca ardında sözcükler bırakmıştır. Fakat Alzheimer hastalığı bu sözcükleri teker teker kemirip hafızasından siler.

Haley’nin en ilginç fikirlerinden biri de, zaman zaman izleyicinin kendi duyduklarından bile şüphe etmesini sağlamak. Yalan söyleyen kim, bunayan kim, yanlış duyan kim, yanılan kim? Sözcük deyip geçebilirsiniz ama kalbimizi alıp başka yerlere götürmek için sözcüklerden başka neyimiz var?” – Backstage

 

Yazar : Jennifer Haley
Çevirmen : Eda Söylerkaya
Tür : Dram
Bölüm : Tek perde / yaklaşık 75 dk
Oyuncu adedi : 2 kadın